BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
Çok sık kullandığımız sözcüklerdendir ‘gibi’. Çok kullanışlı, yararlı bir sözcüğümüzdür.
Dilimiz için adeta hava gibi su gibidir. Olmazsa olmazdır. Onsuz, ne yazmak ne de konuşmak mümkünsüz gibidir desek yanlış olmaz …
Anlatılmak istenen her neyse, bir başka şeye benzerliği, andırması, çağrıştırması üzerinden tarif etmelerde kullanırız onudaha çok. Tek başına anlam taşımamasıyla teşhis edilebilen bir ilgeç (edat) olarak ‘gibi’, yaygın kullanımıyla bir tür ‘eşkal belirleme’ işine yarar. ‘Robot resim çizer’ gibidir.
İlgeçler (edatlar), farklı tür ve görevdeki sözcükler, kavramlar arasında anlam ilgisi kurulmasına yol açar, dolayısıyla anlamaya, algılamaya, gözde canlandırma düzeyinde yardım ederler. Bu bakımdan ‘gibi’ye “benzerlik edatı” deriz.
Nerden çıktı bu ‘gibi ilgisi’ derseniz: Memleketimizin hazine ve maliye işlerinden sorumlu bakanın geçenlerde bir televizyon kanalındaki açıklamaları sırasında ‘gibi’yi, bir de ‘nerdeyse’ eşliğinde “ustaca” kullanması nedeniyle demeliyim.
Önce konuyu biraz daha açmalı ve ‘ustaca’ derken neyi kastettiğimi açıklamalı; ‘gibi’nin buraya kadar özetlediğimanlamda kullanımıyla değil, ona zaman zaman kurduğumuz cümleler içinde verdiğimiz bir başka görevden söz etmeliyim.
“Benzerlik edatı” olarak ‘gibi’nin aksine, bir şeye benzetilemeyen, öyle ya da böyle diye net olarak tarif edilemeyendurumlar için kullandığımız, sıkıştığımız köşeden kurtulabilmekiçin işbirliği yaptığımız bir başka ‘gibimiz’ daha var. Ona “ne şiş yansın ne kebap edatı” diyebiliriz.
Bu gibi durumlarda ‘gibi’ye verdiğimiz görev; tarif etmek istediğimiz durumla ilgili kararsızlığımızı, durumun belirsizliğini, öyle ya da böyle bir netlikten uzaklığı, yani kısacası bir tür ayar tutmazlığı, çaresizliği, arızalı hâli ifade etme görevidir.
Gibi’nin bu görev verilerek kullanıldığı cümleleri kuranlar, yaşanan tabloda kabak gibi ortada duran aksi yöndeki verilere rağmen sert tepkileri yumuşatmak, “öyle dedim ama …” diye başlayan kaçış cümleleri için kapıyı aralık bırakmak isteyen, böylece kurduğu cümlenin arkasında durmak, cümlesinin sorumluluğunu almak istemeyenlerdir. Sözün özü, bu ‘gibi’ler; bir tür ‘yan çizme’, ‘çark etme’ ve böylece de kaçıp paçayı kurtarmaihtiyacının açık ifadesidirler. Kimi durumlarda beceriksizliğin, ‘başarısızlığın’, lafı dolaştırıp zaman kazanmaya çalışmanın, boşa kürek çekmenin, “mış gibi yapmanın” en güçlü delili olarak dadeğerlidir, değerlendirilebilir.
…
Sevgili ülkemizde 2002’den bu yana tek başına iktidarda olanların; başta ekonomi olmak üzere her alanda yaşanan büyük sorunların o tarihten bu yana tek başına sorumluları olarak,öncelikle kendilerinden önce yapılanların da -23 yıldır- kendilerince yapıldığının unutulabileceğini varsayarak konuştuklarına tanıklık ediyoruz. Bu duruma da, en dikkatli ifadeyle: “Aklımızla dalga geçmeyin” diyerek tepki veriyoruz.
