Maden Yasasında yapılmak istenen değişikliklere tepkiler çığ gibi büyüyor … Yapılan açıklamalarda; yurttaşa, en temel insan haklarına ve doğaya adeta savaş ilanı olarak değerlendirilen kanun teklifinin tek bir maddesinin bile kabul edilemez olduğuna dikkat çekilerek eklendi:
“Kesinlikle geçit vermeyeceğiz!”
A. Kemal KAŞKAR –
Başta zeytinlikler, meralar, ormanlar ve korunan alanlar olmak üzere önemli ekosistemlerin madencilik ve enerji yatırımlarına hızla ve kolaylıkla tahsis edilmesini sağlayacak torba yasa ile ilgili olarak Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK), Proje Evi Kooperatifi ile Slow Food Toplulukları Türkiye Ağı tarafından ve aynı torba yasa teklifine karşı yerel çevre örgütleri ve şemsiye yapılar tarafından örgütlenen ‘Toprağımızı Vermeyeceğiz Kampanya Grubu’nca basın açıklamaları yapıldı.
Ülkemiz genelinde yapılan bu açıklamalarla birlikte 24 Haziran Salı günü saat 11’de TBMM Dikmen Kapısı’nda buluşulacağının altı çizildi.
Zeytinlikler neden dokunulmazdır?
Ülkemiz genelinde çok büyük tepkiyle karşılanan maden yasasında değişiklik öngören torba yasa teklifinin komisyondan geçmesinin sonrasında TBMM genel kurulunda görüşülmesi beklenirken, UZZK, Proje Evi Kooperatifi ile Slow Food Toplulukları Türkiye Ağı tarafından yapılan ve yasanın hem doğa hem de toplum üzerindeki son derece yıkıcı etkilerinin dile getirildiği açıklamada, teklifin yalnızca çevreye değil doğrudan Anayasa’nın 56. maddesi ile güvence altına alınmış “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”na da bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekilip Türkiye’nin altına imza attığı Paris Antlaşması’nı ve koruma yükümlülükleri hatırlatılarak, “Hazırlanan yasa tasarısı ile bugün zeytincilik ile madencilik faaliyetlerinin yürütülmesinin “uyumlu” olabileceği yönünde söylemlerin yeniden gündeme getirildiği; ekolojik, tarımsal, sosyo-ekonomik ve kültürel gerçekleri göz ardı eden dar bir bakış açısıyla zeytinin “taşınabilir” bir şey olduğu, taşınan zeytin ağaçlarının yaşamaya devam ettiği, hatta kimi zaman daha fazla verim verdiği iddia ediliyor. Ancak bu iddialar yalnızca saha gerçeklerine değil, bilimsel gerçeklere de aykırıdır” denildi.
Zeytin ağaçları taşınabilir mi?
Açıklamada daha sonra şu görüş ve önerilere yer verildi:
“Teknik olarak zeytin ağaçları, sadece bazı koşullar altında taşınabilir. Özellikle kök toprağının bozulmadan alınması, naklin dormansi döneminde yapılması ve sonrasında yeterli sulama sağlanması gibi önlemlerle yüksek oranda başarı elde edilebildiği rapor edilmiştir (Fabbri et al., 2004; Tous et al., 2010). Ancak bu başarı, sınırlı sayıda kontrollü koşulda elde edilmektedir. Kimi kaynaklarda iddia edildiği gibi Türkiye genelindeki taşımaların % 97 başarı oranı ile sonuçlandığına dair herhangi bir yaygın saha verisi bulunmamaktadır. Ayrıca taşınan ağaçların kök stresine, toprak mikrobiyotasının kaybına ve uzun vadeli verim düşüklüğüne maruz kaldığı bilinmektedir (Fernández-Escobar, 2011).”
Verim artışı gerçek mi?
Verim artışı iddiası çoğunlukla, taşınan zeytin ağaçlarına yapılan budamanın etkisiyle açıklanır. Budama bazı yaşlı ağaçlarda kısa vadeli bir verim artışı sağlayabilse de (Pastor et al., 2005) taşınma sonrası zeytin ağacının yeni ortama adaptasyonu, kök sisteminin yeniden oluşması ve su-besin maddesi döngüsünün bozulması, bu verim artışını uzun vadede sürdürülemez kılar. Mevcut bilimsel literatürde taşındıktan sonra sistematik olarak verimi artan zeytinliklere dair güvenilir bir çalışma bulunmamaktadır.
