Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Devletimizin nasıl kurulduğu hakkında nüfusumuzun önemli kısmının duygu ve düşüncelerinin aynı olduğunu düşünüyorum. Kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk için de. Neden mi böyle düşünüyorum, çünkü her yıl Anıtkabir bir önceki yıldan daha fazla ziyaretçiye kapılarını açıyor. Ne hediye, ne bedava yemek ne de başka bir çıkar var gelenler için, üstelik zaman ve para harcayarak geliyorlar! Üstelik de iktidarın 24 yıldır karşı propagandasına, eğitimde ve her alanda görmezden gelme girişimlerine karşın.
Ancak tüm bunlar içimizin rahat olmasına neden mi? Hayır tabii ki. Üstelik rahat olmamamız için o kadar neden var ki!
Kurtuluş savaşı yıllarında Atatürk’ün şu sözü insanın içini acıtmıyor mu: “… İsyanların müthiş olan ve aylarca devam eden boğucu dalgaları, Ankara’daki karargahımızın duvarlarına çarpıyordu …”
Bir yandan emperyalistlerin işgal ettiği bir ülke, sarayın yani padişahın düşmanla işbirliği, yokluk ve hastalıkla boğuşan bir halk ile kurtuluş mücadelesi yapmak. Bu şartları göz önüne getirdiğinizde sanırım pek çok değerlendirme “burada başarı çok zor” şeklinde olurdu.
Zorluklar sadece bu muydu? Tabii ki hayır.
İç ayaklanmalar, hem kurutuluş savaşı sırasında hem de savaş sonrası yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk yıllarında sürmüştür. İnsan bazen düşünüyor, bu kadar hain nasıl bir araya toplandı?
Bu yazımızda Mondros Mütarekesi’nden sonra işgal altındaki ülkede emperyalist işgalciler yanında, bu topraklarda yaşayıp bu topraklara ihanet eden, kimi din kisvesi altında, kimi işbirlikçi kimi de bu durumdan yararlanıp kendi iktidarını kurma yolunda milli mücadeleye ihanet eden isyanları kısaca hatırlatacağım. Böylece Kurtuluş Savaşı’nın, sadece işgalcilere karşı verilmediğini göreceksiniz.
Bu gerçekten ağır bir durumdur!
Ayaklanmaların ilkini Ali Galip olayı olarak ifade edebiliriz. 20 Ağustos 1919 ile 15 Eylül 1919 süresi içinde gerçekleşmiştir. Damat Ferit hükümeti tarafından, Elazığ Valisi Ali Galip’e çekilen telgraf ile Erzurum ve Sivas kongrelerinin engellenmesi, Mustafa Kemal’in yakalanması için İngiliz Binbaşı Noel desteği ile Kürtlerin ayaklandırılması amaçlanmıştır. Bu konuda İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck ile Damat Ferit, Kürtlerin Mustafa Kemal’e karşı kullanılması için 12 Eylül 1919 tarihinde gizli bir anlaşma yapmışlar. Ancak bu plan, Mustafa Kemal emriyle Ali Galip’in tutuklanması için harekete geçilmesi üzerine Ali Galip’in ve İngiliz Binbaşı Noel’in kaçmasıyla sonuçlanmıştır.
Bozkır Ayaklanmaları. İlki 27 Eylül – 4 Ekim 1919 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. İkincisi ise, 20 Ekim – 4 Kasım 1919 tarihleri arasında yaşandı. Mustafa Kemal’in Samsun’a gitmeden irtibat kurduğu komutanlardan biri de Konya’dan Cemal Paşa’dır. Milli mücadeleye destek vereceğini söylese de İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olup Damat Ferit beye bağlılığını her fırsat gösteren, Konya’yı işgal eden İtalyanlar ile işbirliği yapmaktan çekinmeyen, milli mücadele aleyhine her türlü işi yapan biri. Bozkırlı Zeynel Abidin, Cemal Paşa ve İstanbul’daki rahip Frew işbirliği ile garnizona saldırır ve isyan ederler. Bu ayaklanma Yarbay Arif komutasındaki birliklerce bastırılır. Kinci Bozkır ayaklanması da birincinin tekrarı gibidir.
