BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
‘Akbelen Direnişi’, sevgili ülkemizin paldır küldür gündemi içinde kendine yer bulmaya çalışıyor … Bir yere dek bunu başarıyor ama ne çare …
İktidar partisinin kazanamadığı yerel seçimlerin sonrasında, muhalefeti önce ‘silkeleme’ ve hemen ardından ‘mahkemelerde süründürme’ ve de ‘tutuklamalar yoluyla cezalandırma’ ve nihayetinde ‘belediye başkanı ve meclis üyesi devşirme’ yöntemleriyle seçmen iradesi ile şiddetli geçimsizlik hali olarak gördüğüm bir tablonun içinde bir de ‘fon mevzusu’ patladı ki sormayın … İngilizce bilmeyen ve fakat İngilizce konuşuyormuş gibi yapmak isteyenler için en kestirme yol olan “fan fin fon” tekerlemesini bilirsiniz. İşte tam da o ‘fon’ bu fon! Kestirmeden. Kolayca. Hiç çaba sarfetmeden, emek harcamaksızın, oturduğun yerden. Alan almış satan satmış hatta kaçmış gitmiş.
Bir kez daha ve çaresiz haller içinde, bitmiş maçın ardından hakem hatalarının saatlerce konuşulduğu programları anımsatan, “araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur” deyişimizde anlatılmak istenen ‘gecikmiş kılavuzluk hizmetlerinin beyhudeliği’ dönemi yaşanıyor yine sevgili ülkemizde …
Vatandaşın geçinme güçlükleri ise malûm. Yüksek faiz ve yüksek enflasyon şartlarında ekonomi içinde nerede olursak olalım hepimiz için çok zor günler yaşanıyor.
Aslında görülmemesi imkansız olan ama bir türlü girilmeyen, tercih edilmeyen çıkış yolları var dört bir yanımızda. Var olmasına var ama, ‘iktidarda kalmak’ adına kurgulanan sözde ‘siyaset oyunları’ndan önümüzü göremez, belimizi doğrultamaz hallerde adeta debelenip duruyoruz.
‘Akbelen Direnişi’ işte bu ağır tablonun içinde gündemde kalmak, örnek bir çıkış-çözüm yolu olarak başarılı olmak için direniyor.
Her şeyden önce, başta İkizköylüler olmak üzere tüm mağdur Milaslılar olarak doğrudan ya da dolaylı olsun yaşam alanlarımızla, yani yaşamlarımızla ilgili tüm konularda söz-yetki ve karar sahibi olma talebinde ısrarcı ve kararlı bir duruş olan bu direnişin başarısı, ülkemizin gelecek güzel günlerine dair çok önemli bir dönüm noktası olacaktır.
Bizim için toprak olan, su olan, hava olan, deniz olan, dere olan, dağ olan, vadi olan, zeytinlik olan, orman olan, mera olan her ne varsa o yerlerin maden sahası ya da termik santral ya da yat limanı ya da konut alanı ya da her ne olursa olsun bir ekonomik yatırım alanı olup olmayacağına oralılar karar vermeli, söz-yetki ve karar oralıların olmalıdır.
Bugüne kadar; yurttaşlarımızın en genel anlamda ‘oralı olmama hali’ olarak görülüp değerlendirilen tutumları, aslında vatandaşın tercihlerinin değil kurulu düzenin vatandaşa dayattığı seçeneksizlik içinde girilen çıkmaz sokakların vitrin malzemesi olarak kullanılıyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Daha iyi anlaşılabilir umuduyla bir başka şekilde yazmak istiyorum:
Sık sık yinelenen “Bu millet adam olmaz” haksızlığına artık son verilmeli, or’da uzaklarda bir yerlerdeki yerlerde neler yapılacağına ilişkin kararların yine uzaklarda bir yerlerde alınması modeli terkedilmeli, oralarla ilgili kararları oralılar vermelidir. O kadar.
Son yıllarda, özellikle köylü yurttaşlarımızın ‘oralı olmaları’ ve ‘oralılık sorumluluğu ile davranmaları’nın kaynağında ve bu eksen üzerindeki mücadelelerin hedefinde hep ‘söz-yetki ve karar sahibi olmak’ vardır. Başka türlü bir çıkış yolları yoktur, başkaca bir çözüm yolu bulamazlar çünkü. Tek yol, söz, yetki ve karar sahibi olmalarıdır. Doğru hedef budur.
Oralılar, artık oralarla ilgili kararları kendileri vermek istiyor. Oralara uzak yerlerdekilerin aldığı kararlarla ‘demokratik kurallar çerçevesinde hukukî yollarda koşa yürüye mücadele ede ede ve bu mücadeleler sürecinde ülkecek ağır ekonomik, ekolojik, sosyal, kültürel kayıplar yaşaya yaşaya zaman yitirmek, ömür tüketmek istemiyor. Hepsi bu.
