A. Kemal KAŞKAR –
30 Temmuz Çarşamba günü, TMMOB Mimarlar Odası Muğla Şubesi’nce “Maden yasasında yapılan değişiklik”le ilgili olarak İkizköy/Akbelen’de yapılan açıklamada, yeni yasada, “zeytin ağaçlarının taşınması”, “yeni zeytin alanları tesis edilmesi” ve “taşınması mümkün olmadığı durumlarda belirlenecek dikim normlarına ilişkin usul ve esaslar”ın bile Tarım ve Orman Bakanlığı yerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca belirlendiğine dikkat çekilerek, M.Ö. 4000 yıla uzanan tarihten günümüze hemen tüm inançlarca ‘kutsal’ olduğuna inanılan ve dalları barışın simgesi olan zeytin ağacının anavatanının ‘Anadolu’ olduğu belirtilerek, “Ama korkarız bu gidişle ‘Zeytinin Anavatanı’ ünvanımızı bile tarihe gömeceğiz” denildi.
Taşınması mümkün olmayan zeytin ağaçlarının bile “kamu yararı gereği (!?)”nce, içinde biyolog ve ziraat mühendislerinin de olduğu bir kurulun görüşleri doğrultusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yetkisi dahilinde taşınabileceği bir “yasa” ile karşı karşıya olunduğuna ve 1939 tarihli “Zeytinin Islahı Yasası”nda, bugüne dek “zeytinliklere hayvan sokulması”nın bile yasaklanıp “zeytinlik alanlara en az bir kilometre yakınlıkta ağıl yapılması”nın engellenmesi şeklinde hep zeytin üretimi lehine değişiklikler yapıldığına dikkat çekilen “Anadolu’nun talan yasası: Zeytinliklere maden ocağı! Yıllardır kaldırılamayan Zeytin Yasası, yeni maden yasası ile delindi” başlıklı açıklamada, özetle şu görüşler dile getirildi:
‘Süslü laflar’ eşliğinde …
… Böylesi bir düzenlemeyi inatla ve hızla TBMM’den geçirerek, üstelik “zeytinlik alanların ekonomiye kazandırılması” gerekçesiyle hem yasayı hem de zeytinlikleri yok ediyorlar.
Çünkü Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini işleten sermayenin hükümete, “zeytinlik alanları maden faaliyetine açın, yoksa elektrik üretmeyiz” baskısına; köylüye de “buralar maden sahasına dönüştürülmezse karanlıkta kalırsınız” korkutmasına maruz kalanlar ZEYTİN AĞAÇLARINI KESMEDEN de elektrik üretilebileceği fikrini umursamıyorlar.
Belki bin yıldan da fazla, kuşaklar boyu ürün verecek, bereket saçacak zeytine karşılık sırf ‘bugünkü çıkarları’ uğruna 30 – 40 yıl elektrik üretecek tesisleri yeğliyorlar.
Yeni yasada her ne kadar “taşınan zeytin ağacı sayısının iki katı zeytin dikilmesi zorunlu” hale getirilse de, zeytinin beslendiği toprak sıyrıldıktan sonra suyun da artık tutulamayacağını, dolayısı ile ‘hem su hem de besin fakiri bir ülke’ olacağımızı öngöremiyorlar ya da özellikle bunu hedefliyorlar…
Zira şu anda belki de henüz tam olarak hissetmediğimiz “yeni su rejimi”nin “alt yapısı” da hazırlanmış durumda..
‘Su’ ticarileştirilmiş, ‘su piyasası’ ise paylaştırılmış durumda. Bir şişe veya bir bardak su için akıl almaz bedeller ödeyeceğimiz yıllar çok uzak değil maalesef… Yaklaşık 4 – 5 yıl içinde bu acı gerçekle de yüzleşeceğimiz kesindir.
Yeni yasaya “zeytinlik alanlarda kayıp yaşanmadan doğayla barışık bir biçimde sürdürülmesi için…” türünden ‘süslü laflar’ ekleyerek, her yıl yüzbinlerce ton zeytinin kazancının üreticinin cebine, dolayısı ile ekonomiye kazandırılması yerine, aynı alandan ‘bir kez maden çıkaracak olan yatırımcı’nın kazancını gözetiyorlar. (Devlet bütçesine katkısı sadece % 2!)
Dahası, kendi toprağının sahibi olan köylünün madende bir ‘çalışan’ konumuna gelmesini ise boş veriyorlar / hiç akıllarına getirmiyorlar! Belki ‘nihai amaç’ da bu zaten …
Tarım ve Orman işlerine “Bakan!” Enerji Bakanlığı …
Yeni yasada göze batan, adeta göz çıkaran hükümler de var, şöyle ki; “ÇED sürecinde” stratejik veya kritik madenlere “izin verilmese bile” neden verilmediğinin araştırılması yerine “potansiyeli, yeri, cinsi ve ekonomiye katkısı”nın değerlendirilmesi yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bırakılıyor.
Eğer madencilik faaliyeti lehine karar verilirse “hemen” bir ay içinde ruhsat kesiliyor. Meralar bile adeta resen Elektrik Enerjisi Üretimi için kullanılabiliyor; o kadar ki kira ve irtifak işlemlerinde uygulanan % 85 indirim 5 yıl daha uzatılıyor.
Ormanlık alanlarda rüzgâr (RES) veya güneş (GES) enerjisi üretim tesisleri kurulabiliyor; izin başvurusu sadece 60 gün içerisinde sonuçlandırıyor; hatta etüt aşamasında ölçüm ve sondaj lisansı şartı dahi aranmıyor; ön lisans alınan yerlerde de ayrıca izin belgesi istenmiyor.
RES ve GES’lerin ÇED sürecinde “ana kuş göç yolları” üzerindeki darboğazlara “denk gelirse yapılamaz” demek yerine, “uzmanlarca gözlem yapılması”nı zorunlu tutmasına rağmen hazırlanacak raporun değerlendirilme yetkisi yine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına veriliyor.
Yepyeni bir imar yetkisi daha …
RES ve GES’lerin plan, parselasyon, ruhsat ve kullanma izni dâhil tüm imar yetkileri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına devrediliyor. Hatta “ruhsata aykırı tesisler” için İmar Kanunu çerçevesinde işlem yapma yetkisi bile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına veriliyor; “yıkılması” ise ilgili belediyesine yükleniyor!
“Acele kamulaştırma” gerektiğinde “mahkemenin el koyma kararı” yeterli görülüyor …
Nejla Işık: “Sonuna kadar bu mücadeleyi götüreceğiz”
Mimarlar Odası Muğla Şubesi’ne direnişlerine destek amaçlı açıklamaları için teşekkür eden ve bir soru üzerine, ilk etapta girilmek istenecek yerin Akbelen içindeki 2018 yılında kamulaştırılan zeytinlik alanlar olduğunu söyleyen İkizköy Muhtarı Nejla Işık, önümüzdeki günlerde hızlı bir şekilde oradaki, madenin kıyısındaki zeytin ağaçlarının sökülüp Hüsamlar’a taşınmak isteneceğini belirterek, “Sonuna kadar bu mücadeleyi götüreceğiz. Bu yasayı tanımıyoruz” dedi.