23 yıllık iktidarlarının sevgili ülkemizi getirdiği yer malûm! Ekonomik hallerimiz içler acısı. Eğitimde, sağlıkta, çalışma ve emeklilik yaşamlarımızda başımıza gelenleri ayrıntılandırmaya gerek duymuyorum. Ülkemiz cehennem gibi. Durum, “gibisi fazla” diyebileceğimiz kadar da kötü …
23 yıllık iktidarın temsilcilerinin zaman zaman kendi yarattıkları bu berbat tabloya karşı tepkileri yumuşatmak için kullandıkları:“Mayıs ayı Nisan’dan, Haziran ayı Mayıs’tan daha iyi olacak”,“2024 2023’ten, 2025 2024’ten iyi olacak”, “En kötüsü geride kaldı”, “Bu yılı ‘sabır yılı’ ilân ediyorum” gibi kalıp cümlelerden sonra şimdilerde konuyu daha bir belirsizliğe taşıyan cümleleri tercih ettiklerini görüyoruz. Bunun nedenini de anlayabiliyoruz. Çünkü önceki cümle kalıbındaki yüksek iddialılık hâli, zamanın hızla geçişiyle kısa sürede başlarına dert oluyor.
En son, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in tercih ettiği ‘neredeyse’ katkılı ‘gibi’li cümle, bu bakımdan siyaseten daha elverişli görünüyor. Ama Bakan için uygun olan ‘gibi’li cümle, halkımız için cehennemin dibi koşullarına karşılık geliyor.
Bu koşullarda yaşatıldığımızın bilinciyle, TV 100’ün 8 Şubat tarihli “Özel Röportaj” programında Erdoğan Aktaş ve Cansu Canan Özgen’in sorularını yanıtlayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in o sözlerini, bağlamından koparmadan aktarmak istiyorum. Bakan Şimşek’in sözlerini, önce lütfen diplere dalmadan kesintisiz okuyup dipnotlarımı daha sonra metne geri dönerek konuya dahil ediniz …
“Sorunları daha yönetilebilir, daha sürdürülebilir bir düzeye çektik”
“… Program öncesi* bütçe açığı % 9-10, program sonrasında bu oran % 4-5’e geriledi. 2025 için % 3’e çekeceğiz bütçe açığını …Merkez Bankası net rezervi – 61 milyar dolar’dan + 65 milyar dolara yükselmiş durumda, + 98 milyar dolar olan brüt rezerv + 166 milyar dolara çıkmış durumda. … Türkiye’nin bütçe dengesi daha iyi, dış denge daha iyi, enflasyon düşüyor, rezervler artıyor, risk primi düşmüş, borçlanma faizleri düşmüş, Türkiye gri listeden de çıktı. O zaman, ‘program çalışmıyor’ demek, bunların hepsini inkar etmek demektir. Hiçbir şey mükemmel çalışmaz, biz de her şey mükemmel gidiyor iddiasında falan değiliz. Ciddi makro ekonomik sorunlarımız olduğunu zaten siz sordunuz ben söyledim. Hayat pahalılığı önemli bir sorun dedim. Bu sorunu kökten çözmek için de bir program uyguluyoruz dedim. Zaman alıyor dedim. Sorunları daha yönetilebilir, daha sürdürülebilir birdüzeye çektik. Şimdi bunu devam ettirip bu sorunları köklü bir şekilde çözmek istiyoruz. … Kur korumalı mevduat Ağustos 2023’te 144 milyar dolar seviyesine çıkmıştı, 30 milyar doların altına indi. KKM’yi cazip olmaktan çıkardık. Tüzel kişiler için yıl ortasına kadar, özel kişiler için de yıl içinde bitireceğiz. Çıkışı yumuşak bir biçimde başaracağız.** … Çok kazanandan çok az kazanandan az vergi alacağız. *** … Bazı sorunlar, hayat pahalılığı sorunu gibi, zaman gerektiriyor. Kestirme bir yol olmadığı için, diğer ülkelerde olduğu gibi, üç yıllık dört yıllık bir mücadele gerektiriyor. Onun için biz bunu başaracağız. Zamanımız da var, enflasyon düşüyor, bütçe açığı azalıyor, cari açık sürdürülebilir bir noktada, rezervimiz yeterli düzeyde, risk primimiz düşüyor, dış borçlanma maliyetlerimiz düşüyor, içerde de faizler düşüyor ve düşmeye de devam edecek. Dolayısıyla en zor dönem nerdeyse geride kaldı gibi ****… Şimdi yinemeşakkatli, yani kolay olmayan, sabır gerektiren, kararlılık gerektiren bir süreç var ama nispeten işin zor kısmını, yani dengeleri iyileştirme anlamında geride bıraktık … Reel ekonomide de durum çok kötü değil … Yani bunu iddia edenler var, onun için söylüyorum. Bakın, son bir yılda, 1.1. milyon vatandaşımıza iş bulduk. Yani istihdam 1 milyon 100 bin kişi arttı. İşsizlik oranı, neredeyse son on yılın en düşük düzeyinde. Bunlar önemli. Ha, büyüme hızında bir yavaşlama var, doğru, neden, çünkü biz büyümeyi dengelemek için iç talebi yavaşlattık. Bir süre daha yavaş gidecek***** …”
…
Bu uzunca aktarmayı, dipnotlarımı sonra okuyarak çok fazla müdahale etmeden okumanızı istedim. Çünkü, söylenenler, hükümetin niyetini ayrıca açıklamayı gerektirmeyecek kadar açıkça ortaya koyuyor. Yaptıkları açıklamalardaki niyet, dikkatli bir dinleme ya da okumayla kolayca anlaşılıyor.
