Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Türkiye iki gün içinde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş okul saldırılarında ölen çocukların ve bir öğretmenin yasını tutuyor.
Ülke infial içinde!
Eminim şimdi herkes, uzmanlar ve başkaca konuşmacılar ile medya günlerce bunu konuşacak ve her gün azalan bir ilgiyle konu tozlu sayfalara bırakılacak.
Konu gerçekten çok vahim! Ancak adli bir konu değil, bir öldürme meselesi de değil, ‘ruh hali bozukmuş ve öldürmüş’ kadar basit bir olay da değil.
Dört bin civarında çocuk şu an hapishanedeler ve, ya ateşli silah kullanıp öldürmek ve yaralamak veya uyuşturucu suçları medeniyle oradalar.
Yıllardır pek çok uzman ve bizim gibi yazanlar söylediler ve yazdılar, devam da etmekteler. ‘İşler iyi gitmiyor’ diye çok ifade edildi.
Gittikçe artan yoksulluğun toplumu nereye götürebileceğinden ülkeyi yönetenlerin ne kadar haberi var sizce? Enflasyon deyince basit bir ekonomik ifade olmadığını ne zaman anlayacağız. Bu konunun toplumu hasta eden bir virüs olduğunu, önceki bazı siyasetçiler de söylemişti.
Yoksulluğun kısa zamanda görünmeyen, orta ve uzun vadede insanların satın alma kabiliyetlerinin azaldığı gibi tarifler ile bu konuyu anlayamayız. Onlara biraz para verir ve konuyu hallederiz anlayışı ancak liyakatsız siyasetçilerin bir çözümü olabilir.
Oysa yoksulluk zaman içinde toplumun birbirini tutan değerlerini yok eder ve zaman içinde hiç tanımadığınız bireylerin kaldırımlarda yürüdüğünü, kimin ne zaman ne yapacağını bilemediğimiz topluluklar, kentler oluştuğunu görür ve geç kalmış olursunuz.
Okullarda eğitimden de önce fiziki şartlar söylendiğinde Sayın Bakan neredeyse dalga geçti, TBMM’ne verilen bu konudaki önergeler otomatiğe bağlanmış gibi iktidar ve ittifakı tarafından ret edildi.
Okularda su yoktu, temizlik yoktu, sınıflar pisti, öğretmenler geçinemiyordu ve yorgundu, yeni öğretmen atanmıyordu, yöneticiler liyakat sahibi değil yandaş olmalarına göre atanıyorlardı, güvenlik yoktu ve herkes okullara girebiliyordu, öğrenciye bir öğün sıcak yemek yoktu, kapatılan okullar taşıma yöntemiyle eğitim yapmaya çalışıyordu.
Bunca olumsuzluk sonucu iyi bir şey olabilir miydi?
Eğitime gelince, en az fiziki durum kadar belki ondan da kötü bir durum sergilenmekte. Ülkeyi kuran Atatürk için bir çalışma yapılmaya kalkılsa yasaklanır, ancak tarikatlar ve belli vakıflar okullarda cirit atar.
Zaten eğitimin sonunda çocukların mutlu olacakları bir hayata uzanmaları şans veya aile takviyesi ile mümkünken, yandaş aile çocukları mülakat destekleri ile devlette iş imkanları hazır olup böyle bir adaletsizliği gören ve yaşayan çocukların gelecek hayalleri de bir yandan örselenerek onları başkaca yollara itmekte bir neden teşkil ettiğini düşünmekteyim.
Bakın şimdiye kadar bireysel olarak o çocuktan, ailesinden, silahlardan bahsetmedim. Onlardan bahseder ve konunun asıl yapısını göz ardı edersek yine mış gibi yapmış ve sorunu ötelemiş olmaktan başka bir şey yapmayız.
Bu durum yapısal bir bozukluğun, toplumun en korumasız ve örgütsüz yapısı olan çocuklarımızın içine itildiği bir durumdur.
Her akşam televizyon dizilerine bir bakalım. Her biri başlı başına sorun teşkil edip toplum sağlığını bozacak unsurlar taşımalarına rağmen hem yayındalar hem reklamları caddeleri kaplamakta ve belki de bazıları kültür sanat diye devletten teşvik bile almaktalar.
Haberlere bakın, çeteler ve operasyonlar. Hemen her gün başka başka isimler altında ve yakın zamanda artan hızda failler 18 yaşından küçük çocuklar.
Meclisimizin toplumumuza örnek olmasını beklerken, hemen her toplantıda birbirilerine hakaret eden milletvekilleri ve hatta kavga edip birbirlerini yaraladıklarına şahit olmaktayız.
Vatandaşın birinin, yardım olsun diye bedava elma dağıttığı cami avlusunda bile yaşları yetmişi geçmiş ihtiyarların bastonlar ile kavga ettiklerini görmekteyiz.
Uzunca bir süredir akran zorbalığı denilerek, kavga eden ortaokul veya liseli gençleri izlerken kim bilir halkımız neler düşünmekte. Yönetenleri söylemiyorum çünkü onlar duymuyorlar, görmüyorlar.
Yeni bir tanımlamayı da uzunca süre konuştuk ve artık ilk günlerdeki önemini kaybetti: ‘Ev gençleri’.
Ne oldu bu genç insanlara, kim ilgileniyor, ne haldeler, ne yapıyorlar, onlar ile bir arada olmak zorunda kalan anne ve babaların durumunu soran var mı?
Şimdi gene birçok duygusal konuşmalar, görüntüler, bilimsel birkaç konuşma, sonuç? Hiç!