Şeyh Eşref Ayaklanması. 2 Ekim – 24 Aralık 1919 tarihleri arasında gerçekleşmiş. Sahte Peygamber Şeyh Eşref bütün İslam alemini kendine bağlama sevdası ile Bayburt’a bağlı Hart bucağında, çevresinde müritlerden bir kalabalık toplamış ve isyan etmiş. Binbaşı Nuri bey komutasındaki 50 kişilik birliği ağırlamak bahanesiyle evlere paylaştırmış, askerlerin silahlarını alarak Binbaşı Nuri beyi şehit etmiştir. Bunun üzerine 9. Tümen Komutanı Yarbay Halit bey gönderilmiş, Şeyh Eşref öldürülerek isyan bastırılmış.
Düzce isyanları. İlki 13 Nisan – 31 Mayıs 1920. İkincisi 19 Temmuz – 23 Eylül 1920 tarihleri arasında gerçekleşmiş. Bu isyanlar, işgal kuvvetlerine karşı savaşan Mustafa Kemal ve arkadaşlarını engellemek için İstanbul hükümetlerinin yerel işbirlikçileri eliyle yaptıkları hareketlerdir. Kurtuluş savaşını yapan güçleri arkadan vurmaktan, bu yolda düşman ile işbirliği bile yapmaktan çekinmeyen güruhların kalkışması, Halifeci Çerkezlerin 13 Nisan günü Düzce’yi ele geçirmeleri ile başlar. Gerede’de ise Kör İmam Ali ve arkadaşları kenti ele geçirir. Düzce, Gerede, Mudurnu, Nallıhan ve Beypazarı isyancılardayken, İzmit Derince hattındaki İngilizler de isyancılara cesaret vermektedirler. Ankara’ya doğru yürümeyi düşünen isyancılara Mustafa Kemal’in emriyle Batı birliklerinden Salihli ve Balıkesir Kuva-yi Milliye üyesi Çerkez Ethem, Binbaşı Nazım Bey birliği, Yarbay Arif Bey birliği, Ali Fuat Paşa ve Refet Paşa Ankara’dan görevlendirilirler. Bir süre sonra isyancılar yenilir ve bu yerler yeniden TBMM’nin kontrolüne girer. Yunan, İzmir’i işgal edip Anadolu’da ilerlerken isyan yeniden başlar. Ancak Ankara ile yapılan görüşmeler sonunda isyandan vazgeçilir. Anlaşma eski suçlardan suçlanmayacaklarına dair güvencedir. Ankara bu güvenceyi verir.
Anzavur isyanları. 25 Ekim – 30 Kasım 1919 ve 10 – 22 Mayıs 1920. Anzavurlar Kafkasya’dan gelip Marmara bölgesine yerleşen Çerkez boylarıdır. Gençliğinde jandarma eri olarak Aydın-Ödemiş bölgesinde görev yapmış, Çakırcalı Mehmet Efe’nin öldürülmesinde görev almış, alaylı yüzbaşılığa kadar yükselmiş biri. İsyan Sivas kongresinden bir ay sonra başlar. Yerleşim yerlerindeki halkı toplayıp, askerliğin bittiğini, “evlerinize dönün isterseniz bana katılın, Yunanlılar ile savaşmayın” gibi propagandalar yaparak kendisinin “Kuva-yi Muhammediye” olarak görevlendirildiğini söylüyordu. Ayrıca Biga’da isyan çıkarması için İngilizlerden 500 altın alan Anzavur, Damat Ferit ve Harbiye Nazırı Süleyman Şefik beyden de yardım almaktadır. Anzavur, Kazım Paşa’ya gönderdiği mektupta “… Sen askersin, kumandansın, görevini tarafsız yapmalısın. Bu çeteler İttihat ve Terakki eşkıyadır, ben bunları terbiye edeceğim, sen karışma” der. İlk olarak Yusuf İzzet Paşa bu kalkışmaya müdahale ederse de başarılı olamaz. Balıkesir’den Albay Kazım bey, Bursa’da Bekir Sami beyler Susurluk civarında 15 Kasım’da çevirirler ve kanlı çarpışmaların ardından Anzavur kuvvetlerine ciddi zarar verilse de yok edilemezler. Daha sonra 2. Anzavur isyanı Şubat 1920’de başlar. Anzavur halka, “Beni size, önce Allah sonra padişahımız efendimiz gönderdi. Padişahımız Yunanlılara karşı harp edilmesine razı değildir. Yunanlılar bizim dostumuzdur” şeklinde propaganda yapmaktadır. Diğer eşkıya ve hainlerin katılımıyla gücünü artırmıştır. O günlerde İstanbul’da Hilafet şurası toplanacağı, Anadolu’daki Milli Harekete karşı Kuva-yi İnzibatiye adıyla yeni bir ordu kurulacağı haberleri duyulmaktadır. Bu güçlerin İzmir’den işgale başlayan Yunanlılarla birleşmeleri Kurtuluş Savaşı için büyük tehlike demekti. Salihli ve Balıkesir Kuva-yi Milliyesi olan Çerkez Ethem bey birlikleri Anzavur’un bu yürüyüşüne dur demek için harekete geçer ve Anzavur birlikleri Taşköprü hattında savaşı kaybeder. Kendisi Karabiga limanındaki itilaf devletlerine ait bir gemiyle İstanbul’a kaçar. Geride bıraktığı silahlar bir kolorduyu donatacak yeterliktedir. Çerkez Ethem birlikleri daha sonra Ali Fuat Paşa ile birleşir ve kalan eşkıya da bertaraf edilerek en tehlikeli isyanlardan biri sona erdirilir.