Madenciliğin zeytinlik ekosistemlerine etkileri
Madencilik faaliyetlerinin zeytin tarımı üzerindeki etkileri çok yönlü ve yıkıcıdır: Toprak yapısı bozulur, kurşun, kadmiyum, arsenik gibi ağır metaller birikir, organik madde ve mikrobiyal canlılık azalır (Kabata – Pendias, 2010). Yüzeysel ve yeraltı su kaynaklarının tahribi, özellikle yarı kurak bölgelerde zeytin ağaçlarının su stresiyle karşılaşmasına yol açar. Tüm bu etkiler, sadece zeytin ağaçlarını değil, çevresindeki tüm tarımsal üretimi, biyoçeşitliliği ve toprak bütünlüğünü tehdit eder (Gómez et al., 2009; Ciccarese et al., 2012).
Rehabilitasyon bir çözüm mü?
Madencilik sonrası arazi rehabilitasyonu teorik olarak zeytin yetiştiriciliğine zemin oluşturabilir. Ancak bu süreç, toprak pH’ının düzenlenmesi, ağır metalden arındırılması, mikroorganizma popülasyonlarının yeniden kazanılması gibi onlarca yıllık yüksek maliyetli bir çaba gerektirir. En önemlisi de bu alanlar, eski zeytinliklerin sunduğu karbon yutaklığı, habitat fonksiyonu gibi ekosistem hizmetlerini, yüzlerce yılda oluşan kültürel değerleri yeniden üretemez (Fernández-Escobar, 2011).
‘Karbon Yutağı’ olarak zeytinlikler ve Türkiye’nin yükümlülükleri
Bilimsel araştırmalar zeytin ağaçlarının, uzun ömürlü, her dem yeşil ve derin köklü yapıları sayesinde atmosferden karbonu etkin biçimde alarak toprakta ve biyokütlede uzun süreli olarak depolayabildiğini göstermektedir. Ağaçların yaprak dökümü, az toprak işleme ve doğal örtü bitkileri sayesinde toprakta mikrobiyal yaşam desteklenmekte, karbonun uzun süreli olarak tutulması sağlanmaktadır. Özellikle geleneksel, düşük girdili yönetim sistemlerine sahip zeytinliklerin, yıllık ortalama 4–5 ton CO₂/ha seviyelerinde karbon tutabildiği ortaya konmuştur (Gucci et al., 2012; Montanaro et al., 2017). Bilimsel çalışmalar, zeytinliklerin sadece birer tarımsal üretim alanı değil, aynı zamanda stratejik karbon yutakları olduğunu göstermektedir. Öte yandan Türkiye’nin de taraf olduğu Paris Antlaşması’nın 5. Maddesi, taraf devletlerin doğal karbon yutaklarını “korumaları ve uygun şekilde geliştirmeleri” gerektiğini açık biçimde belirtmektedir. Bu durumda, Türkiye’nin zeytinlikler gibi etkin karbon yutaklarını hukuken ve fiilen koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Sonuç: Zeytinlikler varlıklarını koruyarak yaşar
Zeytinlikler yalnızca tarımsal alanlar değil, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede karbon yutağı olan,
birçok yerel canlı türüne, bitkiye ev sahipliği yapan, zengin biyoçeşitliliğe sahip ve yüzyıllardır kültürel
bellekte yer edinmiş canlı peyzajlardır. Madenciliğin bu değerlerle uyumlu olabileceğini iddia etmek
mümkün değildir. Bilimsel veriler, bu iki faaliyetin aynı mekânda sürdürülebilir şekilde yürütülemeyeceğini
açıkça ortaya koymaktadır. Kamu politikalarının, yatırımcıyı koruyan kısa vadeli ekonomik kazançlar yerine
uzun vadeli ekolojik, ekonomik ve kültürel sürdürülebilirliği esas alması zorunludur.
