Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Her gün bir şeyler olmasına alıştık galiba. Hep derler ya, “başka ülkelerde bunlardan biri olsa yer yerinden oynar” diye.
Zaman zaman bu durumu düşünür, başka yazı ve kitapları okur, kendimce bazı nedenler bulurum. Zaten toplumsal hareket veya davranışların, toplumun içinde bulunduğu pek çok şeyle ilintili olduğu ve toplum önderlerinin önemli etkilerinin olduğu bir gerçek. Toplumun içinde bulunduğu durum derken de, eğitimden tutun da işsizlik, adalet ve buna benzer pek çok şey bu konuda bir neden olmaktadır.
Biz konumuza dönecek olursak, her gün olan şeylerden biraz daha farklı, hatta çok farklı bir şeyler olmakta bir süredir ve devam etmekte.
Bu yeni durumun 19 Mart ile başladığını söylersem sanırım pek çok okuyucum hemen anlayacak. Şahsen benim için çok daha önce başlayan bir süreç bu.
İnsanlar kendi kişisel gelecekleri ve riskleri için, önce lükslerinden, sonra standartlarında alternatifleri gerileterek, daha sonra direk yaşamsal konularda geri çekilerek bir gerileme veya uyum süreci yaşarlar, yaşayabilirler.
Toplumların da bundan çok farklı olmadığını yaşanmış olaylardan, tarihten görmekteyiz. Hatta bile bile, körü körüne toplumsal etkileşim ile toplumların çok kötü sonlara gittikleri de görülmüştür. Hem de pek çok kere.
Kişisel olarak baktığımızda bir yere kadar geri çekilmek, uzlaşmaya çalışmak, bu da olmazsa ya kavga etmek veya kaçıp gitmek gibi seçenekler bulunmakta. Bu sizinle ilgili bir şey olduğu için sadece sizi ilgilendirebilir ve sonuçları sadece sizi bağlar. Her insan tercihleri ile yaşamakta.
Toplum, bu noktada daha farklı bir durumda. Onların örgütlenmeleri ve bu anlamda bir yapı ile hareketlerini, taleplerini veya istikametlerini yani tercihlerini ortaya koymaları daha kolay veya mümkündür.
Bugünlerde siyaset sahnemizde ana muhalefet partisi, yerel seçimler ve sonrasında yapılan kamuoyu çalışmalarında ülkemizin birinci partisi CHP üzerinde bir takım çalışmalar yapılıyor iddiaları konuşulmakta. Olan ise, ilk seçimde iktidara geleceğine kesin gözle bakılan parti ve adayı, hatta yöneticilerinin önü kesilmeye çalışılmakta.
Bu işlemlerin, kamuoyu önünde genel çoğunluğun kabul edemeyeceği şekilde gerçekleştirilmeye çalışıldığı inancı yüksek. Özellikle adalet unsurları kullanılmak suretiyle bu çalışmanın yapıldığı iddiası medyada çokça yer bulmakta.
Tarafsız olarak bakıldığında, her makul kişinin “bu işler böyle olmamalı” diyeceği, mağduriyet yaratılarak, genel geçer hukuki teamülleri göz ardı ederek, hatta bazı muhatapların dediği gibi “düşman hukuku” yöntemleri uygulanmak suretiyle bu hareketler gerçekleştirilmekte. Bu da toplumda, yapılanlara şüphe ile yaklaşılması durumunu ortaya çıkarmaktadır.
‘Toplum vicdanında yerini bulmayan hiçbir karar veya eylem sonuna kadar gidemez’ anlayışında olduğumu da burada ifade etmek isterim.
Peki bu yapılanları sadece CHP muhataplığı üzerinden mi değerlendirmek gerek?
Tabii ki hayır! Bu büyük bir hata olur.
Bu yapılanlar sadece bir parti konusu yapılamayacak kadar yaşamsal ve gelecek ipotekli bir durum. O nedenle bu yapılanları CHP meselesi olarak görerek buna göre duruş sergilemek demokrasi açısından kabul edilemez bir durumdur.
Önceki yazılarımda, nasıl DEM partinin kendisine uygulanan siyaset alanının daraltılmasına ve genel demokratik işleyişin olumsuzluğuna karşın, iktidar ile belli bir uyumda ve mutabakatta yürümeye çalışmasının doğru olmadığı inancındaysam, şimdi de bu yapılanlar karşısında her demokratın kendi veya grubu adına konuya bakmaya değil, evrensel demokratik haklar ve uygulamalar açısından bakarak, rasyonel davranmasının doğru olacağı kanaatindeyim.