Zile ayaklanması ise 25 Mayıs – 21 Haziran 1920 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. İstanbul hükümeti Sivas Kongresi sonrası Anadolu’nun İstanbul ile ilişkisinin kesilmesi ve halkın Heyet-i Temsiliye’ye katılması morallerini bozmaktadır. Bu durumdan kurtulmak için cahil halk düşman ile işbirliği yapmaya ve Kuva-yi Milliye’ye karşı ayaklanmaya teşvik ediliyorlardı. Avukat Ali Bey’in elebaşılığını yaptığı bir grup, Halife talepleri ile ayaklanmışlardır. Mustafa Kemal’in direktifleri ile Yıldızeli Müfrezesi Zile üzerine gönderilmiş, kanlı çarpışmalar sonrası 21 Haziran’da Milli kuvvetlerin galibiyeti ile son bulmuştur.
Birinci Yozgat ayaklanması, 15 – 27 Mayıs 1920 tarihlerini kapsar ve Çapanoğulları tarafından başlatılır. Milli harekete ve hükümete karşı ilk tepkiyi Yozgat Mutasarrıfı Necip beyin, padişah ve onların kanunlarından başka bir şey tanımayacağını açıklaması çok etkili olur. Bu açıklamayı Büyük Milleti Meclisi için üye seçiminde ifade eder. Ulusal hareketi, padişaha başkaldırma olarak nitelerler. Bu arada Postacı Nazım, Yıldızeli’nde ayaklanmıştır. Milli hareket karşıtı propaganda yapmaktadırlar. Sivas’a gönderilen süvari birliği sonuç alamaz, Yıldızeli’ne gönderilen birlik baskına uğrar. İsyancılar cesaretlenir. Mustafa Kemal, yardımı olur düşüncesiyle Bektaşi Şeyhi Çelebi Cemaleddin Efendi’den harekete geçmesini istese de, Çelebi efendi hastalığını ileri sürerek yardıma yanaşmaz. Müdafa-i Hukukçular, Kuva-yi Milliyeciler, komutanlar yokluk içinde boğuşmaktadırlar. Antep Kuva-yi Milliye Müfreze komutanı Kılıç Ali Paşa, aldığı emir ile Yozgat’a gelmiş ve manzaradan ümitsizliğe düşmüştür. Yozgat’ta sıkıyönetim ilan edilir. Daha önce gözetim altında tutulan, ancak tutuklanacağı öğrenilince Ankara Vali vekili Yahya Galip tarafından haberdar edilen Çapanoğulları, büyük Yozgat ayaklanmasını başlatır. 15 Haziran 1920 tarihinde şehri kuşatır, amaçları Mustafa Kemal Paşa’yı yakalamaktır ve bu konuda bazı Mebuslar ile haberleşmeye çalışılmaktadır. İsyan ciddi boyuta vardığında Çerkez Ethem Ankara’ya çağrılır. İsyanı bastırma işini üzerine alırken, Ankara’ya da eleştirilerini saklamaz, söyler. Çapanoğulları ilk çarpışmada arkasında yüzlerce ölü bırakarak kaçar. Bu sırada Yunan kuvvetleri Batı’da ilerlemektedir ve cephe bozulmak üzeredir.
