Muğla Su İnisiyatifi tarafından, yerel seçimlerde aday olacaklara seslenilen açıklamada, ilimizdeki su varlıklarımızın ticarileştirilmesine karşı mücadelede,
Adaylardan, ‘Yatağan ve Yeniköy termik santrallerine su tahsis protokollerinin iptal edilmesi için mücadele sözü’ istendi
A. Kemal KAŞKAR –
Muğla Su İnisiyatifi’nden yapılan ve kuruluş bildirgelerinde, su varlıklarımızın ticarileştirilmesine karşı mücadele etmek üzere yola çıktıklarına, tüm canlıların yaşam hakkı olan suyu korumak için Muğla halkı olarak birlikte mücadele edeceklerine dikkat çekilen açıklamanın en başında adaylardan, yargı kararına rağmen doğal yaşamı yok ederek faaliyetlerine devam eden termik santralleri işleten şirketlere DSİ tarafından yapılan su tahsislerinin iptal edilmesi mücadelesine destek verecekleri yönünde söz vermelerini istedi.
‘Sivil’ toplum örgütleri ile göstermelik değil gerçek ilişki!
MSİ’nin “Yerel Seçim Tutum Bildirgesi” başlıklı açıklamasında adaylardan söz istediği konular şöyle sıralandı:
1. Muğla’nın su bütçesi üzerindeki en büyük yük, 1996 yılından beri yargının verdiği kapatma kararına rağmen faaliyetlerine devam eden termik santrallerdir. DSİ’nin Yatağan ve Yeniköy termik santrallerinin işletmecileri ile Su Tahsisleri Hakkındaki Yönetmeliğe aykırı olarak yaptığı tahsis protokolleri derhal iptal edilmelidir. Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri halkın ve doğanın yaşam hakkı olan suyun şirketlere devredilmesine karşı durmalıdırlar. Su hakkı davasını halk adına, halkla birlikte yürütmelidirler. Adaylar; iklim, insan, doğa, hava, toprak ve su düşmanı kömürlü termik santrallerin kapatılması için halkın yanında taraf olduklarını beyan etmelidirler.
2. Sermayenin doğayı sınır tanımaksızın metalaştırmasının sonucu olarak yaşanan iklim krizi gittikçe büyürken, su krizi ve gıda güvenliği riski de büyümektedir. Bu krizden ancak doğamızı, yaşam alanlarımızı koruyarak çıkabiliriz. Bu anlamda, su havzalarımızı, ormanlarımızı, tarım alanlarımızı yok ederek yürütülen sanayi, maden, enerji, turizm projeleri ekolojik krizi derinleştiren ekokırım suçu oluşturmaktadır. Yerel yönetimler halkın ve doğanın korunmasından yana tutum almalı, sermaye sahiplerini daha fazla zenginleştirmek için bu suça ortak olmamalıdır. Adaylar; doğayı, su kaynaklarını tahrip eden hiçbir projeye onay vermeyeceklerinin sözünü vermelidirler.
3. Adaylar, suyun ticarileştirilmesin karşı olduklarını açıkça beyan etmelidirler. Belediye sınırları içerisinde içilebilir kalitede suyun halka sunulması, suyun şişelenerek satılmasını yasaklamak üzere çalışacaklarına söz vermelidirler.
4. Adaylar; aşırı su tüketen turizm işletmelerine ve yüzme havuzlu özel konut projelerine izin vermeyeceklerini beyan etmelidirler.
5. Su kıtlığına çözüm, su bütçesinin hakça paylaşımından ve suyun ticarileştirilmesine karşı durmaktan geçmektedir. Adaylar, çözüm olarak ekosistemleri tahrip eden, suyun ticarileştirilmesinin aracı olacak projelere onay vermeyeceklerini açıklamalıdırlar.
6. Adaylar, Belediyenin stratejik planlama sürecinde planlarını ve bütçelerini halkın katılımı ile oluşturacaklarına söz vermelidirler. Planlama süreçleri, sermayenin çıkarlarını kollamak için kurulmuş olan ‘sivil’ toplum örgütleri ile göstermelik bir şekilde değil; halkın, doğanın, emeğin haklarını savunan örgütlerle, halkın en geniş katılımı ile gerçekleştirilmelidir.



