BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
Muğla Milletvekili Yavuz Demir, 2005 yılında Güllük Belediye Başkanı olduğu dönemde imzaladığı sözleşmeyle beldede su hizmetini özelleştirmiş, ülkemizde başka bir örneği olmadığı belirtilen bu uygulamayla su hizmeti imtiyaz hakkını 35 yıllığına özel bir şirkete devretmiş, o günlerde Güllüklüler yıllar içinde yaşayacakları olumsuzlukları öngörebilerek bu sözleşmeye tepki göstermişler ama Güllük Belediye yönetimi onlara hiç kulak asmamıştı. Sonraki yıllarda şirket bu imtiyaz hakkını başka bir şirkete devretmiş ve yıllar içinde imzalanan sözleşmeye dayanarak su fiyatları, atıksu bedelleri dayanılamayacak oranlarda arttırılmıştı. Bu artışlara bağlı olarak ‘otomatiğe bağlanmış güvence bedeli artışı’ da uygulanır olmuştu.
Doğal olarak Güllüklü hemşerilerimizin de tepkilerine neden olan bu tablo, yıllar içinde birçok kez dile-gündeme getirilmiş olmasına rağmen, bir türlü çare, hukukî bir çıkış-kurtuluş yolu bulunamamış, dolayısıyla Güllük’te şebeke suyu Muğla Büyükşehir Belediyesi kuruluşu olan MUSKİ’nin sorumluluğuna geçememiş, yurttaşlarımızın yüksek su faturaları, artırılan güvence bedeli tahsilatları nedeniyle yaşadıkları mağduriyetler katlanarak büyümüştü.
Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesi bu büyük sorunu bir kez daha haberleştirince, AK Parti Muğla Milletvekili M. Yavuz Demir bir açıklama yaptı.
Konunun, bir kısım gruplar tarafından “siyasi öç alma saikiyle” ve “bilgi kirliliği oluşturularak kafa
karışıklığı yaratmak” için “kasıtlı olarak” gündeme getirildiğini iddia eden Demir, “Halen geçerli olan sözleşmeye göre su fiyatlarında belirleyici olan belediyedir. Öyle ki, belediyenin verdiği tarifenin uygulanmaması durumunda şirkete ceza uygulanmaktadır. Görev sürem içinde o dönemde faaliyet gösteren şirketin fiyatlarını belediye meclisi eliyle kontrol edip fiyat artışlarına müsaade etmediğimizi, sık sık indirimleri devreye soktuğumuzu hatırlatmak isterim” deyince, karşı açıklamalar da gelmeye başladı elbet.
Bunlardan ikisini aktarıp sürdürmek istiyorum. İlki MUSKİ’den …
“… Bu sözleşme gereğince MUSKİ’nin Güllük Mahallesinde su ücreti belirleme hakkı kesinlikle yoktur. 2005 yılında imzalanan sözleşmede Mülga Güllük Belediye Meclisinin almış olduğu su ücreti tarife kararı, bu sözleşmenin baz tarifesi olarak kabul edilmiştir. Ve sözleşme hükümlerine göre, her altı ayda bir TÜFE oranında artış yapılarak, su fiyatlarının belirleneceği karara bağlanmış ve Şirkete zam yapma yetkisi tanınmıştır.
Yine Güllük Mahallemizdeki atık su bedelleri de aynı şirket tarafından alınmaktadır. 2005 yılında imzalanan sözleşme gereği su ve atık su bedellerinden belirli oranlarda İdareye pay ödenmesi hükmü yer almıştır.
Bu maddeye istinaden kurumumuza belirli bir miktar ödeme yapılmaktadır. Bunun dışında kurumumuzun Güllük Bölgesinde ne atık su bedeli, ne de içme suyu bedelleri konusunda herhangi bir karar alma yetkisi yoktur.
2005 yılında imzalanan sözleşme kapsamında Güllük su işletmesinin devrinin kurumumuz tarafından alınması mümkün değildir. İmzalanan tarihten itibaren 35 yıl boyunca işletme hakkı şirkete aittir.
MUSKİ Genel Müdürlüğü olarak Güllük Mahallesinin ne atık su ne de içme suyu ücreti kurumumuz tarafından alınmamakta, sadece denetleme yetkisi bulunmaktadır.”