Milli Aşiret Ayaklanması, 1 Haziran – 8 Eylül 1920 tarihleri arasında meydana gelmiştir. 21 Ekim 1915 tarihli toplantıda İngiltere ile Fransa arasında Ortadoğu’nun nasıl paylaşılacağı ile ilgili görüşmede Kürtlere bağımsızlık verilip verilmeyeceğinin kararı da verilecekti. İngiltere, Türk olmayanların tamamen ayrılması, Fransızların ise Kürt bölgelerinde değerli madenler olduğu bildirisi sonrasında Ermenistan ve Laz devletlerinin kurulmasına karar verilirken, Kürtlerle ilgili karar verilemedi. Fransızların kışkırtmalarıyla Urfa ve civarında bazı aşiret üyeleri düşmanla gizli anlaşmalar yaptılar. Siirt’ten Dersim’e kadarki alanda bu aşiretler zorla buyruklarının dinlenmesini istediler. Fransızlar Urfa’yı ikinci kez ele geçirmek için yürüyüşe geçerken, isyancı aşiretler de Siverek’e doğru ilerlediler. 5. Tümenin bu kalkışmayı bertaraf etmesi sonucu isyancılar çöle kaçmak zorunda kaldılar. Koçgiri ayaklanmasına kadar bağımsız devlet kurma hayalleri engellenmiş oldu.
II. Yozgat ayaklanması. İlkinde affedilen 500 kişilik gönüllü alayı cepheye gitmeleri için Yozgat’ta toplanırlar. Düşman ile savaşmak yerine isyan ederler, ancak kısa sürede bu isyan bastırılır.
Konya ayaklanması, 2 Ekim – 22 Kasım 1920 tarihlerinde yaşanmıştır. Konya valisiyken İngiliz ajanlar ile çalışıp halkı kışkırtan Cemal bey, bir kısım cahil halkı kandırmayı başarır. İsyancılar Konya Ankara iletişimini keser. Delibaş Mehmet, isyanın alanını genişletip Konya’ya vali atayıp kendi hükümetini kurar. Refet beyin Milli Kuvvetleri göndermesiyle Konya kurtarılır. Daha sonra Demirci Efe ve diğer milli kuvvetlerin katılımıyla Refet bey isyanın diğer bölgelerdeki uzantılarını yok eder ve Konya isyanı bastırılır.
Demirci Mehmet Efe isyanı, sadece bir ay sürmüştür 1 – 30 Aralık 1920. Demirci Mehmet Efe, Nazilli Piribeyli köyünden olup halk kahramanıdır. Milli mücadelede düşman ile savaşmış, ancak düzenli ordu kurulma aşamasında Burdur Milli Alayı lağvedilince Demirci, Mustafa Kemal’den alayın yeniden kurulması için emir vermesini rica eder. Ancak karar kesindir ve kendisinin düzenli orduya alınacağı, 300 kişilik süvari alayına komuta edeceği önerisine önce evet dese de sonra cayar. Bunda etrafındaki fitnecilerin, hatta karısının bile “bunlara güven olmaz” demesi etkilidir. Bu sırada Demirci Efe ile Çerkez Ethem’in birleşerek Ankara üzerine yürüyeceği istihbaratı üzerine, Mustafa Kemal, bu kalkışmalar karşısında haklı durumda olduklarını ve Meclis’te bu haklılığın korunması amacıyla yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyler. Demirci Efe Kuva-yi Milliye kuvvetlerine yenilir ve teslim olarak affedilir.