Bergama’da, Karadeniz’in derelerinde, Cerattepe’de, Kaz Dağları’nda, Yatağan’da, Deştin’de, Milas İkizköy, Karacahisar ve Çamköy’de, Ödemiş ve Kiraz’ın Kemer, Yılanlı ve Dokuzlar köylerinde, orlarda burlarda her yerlerde yurttaşların talebi bu.
“Biz” diyorlar, “Kendimizle ilgili her konuda kararlarımızı verebilmeliyiz! Olmadık kararlarla yapılan olmayacak işlerle uğraştırmayın artık bizi!”
Tam da bu noktada, 17 Ekim 2026 tarihinde İkizköy, Karacahisar ve Çamköylülerden “Toprağı satmak vatanı satmaktır” başlıklı bir açıklama geldi.
“Kabul etmiyoruz. Rızamız yok, direnişe devam” diyen Akbelen Direnişçilerinin, Danıştay 6. Dairesi’nin, önceden verdiği yürütmeyi durdurma kararında acelelik halini hukuka aykırı bulduğu halde, ‘acele kamulaştırma’nın önünü açan son kararına ilişkin bu açıklamasını siz sevgili okur-yazarlarımla paylaşarak noktalamak istiyorum.
Bu hukuksuz kararı kabul etmiyoruz, itiraz edeceğiz …
Danıştay 6. Dairesi, daha önce verdiği yürütmeyi durdurma kararı sanki hiç yokmuş gibi, o kararda acelelik halinin hukuka aykırı olduğu söylenmemiş gibi, 679 parselin acele kamulaştırılmasını hukuka uygun gören bir karar verdi.
Şaşkın ve öfkeliyiz!
16 Eylül’de Ankara’da görülen duruşmamızda adeta bir tiyatro izlemiştik. Ankara’dan döner dönmez, duruşmanın formalite olduğu, bu işin çoktan bitirildiği söylentileri Milas’ta, köylerimizde bile yayılmıştı. Gelen kararla, bizim hâlâ adalet beklediğimiz toprakların çoktan gözden çıkarıldığını gördük.
Dün acelelik halini hukuka aykırı bulanlar, bugün ne değişti de bu kararı verdi? Bizim toprağımız aynı toprak. Şirket aynı şirket. Değişen ne?
Dün böyle, bugün böyle… Yok öyle! Kimse aklımızla alay etmesin. Kimse bizden bu tutarsızlığı hukuk diye kabul etmemizi beklemesin.
Kabul etmiyoruz. Rızamız yok. Ortada hukuk yok, adalet yok. Bize açıklanmış tutarlı, somut, gerçek bir gerekçe yok.
Şirket daha fazla kâr etmek için bizim tarlamıza, zeytinliğimize, köyümüze çökmek istiyor.
Acele olan ne? Bizim evimizden, toprağımızdan sökülüp atılmamız mı? Şirketin daha çok kazanması mı?
Başka yollar bulunabilir. Ama en kolayı köylünün toprağına çökmek, öyle mi? Şirket daha çok kâr edecek, biz toprağımızdan olacağız; bunun adına da kamu yararı denilecek, hukuk denilecek!
Bizim yaşamımızın, emeğimizin, geleceğimizin yok sayıldığı yerde kimin yararı var? Biz de bu memleketin yurttaşı değil miyiz?
Buradan bir kez daha ifade edelim: bu toprakların gerçek sahibi köylüler olarak bu hukuksuz kararı kabul etmiyoruz, itiraz edeceğiz. Ayrıca adalet sağlanana kadar topraklarımıza dokunulmasına da izin vermeyeceğiz!
Anayasa Mahkemesi’ne de sesleniyoruz:
Bu talanın başlangıcı olan 7554 sayılı kanunun iptal dosyasına hâlâ bakmıyorsunuz. Bizim toprağımız gidiyor, evimiz, geçimimiz, geleceğimiz tehlikede. Daha neyi bekliyorsunuz? Dosyayı önünüze alın, karar verin. Bizim sesimizi duyun.
Adaletin tecelli etmesini beklediğimiz Adalet Bakanı Akın Gürlek’e de söylüyoruz:
Sayın Bakan, bizim tarlamıza, zeytinliğimize göz dikildi. Bir şirket için devlet köylüsünü ezmesin. Bizim hakkımızı koruyun. Köylünün toprağını şirketin kârına kurban etmeyin. Adalet istiyoruz!
Kimse bizden yasal kılıfa sokulmuş bu gaspı kabullenmemizi beklemesin. Toprağımızdan vazgeçmeyeceğiz. Bu yanlıştan dönülmesini, adaletin yerini bulmasını istiyoruz.
Biz bu topraklarda doğduk, bu topraklarda öleceğiz. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz!”




