BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Milas – Bodrum Havalimanı’nın bulunduğu bölgenin Milas Belediyesi’ne ait olan tapusunun ‘Milli Emlak’ aracılığıyla Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ne devredildiği açıklandı.
Milas – Bodrum Havalimanı’nın bulunduğu bölgenin tapusunun Milas Belediyesi’ne ait olduğuna dikkat çeken Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz, tapuya el konulduğunu belirterek, “6360 sayılı Büyükşehir Yasası kapsamında oluşturulan Mal Dağıtım Komisyonu, 10 yıl önce gayrimenkulü Milas Belediyesi’ne vermişti. Fakat 10 yıl sonra yeniden kurulan komisyon, bu gayrimenkulü Milas Belediyesi’ne değil Milli Emlak aracılığıyla Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ne devretme kararı aldı. Bugüne kadar tapu bizim elimizdeydi; ecrimisil gelirinin de belediyeye aktarılması gerekiyordu. Ancak ‘çok aşırı fiyat’ gerekçesiyle bu talebimiz reddedildi ve 1. İdare Mahkemesi tarafından elimizden alındı. Yargıtay kararına rağmen yaşanan bu durum karşısında hukuki süreç devam ediyor. Milas Belediyesi’nin hakkını kimseye bırakmayacağız”* demiş.
Doğrusunu söylemiş söylemesine de …
Bunun böyle olacağını beş ay önce Ekrem İmamoğlu söylemişti!
Ekrem İmamoğlu’nun, 35 yıllık üniversite diplomasının 18 Mart 2025 tarihinde iptaliyle ilgili olarak söylediklerini duymadık diyen vardır diye yinelemek istiyorum:
“Bugün diplomama el koyanlar yarın tapularınıza da el koyar” dememiş miydi?
Demişti. (Dolayısıyla, sevgili ülkemizin öngörülemez gelişmelerin yaşandığı bir ülke haline getirildiği doğru değil, baksanıza nelerin olabileceği aylar öncesinden öngörülebiliyor (!?) Yanlış mı?)
Ve yine biliyorsunuz ki: Sayın İmamoğlu, diplomasının iptal edildiğinin duyurulmasından bir gün sonra gözaltına alınıp, 15 milyon seçmen vatandaşın oylarıyla CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı olarak belirlendiği önseçimle eşzamanlı olarak tutuklanmış, ‘yüksek lisans diploması’ da Temmuz 2025’te iptal edilmişti.
Ne iş ama!
O günden bu yana Marmara Cezaevi’nde (Silivri) tutuklu olan İmamoğlu’nun, diplomasının iptali ile ilgili halen sürdürdüğü hukukî itirazlarının da reddedildiğini biliyoruz …
Bu ‘iptal kararı’na bağlı olarak, aralarında Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Naciye Aylin Ataay Saybaşılı’nın da aralarında bulunduğu 28 kişinin diplomaları da iptal edilivermişti …
Bu iptal uygulamasının en çok bilinen adresiyle ilgili bir/iki soru eklememe izin verin lütfen:
Sorbonne Üniversitesi de, Sayın Prof. Dr. Naciye Aylin Ataay Saybaşılı’nın doktorasını iptal ederek sevgili ülkemizdeki ‘siyasi gelişmelere uygun adım’ attı mı acaba?
Bu kararın zincirleme tetiklemesiyle Naciye hanımın zaman tünelindeki Yardımcı Doçentliğine, Doçentliğine ve Profesörlüğüne ilişkin iş ve işlemlerle ilgili son durum nedir?
Peki ya, Prof. Saybaşılı’nın öğrencisi olup da mezun olanların durumu ne olacak? (İptal edilen diğer 27 diplomanın adreslerinde daha neler neler yaşandı, yaşanıyordur kim bilir …)
…
Bu ve benzer görüntüler eşliğinde aylardır yeni bir beklenti oluştu/oluşturuldu:
Hâlâ daha heyecanla, heybeden çıkacak iri turpları bekliyoruz, yüreğimiz ağzımızda …
Farkında mısınız, ardı arkası kesilmeyen torbalar/torba yasalarla başımıza ne çok işler açılıyor baksanıza … Dolayısıyla insan: “Kim bilir başımıza daha ne işler açılacak ve böyle böyle daha yapacak ne çok beyhude işimiz olacak” diye düşünmeden edemiyor.
Gerçekten de: Ne çok işimiz var yahu! İşlerimiz başımızdan aşmış.
Ya da kısaca: Başka işimiz gücümüz mü yok Allah aşkına!
…
Ülkemizde, çeyrek yüzyıllık iktidarın, oyunun kurallarını fütursuzca değiştirdiği o kadar çok örnek yaşandı ki bugüne dek. Milas Belediyemizin, dolayısıyla Milaslıların hakkını hukukunu çiğneyen Milas/Bodrum Havalimanı örneği de tüy dikmiş oldu bugüne dek yapılmışlara …
Şimdi yine mahkemeler mahkemeler … Beklemeler beklentiler yine … Yine ve yine hak hukuk adalet!
