Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN –
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Bazı insanlar hayatımıza girer ve bize yalnızca kendilerini getirir. Bazılarıysa hayatımıza girdiklerinde, kendi dünyalarının kapısını da açarlar. Birlikte yeni şeyler öğrenir, daha önce hiç düşünmediğimiz soruların peşine düşer, başka kitaplara, başka fikirlere, başka insanlara ve hatta başka bir kendimize doğru yolculuğa çıkarız.
Belki de bir ilişkinin gerçek derinliği tam burada başlar.
Çünkü yakınlık yalnızca birbirine dokunmak değildir. Bazen bir insanın zihnine dokunmak, kalbine dokunmaktan çok daha kalıcı bir iz bırakır.
Bir partnerin bilmediğimiz bir konuyu anlatması, bize yeni bir müzik dinletmesi, hiç okumadığımız bir yazarı tanıtması, bir meseleye bizim hiç bakmadığımız bir açıdan bakması ilk bakışta küçük şeyler gibi görünebilir. Oysa insan zihni böyle küçük temaslarla değişir.
Öğrenmek yalnızca bilgi biriktirmek değildir. Öğrenmek, dünyayı algılama biçimimizi genişletmektir.
Bu nedenle bazı ilişkiler insanı daraltırken bazıları büyütür.
Daraltan ilişkilerde zamanla aynı cümleleri kurmaya, aynı şeylere kızmaya, aynı korkuların içinde yaşamaya başlarız. Çünkü karşımızdaki insan bize yeni bir pencere açmak yerine mevcut pencerelerimizi kapatır.
Büyüten ilişkilerde ise tam tersi olur.
Birbirimizin zihninde yeni odalar açarız.
“Ben bunu hiç böyle düşünmemiştim.”
Belki de bir ilişkide duyulabilecek en güzel cümlelerden biridir bu.
Çünkü bu cümle, karşımızdaki insanın bize bir şey öğrettiğini değil yalnızca, bizim onun sayesinde kendimizi biraz daha değiştirebildiğimizi gösterir.
Psikolojik açıdan bakıldığında da insan, yakın ilişkiler içinde sürekli yeniden şekillenir. Birlikte olduğumuz kişinin düşünme biçimi, olaylara verdiği tepkiler, merakları, hayata karşı tutumu ve hatta kullandığı kelimeler zaman içinde bizim zihinsel dünyamıza sızar. Buna karşılık biz de onun dünyasında iz bırakırız.
İlişki dediğimiz şey biraz da iki ayrı zihnin birbirine temas ederek üçüncü bir dünya oluşturmasıdır.
Sosyolojik olarak baktığımızda ise bunun daha da büyük bir anlamı vardır. İnsan yalnızca bireysel bir varlık değildir. Kim olduğumuz, büyük ölçüde kimlerle temas ettiğimizle de şekillenir. Çevremizdeki insanlar bize neyin mümkün olduğunu gösterir.
Bir insanla tanışırız ve onun sayesinde daha önce hiç gitmediğimiz bir yere gideriz.
Bir kitap okuruz. Bir düşünceyle tanışırız. Yeni bir meslek, yeni bir sanat dalı, yeni bir şehir, yeni bir bakış açısı keşfederiz. Ve bir gün fark ederiz ki o insan yalnızca hayatımıza girmemiştir. Hayatımızın sınırlarını genişletmiştir.
İşte bu yüzden bir partnerde yalnızca “beni seviyor mu?” sorusunu sormak bazen yeterli değildir.
Belki biraz da şunu sormak gerekir:
“Ben onun yanında büyüyor muyum?”
“Merakım artıyor mu?”
“Kendimi daha çok tanıyor muyum?”
“Dünyaya bakışım genişliyor mu?”
“Onunla konuştuğumda zihnim yeni yerlere gidiyor mu?”
Çünkü aşkın en olgun biçimlerinden biri, birbirinin hayatını tüketmek değil, birbirinin hayatını çoğaltmaktır.
Elbette bu, partnerimizin sürekli bize bir şeyler öğretmesi gerektiği anlamına gelmez. İlişki bir dershane değildir. İnsan sevdiği kişiyi bir öğretmene, kendisini de öğrenciye dönüştürmek zorunda değildir.
Asıl güzellik, iki insanın birbirine hem öğrenci hem öğretmen olabilmesidir.
Bazen biri diğerine bir kitap öğretir. Bazen diğeri sabretmeyi. Bazen biri dünyaya başka bir pencereden bakmayı gösterir. Diğeri ise hayatın en zor zamanlarında nasıl ayakta kalınacağını. Birinin bilgisi diğerinin deneyimiyle buluşur. Birinin merakı diğerinin cesaretiyle birleşir. Ve zaman içinde ikisi de birbirinin hayatında daha önce olmayan bir şey bırakır.
Belki de gerçek yakınlık tam olarak budur.
Sadece aynı yatağı paylaşmak değil, aynı merakı paylaşmak. Sadece birbirinin elini tutmak değil, birbirinin zihnine uzanmak. Sadece “seni seviyorum” demek değil, “seninle birlikteyken kendimin daha geniş bir haline dönüşüyorum” diyebilmek.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza dokunur ve geçer. Bazılarıysa hayatımıza dokunduğunda bizi biraz değiştirir.
Daha meraklı, daha cesur, daha anlayışlı, daha bilgili ve belki de daha kendimiz yapar.
İnsanın hayatında böyle birinin bulunması büyük bir şanstır.
Çünkü bazı yakınlıklar bedene değil, zihne dokunur. Ve zihne dokunan insanlar, çoğu zaman hayatımızdan çıksalar bile bizde yaşamaya devam ederler.
Belki de sevmenin en güzel biçimlerinden biri budur: Birbirinin hayatına sahip olmak değil, birbirinin dünyasını genişletmek.
Çünkü gerçek sevgi bazen “Ben senin dünyanı seviyorum” demek değildir.
“Seninle birlikteyken kendi dünyamı daha çok seviyorum” diyebilmektir.