Kapıya polis koymak meselesi değil bu durum.
Dindar ve Kindar nesil yetiştirecek bir eğitimin sonunun ülkemiz için felaket olacağını herkes bilmeli.
Şimdi soruyorum, beğenmedikleri geçmiş Türkiye’de böyle bir olay yaşanmış mıydı?
Onlara göre buzdolabı yoktu, traktör yoktu, ambulans yoktu ve hemen hiçbir şey yoktu diyorlardı ya.
O zamanlar hepimiz mahalledeki okullara gidiyordu, henüz eğitim paralı olmamış ve adil bir eşitlik vardı. Ondan Sancar hocalar, başbakanlar, komutanlar yetişebiliyordu.
Öğretmenlere saygı vardı. Anne babadan daha fazla sözü dinlenir, güvenilir bir insandı öğretmen. Öğretmenler de öğrencisini taciz etmezdi, liyakat sahibi, Atatürkçü, ülkesini milletini seven insanlardı. Hepimiz aynı önlüğü giyer, aynı yakayı takardık. Eşitlik duygumuz bizi rahatlatır ve mutlu ederdi.
Gıdaya ulaşmada hiçbir aile sorun yaşamaz, herkes karnını doyurabilir, bu anlamda satın alma sorunu yaşamazdı. Yerli malı haftaları kutlanırdı, şimdilerde dalga geçilen. Kendi kendine yeten az sayıda ülkeden biriydik. Ancak gece yatağa hiçbir çocuk aç girmezdi. Tabii okula da aç giden çocuk olmazdı.
Öğretmenlerin ev kirası sorunu olduğunu duymazdık. Belki aynı takım ile bir ay okula giderlerdi ama hepsi sakal tıraşı olmuş, hepsi kravatlı, kadınları tayyör giymiş işine saygılı, çocukları yetiştirecek donananıma sahip öğretmenler ve müdürler vardı.
Aileler birbirlerine gider gelir, hepsi birbirini tanır, çocuklar da okul dışında sokaklarda oynar ve çocukluklarını yaşarlardı. Şimdiki gibi odasına kapanıp ne yaptığını bilmeden bilgisayar önünde uyuya kalmazdı. Anne babaya saygı, çocuğa sevgi vardı. Genelde baba çalışır tüm aileyi geçindirebilir, anne de çocuklar ile daha yakından ilgilenebilirdi. Oysa şimdi tüm ailede çalışabilenler para kazanıp zar zor kirayı ödeyip beslenmelerini karşılamaya çalışmakta.
Bu sorunları ve nedenlerini yazmakla bitmez.
Ne oluyor bu çocuklara diyenlere de çok kızıyorum. Onlar siz büyüklerin yaptıkları sonucu bu haldeler.
Onca sorunu yaşa, görmezden gel, hiçbir çözüm üretme hatta bu durumu reklam, dizi ve ünlü görselleriyle destekler gibi bazen istemeden özendir, sonra da ‘ne oluyor bu çocuklara’ de.
Şiddetin olmadığı bir yer var mı şu an ülkemizde?
Sadece internette bu kanalları kesmek için bile bugüne kadar yeterince bir şeyler yapılmadı.
İlle ölünmesi mi gerekiyor?
Biz böyle bir toplum değildik. Bize ne yaptınız?
Ama şunu da biliyoruz, siyasetçiler de bilmeli: “Hiçbir şey kendiliğinden olmaz”! Bugüne de bir günde gelmedik …
7 Mayıs İstanbul, Okul müdürü İbrahim Oktugan eski öğrencisi tarafından öldürüldü. Kasım 2024 Karaman, bir öğrenci okul spor salonunda arkadaşını öldürdü. Kasım 2024 İzmir, okul bahçesinde öğrenci kavgasında bıçakla beş öğrenci yaralandı. Kasım 2024 Bolu, okulda bıçaklı saldırı çok sayıda yaralı çocuk var. Haziran 2025 Konya, Rehber öğretmen silahlı saldırı ile öldürüldü. Şubat 2025 Konya, üniversitedeki silahlı saldırıda bir öğrenci öldü. Saldırgan intihar etti.
Bu yukarıda sıraladığım olaylarda ne oldu? Kim hatırlıyor? Hepsi unutuldu.
‘Giderlerse gitsinler’ diyerek çocuklarımıza, gençlerimize, halkımıza sahip çıkamayız.
Yazılarımda bugüne kadar, bütçenin bir ülke için, demokrasi için ne demek olduğunu çok yazdım. İşte o görmezden gelinen bütçelerde ülkenin iktidar tercihlerini nasıl yaşayacağı ifade edilmekte. Bu bütçe tercihlerinin geldiği noktayı yaşamaktayız.
O nedenle tekrar ediyorum ki, okul önlerine bir polis veya güvenlik elemanı koyarak bu sorunların çözülmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum.
Yazımızın sonuna geldik.
Acılı ailelere tekrar başsağlığı diliyorum, acıları büyük.
Çözüm; laik demokratik bir ‘Atatürk Türkiyesi’ne, çağdaş demokratik normlar ile geliştirerek devletin millet için var olduğu, adaletin eşit ve herkese adil uygulandığı bir Türkiye’ye tekrar kavuşmalıyız.
Bu nedenle demokrasi işletilmeli, demokrasinin önü tıkanmamalı ve erken genel seçim ile halkın yeni tercihlerine şans verilmelidir.
Bu kez siyaset kendini değil ülkesini düşünmeli. (15.04.2026)