İkincisi de Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’tan:
“Türkiye’de bunun Güllük’ten başka bir örneği yok. Niye Türkiye’de Güllük’teki gibi su imtiyazı devri yok. Peki Güllük halkı neden suyu bu kadar pahalı içiyor? Şunu net olarak söyleyebilirim. Milletvekilimizin Güllük halkını bir hizmetle buluşturma gayretini ve çabasını tabii ki bir Belediye Başkanı olarak ben de takdirle karşılıyorum. O da böyle bir hizmet getirmesine rağmen olayın bu noktada sıkıntılı hale gelmesinden muzdarip. Ama bu açıklama bu işi doğru yansıtan açıklama değil. Ben özellikle Milletvekilimizden bir dahaki açıklamasına kadar imzalamış olduğu sözleşmeyi bir daha okumasını istiyorum. Ben bir hukukçu olarak o sözleşmeyi okudum.
…
Milletvekilimizin açıklamasında Belediye Meclisinin kararı olmadan bunlar zam yapamazlar söylemi var. Bal
gibi yapabilirler. Sözleşmeye göre sadece 2006 yılında Güllük Belediyesi ile imtiyaz sahibi firma arasında sözleşme yapılırken ilk tarifeyi Belediye Meclisi belirleyecek ve Güllük Belediye Meclisi 2006 yılında belirlemiş. Sonraki dönemlerde TEFE-TÜFE’ye göre 6 ayda bir değişecek. Artık Belediye Meclisinin bir karar alması, yetkisi yok. Sözleşme bu kararı bir kere belediyeye vermiş ve Sayın Mehmet Yavuz Demir 2006 yılında meclisiyle beraber kullanmış. Bugün eğer geldiğimiz noktada TEFE-TÜFE’ye göre çok yüksek fiyata su faturası
ödüyorsa Güllük halkı demek ki ilk belirlerken yüksek belirlemişler.
Burada MUSKİ’nin ne suçu var, Osman Gürün’ün ne suçu var, Muhammet Tokat’ın ne suçu var? Şimdi diyorlar ki alın HZR’nin elinden halkı kurtarın. Efendim sözleşmeye bakalım. Sözleşme MUSKİ’ye dava açma hakkı bile vermiyor. Tahkim Heyeti diye bir şey getirmişler. MUSKİ ancak hakem heyetine gidebilir ve iki taraf ortaklaşa fesih etmediği sürece tek tarafın fesih hakkı yok. MUSKİ tazminatını ödüyorum tek taraflı feshediyorum
deme hakkına sahip değil şu an …”
Yazımı daha da uzatmama gerek yok.
Şu anda orta yerdeki sorun, sözleşmeye göre şebeke suyu ve atık su bedellerinin belirleme yetkisinin kimde olduğudur? Şirket bir fiyat belirlediğinde kimden onay-olur almaktadır? Ya da almakta mıdır? Yavuz Bey’in dikkat çektiği “belirleyici belediye’ hangi belediyedir? Böyle bir onay müessesesi varsa buna ‘veto hakkı’ da dahil midir? Yavuz Bey öyle diyor ama Başkan Tokat da kendisini, yıllar önce imzaladığı o sözleşmeyi bir kez daha okumaya davet ediyor … Ben de diyorum ki: Şirket de bir açıklama yapıp sözleşmenin ilgili bölümlerinden ne anladığını ve dolayısıyla sözleşmeyi nasıl uyguladığını kamuoyuyla paylaşsa … Ve önemli olan, vatandaşlarımızın bütçesini tahrip eden bu sözleşmenin uygulanmasında vatandaş lehine bir yol bulunacaksa bulunsa, yoksa sözleşme tümüyle tarihe gömülse …
Elbette bu süreçte, Güllüklü mağdur vatandaşlarımızın itiraz ve tepkilerini çoğalan oranda hukukî olarak ifade etmeleri de şart …
‘Gözaltı’ ve ‘Ödül’!