Adalet’in vardığı son nokta: Etkin pişman olan suç örgütü liderini serbest bırakıp örgüt üyelerinin tıtukluluğunu devam ettiriyor. Ne adalet ama!
Ortada bir ‘suç örgütü’ olmadığı iddiasının yanı sıra, ola ki öyle bir örgüt varsa, neden sadece CHP’li belediyeler için var ve etkin pişman olan suç örgütü lideri de neden sadece CHP’li belediyeler için döneklik etme tercihi yapıyor?
…
Söz dönekliğe gelmişken, bir başka konu daha var aklımda. Ona da değinmeden noktalamam mümkün değil.
Malûm, Özlem Çerçioğlu konusu … Her biri kendine özgü yan çizme örnekleriyle dolu şu tarihsel yolculuğumuz içinde geçen hafta ‘dönekler kervanı’na birkaç vagon daha eklenmiş oldu … Dönekler, hep olduğu gibi dönüşlerini ilan ederken olduğu kadar daha sonra söyledikleriyle de anılıp anımsanırlar … Söke’deki: “Söke’de 24 yıllık hasreti sona erdirdiğim için çok mutluyum”, Şehitkamil’deki de: “Davam, Cumhurbaşkanımızın davasıdır. Biz de bu saatten sonra bu davanın sizler gibi bir neferiyiz, ortağıyız” diyerek döneklikte hız sınırlarını zorladılar örneğin … Kim bilir belki de rekorlar kırıldı. Bilemem. Çerçioğlu ise, “Cumhurbaşkanına yakınlık” vurgusu yaparak başladığı döneklik külliyatını bir hayli zenginleştireceğe benzer. Özgür Özel’in kendisine hakaret ettiğini öne sürerek bir de suç duyurusunda bulunmuş. Ne demeli bilemedim …
Döneklik, yaşandığı ilk anda şaşkınlıkla karışık üzüntü veriyor, elbette sinir bozucu da ve insan ‘olmayaydı iyiydi’ falan diyor ama oluveriyor işte, çaresi bulunamıyor … Sevgili ülkemiz 1980’li yıllara hızla yaklaşırken, ilerici, devrimci, yurtsever üniversite gençliği içinde 1978’den başlayıp 79’da çoğalarak süren bir büyük ‘döneklik dalgası’na** yakından tanıklık etmiştim. Ne gerekçeler ne gerekçeler … Amcasının kamyonunda şoförlük öğrenip ihtiyaç halinde kamyonu devrimci hareketin emrine verme senaryosu yazanlar mı, babasının bakkal dükkanında ona yardım etmek gibi bir “tarihsel zorunluluk”tan bahisle memlekete dönüş için bilet alanlar mı, dahiyane bir ifade edişle “ilişkilerini askıya alanlar”danmış gibi yapıp ortadan kaybolanlar mı, “Birikim okudum, kafam karıştı? Kafamda çelişkiler var” deyip uzaklaşanlar mı, neler neler … Hepsi ‘dün gibi hatırımda’ … Bu vesileyle kendilerini şöyle selamlamış olayım: ‘Hey gidi ihtiyarlar hey!’ …
* 22 Ağustos 2025 Cuma günkü Milas ÖNDER Gazetesi’nin, Başkan Topuz: “Havalimanı’nın tapusuna el koydular, hakkımızı yedirmeyeceğiz” başlıklı haberinden aktarılmıştır.
** Aslında buna ‘döneklik’ demesek de olur. Çünkü ‘dönek’ vurgusu çok sert bir siyasi sıfat olarak kullanılıyor. Esas itibariyle de bir tür ‘çıkarcılık’ ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilendirilebiliyor … O arkadaşlarımızın bir çoğu ise, birkaç yıllığına bulundukları siyaset alanını hızla terk ettiler … Hepsi bu aslında. Sonraki yıllarda farklı farklı siyasi tercihlerle sahnelerde görünenler oldu ama hiçbir şekilde eskisi gibi olamadılar. Olamazdı, olamazlardı da zaten … Bu nedenle bu durumdakiler için ‘döneklik’ yerine daha insaflı bir adlandırma bulunabilir. Çıkarcılıktan değil ‘benden bu kadarcılık’tan kaynaklandığını düşündüğüm için -elbette siyasi anlamda- ve sadece o dönem için önerim: ‘Erken yaşlanma’ … Sonraki yıllarda ne yapıp edip ‘dönek’ olmayı başarmış olanlara ‘dönek’ denmesinde ise herhangi bir engel ya da sakınca görmüyorum …




