BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Yıllardır en çok, çok sesli konserlerde buluyorum aradığım sesleri. Nereye saklanmış olurlarsa olsunlar mutlaka buluyorum onlardan ikisini üçünü … Belki de daha çoğunu … Belki de pek çoğunuz gibi.
Günlerden bir günün akşama doğrusunda, kendimi kapattığım seslerin de dahil olduğu bir kocaman konserde olmak, bana, yapılabileceklerin en doğrusuymuş gibi geliyor uzunca zamandır. Sabaha kadar bütün seslerle birlikte!
…
Başımıza gelenlerle başedebildiğimiz kadar ve başımıza gelenlerden öğrendiklerimizden hareketle ülkemizi getirebildiğimiz yerdeyiz. Ne üzücü ki, çok kötü bir yerdeyiz! … Olabilecek ‘en kötü noktadayız’ anlamında!
Elbette ‘Sevgili Dünya’ hep dayanmaya, direnmeye, değiştirmeye çalışa çalışa yaşadığımız bir yer ama ‘kötülük’ ondan kaynaklı ya da onun kabahati değil. Yani ‘yeryüzü’ kötüyse eğer bizim yüzümüzden. Gökyüzü de öyle. Suyumuz, toprağımız her neyse herşey için böyle bu.
İşte ‘maden yasası oyunları’ yeniden ve yeniden sahnede. Yıllardır ‘zeytin’ diyoruz, ‘orman’ diyoruz, ‘toprak’ diyoruz, ‘su’ diyoruz, ‘temiz hava’ diyoruz. Bütün bunları en temel insan hakları olarak görüyoruz. Yok olmasınlar istiyoruz. Yok olmak istemiyoruz. Ama başımıza gelenlere bakın!
İktidardakilerin ‘siyaset’ diye yaptıkları şeyin bu denli seviye kaybı yaşadığı bir başka döneme tanıklık edilmedi.
Çeyrek yüzyıldır yıldırılmaya çalışılan muhalefet duygumuzu ısrarla yüksek tutarak ‘ortadoğululaştırılamamışlar’dan olmaya devamla sahnelenen oyunlara çanak tutmamak, o oyunlarda rol almamak, en doğru ‘siyaset tarzı’dır bugün de. Bu siyaset tarzını şöyle özetleyebilirim: Dünya üzerindeki bütün müstakil ya da birleşik sömürgeci devletlerin/krallıkların istisnasız her birinin belli-belirsiz ölçülerde dahil oldukları ‘ortadoğu projesi’ için beklenmedik biraradalıklarla, olmayacak dualarla yeniden ve yeniden oluşturmaya çalıştıkları fotoğrafa asla ve asla girmemek! Onların vitrinlerinde sergilenmeden, kullanılmadan varolmak. Bunu; kısa vadeli başarı beklentisinden uzak, dünyanın geleceğine dair kararlı bir duruşun mesajı olarak not ediyorum.
…
Sesler arıyorum sesime eklemleyebileceğim. Buluyorum da. Hiç ummadığım kadar. Mevsim yaz, sıcaklık artışlarına dayanabiliyorum ama dayanaklarımla, dayanıklılıklarımın toplamından yeterince hoşnut değilim hâlâ …
Nerede gördüğüm önemsiz, gözlerimin önünde her nerede olursa olsun sancısız bir dünya görmek isteğinden daha büyük bir gökyüzüm yok artık benim. Bu ‘yokluk’ en büyük varlık nedenim diyebilirim. Bugüne dek duyduklarımsa sesimi duyurmak istediklerimin yanında bir kocaman yığın olarak öylece duruyor. Derlenip toparlanması imkansız. Belki de daha doğrusu: ‘Boşuna’… Çünkü sesler uçuşan şeylerdir. Ele avuca sığmazlar. Gökyüzüne bile sığmazlar. Nerden gelip nereye gittikleriyle ilgili sorgulanamazlar. Onlar büyürler sadece. Hızla büyürse uğultu olur. Sonrası malûm: Gürültü! Hatta bunun arkasına ‘patırtı’yı da ekleyebilirsiniz. Onlar yaşamımızda sık sık tanık olduğumuz ve birçok kez de kendimizi içinde bulduğumuz şeylerdir.
Şeyler! Şey. Ne çok şey ifade eder.
Duysanız da duymasanız da oralarda bir yerlerde vardırlar hep. Bu anlamda ‘ses’ en güzel şeylerden biridir. Anlamlı ya da anlamsız. Değerli ya da değersiz. … Duysanız da duymasanız da …
…
Kendimi ‘bir cümle’ ararken yakaladım az önce. Bunun beni rahatlattığını farkettim. Dinleniyormuş gibi.
İkisi de dinlenmek!
Birincisi söylediklerinizin duyulması, dinlenmesi. Diğeri ise yorgunluklardan kurtulma çabası … İkisi de zaman zaman mümkün olamayabiliyor. Bütün çabalarımıza rağmen yaşam donuyor, duruyor adeta. Çevremiz çevre olmaktan çıkıp kuşatıcı olmaya, gözlerimiz dolmaya başlıyor. İçinden çıkılması güç bir şey bu da. Siz içinden çıkamayınca, içinizden bir şeyler gözyaşı olarak çıkıyormuş gibi düşünün. Bu da insanı, dinlenmiş olmak kadar, hatta belki daha da fazla rahatlatıyor.
…
Sevgili ülkemin, yaklaşık çeyrek yüzyıllık şu iktidar tarafından getirildiği yerden, hâlâ daha memleketi bu hale getirenlerce çıkarılabilmesine ihtimal verenlerin olabilmesine üzülüyorum, şaşıyorum. Nedenim çok basit: Tedaviyi kabul etmeyen hasta tedavi edilemez çünkü … Elbette iktidardakilerin tedavisinden değil, sevgili ülkemin gün günden artan, yaygınlaşan hastalıklardan kurtarılabilmesi için tedavi edilebilmesinin önünün açılmasından söz ediyorum. Çıkış yollarının kapatılmamasından. Umutların tüketilmemesinden …
Arada bir, “Durumun farkındayız” sözlerinin hiçbir derde deva olamayacağı, aksine sevgili ülkemize günden güne daha büyük dalgalanmalar yaşatılacağı ortada. Her gün her gün yaşıyoruz bunu. ‘Haksız, hukuksuz, adaletsiz’ bir nefessizlik, bir boğulma durumu. Göz göre göre. Sanki birilerine, deli saçması bir ‘taahhütname imzalatılmış’ da, her ne pahasına olursa olsun onun gerekleri yerine getiriliyormuş gibi …
Çıkmalıyız bu döngüden.
…
Artık, yazdıklarım sonraki zamanlarda ‘dinlensin’ diye yazmaya başladığımı düşünüyorum bir süredir … Dinlendiriyor bu düşünce beni … Rahatlatıyor …