İlk gelen haber, Milas Zeytin Hasat Şenliği’ne sponsor olan şirketi Atapark’taki şenlik alanında protesto eden İkizköy Çevre Komitesi Gönüllüsü Deniz Gümüşel’in gözaltına alınmasıydı. Gözaltında tutulduğu 18 saatin ardından 15 Kasım Pazartesi günü serbest bırakılan Gümüşel, iki gün sonra ‘Güzel Haber’ olarak Göğüs Hastalıkları Uzmanı hekimlerin derneği olan Türk Toraks Derneği’nin, 2021 Çevre ve İklim Sorunları Savunuculuk Ödülü’nü İstanbul Validebağ mücadelesi ile birlikte ilçemizdeki Akbelen Ormanı Savunması nedeniyle İkizköy Çevre Komitesi’ne verdiğini bildiriyordu. 17 Kasım Çarşamba günü Antalya’da düzenlenecek törende İkizköy Çevre Komitesi adına ödülü Nejla Işık ve Celal Çoban alacaklardı …
Ödülü aldıktan sonra yazılı bir açıklama yapan Işık ve Çoban, ‘ödül’ ve ‘gözaltı’ üzerine şunları söylediler:
“Öncelikle biz İkizköylülerin yıllardır verdiği zorlu direnişi bu ödüle layık gören Türk Toraks Derneği’ne köylüler olarak biz de teşekkürü bir borç biliriz. Bu direniş ateşinin ne zaman yanmaya başladığını bilmeyenler için kısaca anlatmak isterim. Sanıldığı gibi, kömür madeninin yok etmek üzere köyümüze dayandığı, bizlere tarifsiz acılar ve deneyimler yaşattığı gün değil. Aslında mücadelemiz çok daha öncesinden, yaşam alanlarımıza bir saldırı niteliğinde olan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin yapılmasının planlandığı gün başladı. Mücadele tohumlarını yüreklerimize atan asıl olay buydu. 1980’lerden bu yana termik santrallerin kamu yararı maskesiyle yıllardır halkın emeğini sömürmesi, insanları köleleştirmesi, kendi kendine zor yetebilen bağımlı bireyler yaratması; tüm bunlar yetmezmiş gibi nice canlıları zehirlemesi, yaşamlarından çalması, yaşam alanlarını haksızca gasp etmesi gibi kabul etmesi imkansız bedeller, hukuk tanımaz bir ısrarla birleşince bu mücadele tohumunu yıllarca içimizde besleyip büyüterek filizlenmesini sağladı. İkizköylüler olarak uzun senelerce komşu köylerde yaşayan dostlarımızın topraklarının ve evlerinin yok edildiğine, gözü gibi bakıp büyüttükleri ağaçların talan edilmesine, kendilerinin ise göçe zorlandıklarına, geçim kaynaklarının ellerinden alınarak santralde çalışmak zorunda bırakıldıklarına, yani köleleştirildiklerine ve geçim sorunlarıyla boğuştuklarına büyük bir üzüntüyle şahit olduk. Bunlar da yetmezmiş gibi aynı dostlarımızı, her yanımıza durmadan zehir saçan termik santraller yüzünden kaybettik, nice ağır hastalıklarla yüzleştiklerine tanıklık ettik. Her geçen yıl birimiz daha kanserle savaşmak zorunda kalıyor, çocuklarımızın astım ve bronşit hastası olarak dünyaya gelmesini, sağlıklı yaşam haklarının daha dünyaya gelmeden ellerinden alınmasını acı içinde izliyoruz. Ödediğimiz bunca ağır bedellerden sonra, kömür madeni canavarının yutmak istediği Akbelen Ormanı’na tüm gücümüzle sarıldık. Termik santrallerin sıradaki hedefi olan Akbelen Ormanı, bizimle birlikte birçok canlıya ev sahipliği yapıyor. Köyümüzü de içindeki canlılar gibi kanatları altına alan Akbelen Ormanı, kömür canavarıyla aramıza siper olan son doğal yaşam alanlarından biri. Topraklarımızı ve ağaçlarımızı, yaşam düşmanı kömür canavarı için isteyen termik santrale karşı durduğumuz günden beri, susuzluk gibi birçok sorunla cezalandırıldık. Birkaç gün önce yine bunlardan birine maruz kaldık. Mücadelemizin başından beri yanımızda olan Deniz Gümüşel adlı aktivist arkadaşımız, anayasal hakkı olan ifade özgürlüğü çerçevesinde kömür şirketiyle ilgili protesto yaparken haksız yere gözaltına alındı. Bizi bunlarla korkutabileceklerini, yıldırabileceklerini sanıyorlar. İkizköylüler olarak haklı davamızda gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz, yaşamı para için yok etmeye ant içmiş şirketlerin önünde durmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu müdahaleler, bizleri yıldırmaktan çok mücadelemize daha sıkı sarılmamızı sağlıyor.
Bu ödülü, direnişimize dört kolla sarılmış tüm İkizköylü dostlarımız adına alıyoruz. İkizköy ve Akbelen Ormanı mücadelemizde bizi yürekten destekleyen, doğayı ve yaşamı korumak için çaba gösteren herkese bu ödülü adıyoruz. Bizler için hayati öneme sahip olan ormanlarımızı da, yaşam alanlarımızı da kirli enerji kaynaklarına feda etmeyeceğiz! AKBELEN ORMANINI VERMEYECEĞİZ! İNSANCA YAŞAM İÇİN!”