Çerkez Ethem ve kardeşlerinin ayaklanmaları, 27 Aralık 1920 de başlar ve 23 Ocak 1921 tarihinde biter. Ailece Osmanlı’nın iç ve dış emniyetini yüklenmiş örgütte yer almışlar. Ethem bey asker olarak çeşitli cephelerde savaşmış biridir. Mütakere yıllarında, Yunan işgali öncesi İzmir Valisinin oğlunu fidye için kaçırır. Askerliği gibi eşkıyalığı da tanınmıştır. İşgal sonrasında Rauf bey, milli mücadele için adam topladığı sürede Ethem beyi de mücadeleye çağırır. Ethem bey bu çağrıyla milli mücadeleye katılır ve dağıtılmış ordudan dağda bulduğu askerleri bir araya getirerek birliğini güçlendirir. Bu sırada Yunan işgale başlamış ve kalıcı olacağını göstermiştir. Halka bu anlatılarak direniş büyütülür. Gerek Yunan işgali gerekse iç isyanlarda gösterdikleri başarı ile büyürler ve bir süre sonra gurur ve kışkırtmalar ile bazı hayallere kapılırlar. Mustafa Kemal ile ilk ayrı düşmeyi Yozgat dönüşü yaşamıştır. Ethem bey Ankara Valisini yargılamak ister ve diğer faillerin de yerinde derhal idam edilmeleri gerektiğini ifade eder. Ayrılık öyle noktaya taşınır ki, “Ankara’ya gelirsem TBMM Reisi’ni Meclis’in önünde asacağım” demek cüretini gösterir. 18 Eylül 1920 tarihinde 42 sayılı karar ile İstiklal Mahkemeleri kurulur. Bundan böyle kaçaklar, casuslar bu mahkemelerde yargılanacaktır. Ethem’in Kardeşi Tevfik bu karara karşı çıkarak “anında askerlerin önünde asılmaları gerektiği”ni söyler. Oysa İstiklal Mahkemeleri, amaçları doğrultusunda hem askerden kaçmaları önlendiği gibi, iç güvenliği de sağlayabilmiştir. Batı cephesi komutanlığına getirilen İsmet bey, Mustafa Kemal’in talimatı ve yasal düzenlemeler doğrultusunda düzenli ordunun geliştirilmesi için seyyar ve dağınık kuvvetlerin derhal düzenli ordulara katılmalarını temin için harekete geçer. Ethem bey ve kardeşleri bunu kabul etmez. Bu karar aleyhine çalışmaya başlarlar. Batı cephesi karargahını basan Ethem beyi İsmet bey sakinleştirerek Ankara’ya yolcu eder. Ankara, Ethem beyin birliklerine Kuva-yi Seyyare diyerek bir ayrıcalık tanınmasını önerse de, Ethem ve kardeşleri bunu da kabul etmez. Nutuk’ta Mustafa Kemal bu olayı: “Bu emre uymak şöyle dursun bu buyruğa karşı kendi kendine ‘Umumi Kuva-yi Seyyare ve Kütahya Bölgesi Komutanı’ biçiminde bir komuta durumu ortaya çıkardı” diye ifade eder. Gelişi güzel er toplama konusu Meclis’in 25 Aralık 1920 tarihinde yapılan toplantısında yasaklanır. Tevfik bey bir telgraf ile İsmet beye emri dinlemeyeceğine dair, diğer telgrafı Ethem beye “bu işi Ankara’da düzelt, ya da gel işi ele al” der. Ethem bey Mustafa Kemal ile görüşerek ve hükümetin her olayda yumuşak ve anlayışlı davranmasıyla durum düzeltilmeye çalışılmaktadır. 18 Kasım 1920 tarihinde Meclis, Başkomutanlık yetkisinin kendisinde olduğunu iç dış tüm cihana ilan etmiştir. Bu bildiri Ethem ve kardeşleri tarafından iyi karşılanmamıştır. Ethem beyden istenen bilgiler Batı Cephesi Komutanına verilmemekte, doğrudan TBMM’ne gönderilmekte, huzursuzluk gittikçe artmaktadır. “Venizelos ile diz dize oturabilirdim, arazilerim, servetim varken burada ne işim var” diyen açıklamalara karşın, Mustafa Kemal Meclise “bu arkadaşların çok hizmetleri olmuştur, bunların değerini biliyoruz. Orduda kardeşlik temelinde çalışabilirler, haydi bakalım bunu sağlayın” temennisinde bulunur. Kütahya’daki bu barışma heyetinin girişimleri sonuçsuz kalır. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Ethem ve kardeşlerine karşı birliklerin savaşa girmelerini emreder. Ethem bey, meclise hakaret dolu bir mesaj çeker. Mustafa Kemal yanıtında “TBMM’nin meşruiyetine karşı ayaklanma ve bu nedenle vatan hainliğidir” der. Batı cephesi Yunan karşısında bazı birlikleri bırakarak Kütahya üzerine giderler. Bazı paşaların Ankara’ya çekilmelerini protesto eden Ethem, “Yüce Sadrazamlığa” diyerek İstanbul’a telgraf çekerek Ankara’ya protestoyu bildirir. “Milli Meclis tarafından saldırıya uğradım, kuvvetlerim sadece savunmaya değil, saldırıya da yetecek kadardır” der. Yunan kuvvetleri ile anlaşarak bu konuda sarayın onayını ister. Telgrafı Ulusal Kuvvet Komutanı ünvanı ile imzalar. Çerkez Ethem, düzenli ordu karşısında tutunamayacağını anlayınca Yunanlılara silahları alınmamak kaydıyla teslim olur. Kardeşleri kendinden önce Yunanlılara sığınmışlardır. Sığınmayı içine sindirmeye çalışmakta olan Ethem bey, bir süre sonra önce Atina, sonra Berlin’e geçer. 1948 yılında Cura’da vefat eder. Çerkez Ethem ayaklanmaları bu konuda en güçlü olanlarındandır. Önceden yaptıkları hizmetleri son hareketleri gölgelemiştir. Cumhuriyetin 10. Yılında affedilmişler, kardeşler kabul etse de Ethem bey kabul etmemiştir. Mustafa Kemal Atatürk bu sonu şöyle yorumlar: “Maalesef bu ayaklanma, hislerine yenilen ve çıkarlarına düşkün olanların, kendi kişiliklerini her şeyin üstünde tutanların gerektiğinde ihanet de edebileceklerinin en güzel örneğidir.”