Şunu demek istiyorum ki, “antidemokratik uygulama bana yapılmıyor ki” diyerek davranan kişi veya kurum, demokrat olduğunu söyleyemez.
Öyleyse bugün konu sadece CHP olmadığına göre, kendisini demokrat olarak tanımlayan veya çaba gösterenler ile sendikalar, odalar, dernekler, konfederasyonlar ve siyasi partiler bu durum karşısında tavır almak ve kendilerini ona göre konumlandırmak durumundadır.
Son yapılan işlemde, siyasi partilerin seçim işlerinde söz-karar sahibinin YSK olduğu yasa ve anayasaya göre böyle ise -ki öyle- tüm bunları yani yasaları ve anayasayı yok sayarak bir mahkemenin vermiş olduğu karar ile bir siyasi partiye işlem yapılıyorsa ve buna itiraz eden sadece muhatap olan parti olacaksa, vay halimize.
Bu konuda sadece basın açıklaması yapılması, gazetecinin sorduğu soruya yanıt verirken konudan bahsedilmesini kabul etmiyorum.
Bu konuda kamuoyuna açık, anlaşılır bir şekilde “bu anti demokratik uygulamaları kabul etmeyiz” diyerek, muhatap ile kol kola girerek bu kararlara karşı direnmek gerekir.
Bilindiği gibi, mevcut Cumhurbaşkanının erken seçim haricinde seçimlere tekrar giremeyecek olması, herkesi erken seçime gideceği izlenimi verirken, bu doğrultuda sandığa çağırmalar yaşanırken, bir başkasını aday göstererek seçimlerin normal zamanda yapılabileceği neden akıllara gelmez.
Burada bir kişi değil, o anlayışın iktidarda devam edeceği kimseyi rahatsız etmez mi?
Öyleyse kişi üzerinden değil, anlayış üzerinden karşı hareketi örgütlemek çok daha rasyonel olmaz mı?
Bununla ne demek istediğimi açmam gerekirse, CHP artık bu durumu sadece CHP meselesi yapmaktan çıkararak, ülkenin geleceği, demokrasi, adil bir yurttaşlık hakları, herkesin temel yaşam hakları penceresinden bu çalışmaları yürütmesi ve bunu yaparken de tüm toplum kesimlerini ifade edecek şekilde ‘Türkiye’ ifadesiyle yürümesi daha yerinde olacaktır.
Bu olanların sonunda; özgürlüklerin sınırlanması, adil yargılamanın olmaması, gelir adaletsizliğinin sonuçları, rezerv alan ile el konulan yerler, madenlere verilen zeytinlikler, yeraltı sularının çok uluslu şirketlerce yok edilmesi, gıda fiyatlarının satın alınamayacak seviyelere çıkmış olması, kıyıların yağmalanması, liyakatın olmaması, haksız kazançların, haksız alınan diplomaların, iş bulamayan gençlerin ve daha nice sorunların muhatabı sonuçta hep yurttaşlar değil mi?
Tüm bu ve burada saymadığımız konuların tek bir konuyu hallederek ortadan kaldırılması mümkünse, bu konuda herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Makam, mevki ve şahsi çıkar gözetmeden.
O da demokrasinin gerçek anlamda tesis edilmesi meselesidir.
Ancak, yapmacık değil, mış gibi hiç değil. Yani; işte sandık, mühürsüz oylar, işte meclis, tek kişiden ne gelirse onaylanan yer, işte adalet, gördüğümüz ve yaşadığımız gibi tabii ki değil.
Gerçek anlamda, olabildiğince herkesin temsil edildiği bir meclis, denetlenebilir bir yürütme ve tüm bunların doğru ve yanlışını ortaya koyabilecek bağımsız yargı ve herkesin itirazsız gereğini yapacağı bir Anayasa ile.
O nedenle bugün direnme günüdür!
Demokrasi için, hukuk için, özgürlük için, adalet için, bağımsızlık için, liyakat için, çağdaş eğitim için, gelirde adalet için, insanca beslenebilmek ve yaşayabilmek için.
Mesele CHP meselesi değil, bizim meselemizdir! (03.09.2025)