Bundan sonrası, söz dipnotlarda …
* Sık sık, ‘kötü günler’ anlamında, ‘en kötüsü’ diye anıp adlandırıp ‘program öncesi dönem’ diye ötelemeye-ötekileştirmeye çalıştıkları günler yine onların sorumlu olduğu, onlar yüzünden ülkemize-insanımıza yaşatılmış günlerdeğil mi? Bu nedenle, “O günler geride kaldı, göstergeler-veriler iyiye gidişi işaret ediyor” sözlerini, programlarının başarılı olduğuna vatandaşı inandırmaya çalıştıkları o sözlerini, ‘çok iyi yapmışsınız, bravo’ diye alkışlamamız, dolayısıyla kendilerini takdir etmemiz beklenmemeli elbette … Aksine: ‘Çok kötü yaptınız, her şeyi berbat ettiniz, bir türlü düze çıkarmayı da beceremiyorsunuz’ dememiz gerekmez mi!
** İlk dipnotumdaki gibi bu kez KKM denilen ucubeyi küçültmüş oldukları için ekonomi yönetimini kutlamamız beklenmemeli. KKM uygulamasına niyet edildiği andan itibaren bu ağır yükün halkımızın sırtına yüklenmemesi için çağrıda bulunan sevgili muhalefetin uyarılarını dinlemeyip, üstelik çocuksu “epistomolojik kopuş” saçmalıklarıyla gözlerimizin içine baka baka durumu çok daha kötü hale getirdiğiniz için size daha başka ne söylesek yeri.
*** Açıklamaları sırasında, yaygın kanaatimiz olan: ‘Çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alınması’ adaletsizliği ile ilgili olarak da çok kazananların “az kazandım” beyanları ile başlayıp bazı şirketlerin silinen vergi borçlarının nedenini 1963 yılında çıkarılan bir yasa ile açıklayıp, son bir buçuk yıldır bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırma yönünde denetlemeler, düzenlemeler yaptıklarını, birçok istisnayı kaldırdıklarını söylüyor Şimşek. 22 yıl boyunca, örneğin ihale yasası 200 kez değiştirildiği halde neden bu konuda herhangi bir adım atılmadığı konusu ise sorulmuyor kendisine …
**** İşte konu ve dert ettiğim ‘gibi’, tam da burada karşımıza çıkıyor: “Dolayısıyla en zor dönem nerdeyse geride kaldı gibi …” Yani, ‘en zor dönem geride kalmamış da olabilir, emin değilim’ demek bu. ‘Kötü günler’ sürebilir, hatta daha kötüsü de olabilir diye düşünmemek için herhangi bir neden var mı? Ülkemizi yöneten Şimşek ve Şimşek gibi birçoklarının bu gibi tedbirli-hesaplı ifadelerinin önümüzdeki dönemde başımıza daha nelerin nelerin geleceğinin işaret fişeği olarak görülüp ona göre vaziyet alınması gerekiyor.
***** Bunun ne olduğunu anlamayan yok herhalde: “Emekli ve emekçileri enflasyona ezdirdik, ezdirmeye de devam edeceğiz” demek …