Koçgiri ayaklanması, 6 Mart – 17 Haziran 1921 tarihleri arasında yaşanmıştır. Kürtçe ve Türkçe konuşan Alevi bir aşirettir, yerleşim yerlerinin adları Türkçedir ve Oğuz boylarındandır. Zara, Suşehri, Refahiye, İmranlı, Divriği, Kemah, Kuruçay ve Ovacık ilçe, bucak ve köylerini kapsayan bir bölgedir. 5 kabileden oluşan aşiret, İbolar adlı kabilenin kışkırtmaları ile isyan etmişlerdir. Paris Barış Konferansı’nda konu olan Ermenistan ve Kürdistan tezlerini savunmak için ortak imzalı bir muhtıra ile “ulusların büyük devletler himayesinde bağımsız devlet oma isteklerini” konferanstan talep ederler. Bu koruma İngiliz devletinden talep edilir ki, İngilizler de bunu istemekteydiler. Amerika da, Trabzon ve Ermenistan’ı içine alan bir Ermenistan’ı himaye edecektir. İngiliz Müsteşar Hohler bu konuda şunu der: “Kürt sorununa verdiğimiz önem Mezopotamya bakımındandır. Kürtlerin ve Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmez.” Bu konuda çalışmalar yapmak için Binbaşı Noel, Kürt aşiretlere gönderilir. Damat Ferit hükümeti bu konuda İngilizler ile anlaşma imzalarken, İngiliz temsilci Robeck şöyle der: “Kürt liderleri Mustafa Kemal’i sevmezler. Siz de O’ndan nefret edersiniz. O halde Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanalım.” Koçgiri aşiret lideri Haydar bey, Kürt Teali Cemiyeti İmranlı şubesini kurar, gazete çıkararak bu konuyu işler, sekreteryayı yapan Musa oğlu Alişir ise köylerde yağmaya başlar. İsyan büyür ve yayılır. Milli Hükümet isyanın bitirilmesi için çeşitli girişimlerde bulunsa da olaylar devam edince, Danıştay eski üyesi Şefik beyi Zara’ya gönderir. Bu girişimde sonuçsuz kalınca sıkıyönetim ilan edilir. İsyanı bastırmak için Merkez Ordu Komutanı Nurettin Paşa Koçkır’a gönderilir. Son olarak Kürt aşiretleri Türkkeşlik köyünde pek çok köylüyü öldürür. Yeni birliklerin katılımı ile Nurettin Paşa çok kanlı çarpışmalar sonrası ayaklanmayı 17 Haziran 1921 tarihinde bastırır. Bazı Kürt aşiretlerinin taraf değiştirerek Nureddin Paşa yanına geçmeleri de bu başarıda önemli rol oynamıştır. İsyanın bastırılması sırasında bölge halkına karşı işlenen suç olabilecek olayların araştırılması için Meclis’te sert tartışmalar yaşanmış, suçluların cezalandırılması istenmiş ve Meclis araştırma önergesini kabul etmiştir.