Tüm bu bilimsel gerçeklerin ötesinde zeytin, tarımsal ve ekolojik olduğu kadar sosyo-ekonomik ve kültürel
bir değerdir. Yüzbinlerce insanın doğup büyüdüğü, yaşamını sürdürdüğü ortamın doğal bir parçası,
atasından miras aldığı, çocuklarına miras bırakacağı geçim kaynağı, kültürünün, tarihinin, gelenek ve
göreneğinin bir parçasıdır. Zeytinlikleri yok etmek ya da taşımak insanlara burada yaşamayın, üretmeyin
demekle eşdeğerdir. Zeytinime Dokunma!”
Sermayenin işgal yasasına geçit vermiyoruz!
AKP-MHP iktidarının torba yasa teklifine karşı yerel çevre örgütleri ve şemsiye yapılar tarafından örgütlenen ‘Toprağımızı Vermeyeceğiz Kampanya Grubu’nca yapılan “Ülkemizin topraklarına, zeytinliklerine, meralarına, ormanlarına, korunan alanlarına ve su varlıklarına göz diken sermayenin işgal yasasına geçit vermiyoruz” başlıklı açıklamada ise teklifin, muhalefet milletvekillerinin incelemesine ve kamuoyunda tartışılmasına fırsat tanınmadan ve toplantıya katılmak isteyen Akbelen, Deştin ve Eskişehir başta olmak üzere Meclis’e koşup gelen vatandaşlara, ekoloji örgütleri ve baro temsilcilerine engellemeler yapıla yapıla komisyondan apar topar geçirildiği belirtilerek, “Baroların, ekoloji örgütlerinin ve yurttaşların itirazları ile muhalefet partilerinin önergeleri kabul görmedi; tamamen göz ardı edildi. Yandaş sektör temsilcileri ve sendikaların talepleri doğrultusunda iktidar milletvekillerince hazırlanmış yasa teklifi, tek bir noktası bile değiştirilmeden komisyondan geçirildi. Milli parkları, korunan alanları, sulak alanları, arkeolojik sitleri, özel çevre koruma bölgelerini, ormanları, kıyıları, meraları ve zeytinlikleri mevcut koruma statülerini hiçe sayarak maden ve enerji yatırımlarına açan bu teklifin, 24 Haziran, Salı günü Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi bekleniyor. Anayasaya aykırı olan kanun teklifi, yaşam alanlarımıza, tarım alanlarımıza, doğal varlıklarımızın tamamına, suyumuza, toprağımıza, zeytinliklerimize ve en önemlisi küçük üreticilerin bağımsızlığına karşı planlanmış bir toprak gaspı yasasıdır.
Yurttaşların tapularına rahatça el konulabilecek bir kara neoliberal düzenleme yapılıyor. Yerle bir edilen mülkiyet hakkıyla yasalar önündeki eşit yurttaşlık, tebalık seviyesine indiriliyor. Bu açıkça bir işgal yasasıdır.
‘Süper İzin Yasası’ olarak lanse edilen kanun teklifi ile ÇED ve diğer izin süreçlerinin kısaltılmasının arkasında yatan amaçlardan birinin de, yerli şirketler için olduğu kadar, iktidarın Birleşik Arap Emirliği, Çin gibi ülkelerle yaptığı enerji anlaşmaları doğrultusunda bu ülkelerin şirketlerine verilmiş taahhütler olduğu anlaşılıyor. Kanun teklifinin gerekçesinde ‘yerli ve milli’ yatırımlara destek olunacağı belirtilse de aslında emperyalist bir sömürü yasası olduğu gerçeği de ortadadır.
İktidar bu kanun teklifi ile yurttaşa, en temel insan haklarına ve doğaya adeta savaş ilan etmiştir.
Kanun teklifinin tek bir maddesi bile kabul edilemez. Kesinlikle geçit vermeyeceğiz!
Biz, yurttaşlar olarak bu kanun teklifinin Meclis’ten geçmemesi için tüm gücümüzle mücadele edeceğiz.
Toprağımızı vermeyeceğiz!
İşgal, talan ve sömürü kanun teklifini geri çektireceğiz!
Yaşamlarımıza ve doğaya yapılacak bu son büyük darbeyi engellemek üzere memleketin dört bir tarafından yola çıkıyor, 24 Haziran Salı günü saat 11’de Meclis’te buluşuyoruz. Aynı gün tüm illerde sokağa çıkıyoruz.
Tek yolumuz, birlikte mücadelemiz! Havama, Suyuma, Toprağıma dokunma!”