Diğer yanda Pontus ayaklanması, 1840 yılından bu yana Rize’den İstanbul’a kadar olan Rum toplulukların, Yunanlılarca diriltilmesidir. Bu yolda 1904 yılında Pontus Cemiyeti kurulur. Bu teşkilat zengin Rumlardan para toplayarak silah ve cephane tedarik edip bağımsızlık yolunda girişimlerini artırarak devam etmektedir. Amerika da bu faaliyetleri destekler. Bu yolda bölgedeki Rum nüfusu artırmak için Rusya’daki Rum ve Ermenileri, Türk Kafkas ordularındaki silahları ile donatıp Karadeniz sahillerine çıkarılmasını sağladılar. Bölgede Rum eşkıya hareketleri artarak devam etti. 18 Aralık 1919 tarihinde Batum’da Pontus Rum Hükümeti kuruldu. 1920 Mondros mütarekesine gelindiğinde 700’den fazla Türk öldürülmüş, 41 Türk köyü yakılmıştır. Olayların bu hale gelmesinde Merzifon’da bulunan Amerikan Koleji’nin etkisi büyük olmuştur ki, Rum öğrenciler olayları, öğretmenleri Zeki beyi öldürmeye kadar getirmişlerdir. Bu kolejde bulunan bir mektup bu okulun gerçek yüzünü ortaya koymuştur. Mektupta özetle, “Hıristiyanlığın en büyük rakibi Müslümanlıktır. Müslüman devletlerin en kuvvetlisi olan Türkiye’nin yıkılması gerekir, bu nedenle Ermenilerin Rumlar ile Hıristiyanlık için işbirliği ve hatta aleviler ile de işbirliği yapılabileceği” yazılmaktadır. Bazı karşı girişimler sonuçsuz kalınca Milli Hükümet bu konu için Nureddin Paşa komutasında yeni bir ordu kurar. Karadeniz kıyılarındaki bazı Pontusçular içlere nakledilir, metropoliten basılarak ihtilal belgeleri ele geçirilir ve ilgililer İstiklal Mahkemelerine verilir. Bunlar yapılırken İstanbul’daki itilaf devletleri bu karşı hareketten rahatsızdırlar. Ancak Milli Hükümet kuvvetleri bütün Rum köylerini tarayarak zararlıları içlere taşırken, direnen çetecileri ya öldürür ya da affeder. Bazılarını ise 1923 yılında Yunanistan’a göndererek bu sorunu ortadan kaldırır.
Bu ayaklanmaların çoğunun altında çok ağır şartları içeren ve 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi bulunmaktadır. Kurtuluş Savaşı’nın öncesi ve sırasında; ağalardan, şeyhlerden, reislerden, derebeylerden, ayrılıkçılardan, gericilerden, otorite kabul etmeyenlerden oluşan isyanlardan, peş peşe girilen savaşlardan ve kocasını, eşini, evladını kaybetmiş yoksul ve bitkin bir halka rağmen Kurtuluş Savaşı kazanılmıştır..
Bütün bu yapılanlar Milli Hükümetin ve Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşını kazanamamasına yönelikti. Ancak hainler, işbirlikçiler, kötüler kaybetmiş, iyiler, Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti kazanmıştır.
Unutmayalım ki, Türk Milli Mücadelesi Atatürk önderliğinde büyük bir özveri ve kahramanlığın zaferidir.
23 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyet kurulmuş, hasta, zayıf onlarca savaştan çıkmış yorgun, bitkin ve fakir bir ülke şimdi ayağa kalmak ve yaşamak için gereken mücadeleyi vermek durumundadır. Ancak bir yandan toprak sorunları, diğer yandan yoksulluk, dini gruplar arasındaki mücadeleler, toplumda zaman zaman isyanların çıkması için hazır zemin oluşturmaktadır. Bu karışıklıkların çıkmasında, bu nedenlerin yanında yabancı devletlerin de payları oldukça fazladır.
Ancak her şeye rağmen başarılmış bağımsız, etnik ve dini temelli olmayan, yurttaş bilincini geliştiren laik bir devlet kurulmuştur.
İkinci yazımda, Cumhuriyet dönemi isyanlarını yazacağım. Eminim ki, tarihini bilenler geleceğe daha güvenle bakabilirler. (14.07.2025)
(Kaynak: Salih Tunç, “Milli Mücadele İç İsyanlar” İstanbul Üniversitesi 1992 Basımı, Nutuk, Dr. Yunus Kobal Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü)



