Nesrin Uyal Ortan / Biyografi / A7 Kitap Yayıncılık / 2. Basım Ocak 2025 / 140 sayfa
Ayşegül Şenay KAŞKAR
Nesrin Uyal Ortan; 2 Aralık 1941 tarihinde İzmir Urla’da doğdu. 1924 yılında Girit’ten Urla’ya mübadeleyle gelen Mustafa ve Cevahir Uyal’ın yedi çocuğunun beşincisi. Besim ve Hüseyin ağabeyleri, Türkan ve Saadet ablaları, Nermin ve Nuran kız kardeşleridir.
1956 yılında ilkokulu ve iki yıllık Akşam Sanat Dikiş ve Nakış Enstitüsü’nü bitirdikten sonra ailesiyle İzmir’in Alsancak semtine yerleştiler.
1962 yılında İzmir Ticaret Borsası’nda üzüm simsarlığı yapan eşi Kemal Ortan ile evlendi. Cüneyt, Aybars ve Ayça adını verdikleri üç çocukları oldu. Onları büyütürken faal bir eş, fedakâr bir anneydi. Oğlu Cüneyt’in eğitim aldığı Bornova Anadolu Lisesi’nin okul aile birliğinde ve Lions Derneği’nde faal olarak çalıştı.
Çok sevdiği eşi Kemal Ortan’ı 2004 yılında kaybetti. Oğulları Cüneyt Ortan başarılı bir işadamı olarak kurduğu Kiss Grup aile şirketinde; kardeşleri Aybars Ortan, Ayça Ortan ve eşi Yonca Ortan ile çalışıyor ve İstanbul’da yaşıyorlar.
2017’den beri İzmir Girit Mübadilleri Derneği Kadınlar Kolu Başkanlığını yapmaktadır. Derneğin tüm etkinliklerine etkin rol alır. Girit mutfağı lezzetleri ile bir festivalde ödül almıştır. Halen, Girit’e özgü geleneksel lezzetleri pişirmeye ve sevdikleriyle paylaşmaya devam etmektedir.
Nesrin Uyal, Urla Kent Konseyi’nin 31 Ocak 2024’de düzenlediği, Fethiye Demirsöz’ün moderatörlüğünü yaptığı ‘Mübadelenin 100. Yılı’ söyleşisinde konuklarla ailesinin hikâyesini paylaşmıştır.
Aynı yıl Urla Enginar Festivali’nde yeğeni Jülide Gençer ile Girit mutfağında enginarın önemini anlatmıştır.
Doğduğu ve hep özlem duyduğu Urla’ya 2022 yılında geri döndü. Çok sevdiği Babası Mustafa Uyal ve annesi Cevahir Uyal’ın hayranlık uyandıran ve mübadele ile başlayan yaşam öyküsünü Fethiye Demirsöz ile birlikte yazmaya başladılar. Kitap konusunda onu yüreklendiren Jülide Gençer’e ayrıca minnettardır.
Nesrin Uyal, Urla İskele’de sakin yaşamını sürdürmektedir.
“Siz benim içimi bilmezsiniz”
Kitabın arka kapağında aktardığı, “Bir gün bizim evdeyken babam, eşim Kemal’e ‘Oğlum beni Urla’ya, zeytinliğe götür,’ dedi. Annem, ‘Mustafa artık zeytinlik yok, sattın ya,’ diye cevap verdi. Babam ısrarla, ‘Evet sattım ama zeytinlerimle vedalaşmak istiyorum, siz benim içimi bilmezsiniz, hiç bir zaman da öğrenemeyeceksiniz,’ diye ikna etti annemi. Ertesi gün Urla’ya doğru yola çıktık, babamın o çok sevmesine rağmen satmak zorunda kaldığı zeytinliklere ulaştık. Eşim Kemal’e ‘Oğlum beni aşağıya indir, sen arabaya dön’ dedi. Babam bıraktığımız yerde, zeytin ağacına sarılıp ağlamaya başladı. Gözyaşları yanaklarından süzülüp toprağa, ağacın köklerine damlıyor gibiydi. Hepimiz çok üzülmüştük. Bir süre sonra Kemal babamı alıp arabaya bindirdi, ardından İzmir’e geri döndük. Zeytinliklerine vedası öyle hüzünlüydü ki bir daha hiçbirimiz babama ağaçlarından bahsetmedik” anının ardından şöyle diyor Nesrin Uyal Ortan:
“Hayatları Girit’te başlayan, Urla’da devam eden; yeni vatanlarına şairlere, ressamlara, yazarlara ilham veren ‘Gülcemal’ gemisi ile gelen mübadil bir ailenin asırlık gerçek öyküsü…
İki ülke, iki kültür, vatan aşkı ve zeytin ağaçları ile bezeli bir ömür ve ardında bıraktıkları…
Unutulmasın diye… Yenilere…
Armağandır.”
“Urla’ya varış”
Ve kitaptan, “Urla’ya varış” ara başlıklı bölümün başlangıcını paylaşarak bu ayki Bir Satır’ı noktalıyor ve bu kitabın ortaya çıkmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz …
“Babamın ailesi ile göç hikâyesi 22 yaşında başlamış. Gülcemal gemisinin son kafilesinin yolcuları olarak Girit Adası’na veda etmişler. Vapur, kara dumanları gökyüzüne savururken, çocukluğunu, gençliğini, bütün hayatını elindeki valize; yeni hayatını sürdürmek için gerekecek altınları da beline sararak, gemiye binmiş babam. Arkalarından mendil sallayacak kimse yokmuş. Türkiye’ye giden, Müslüman olmak dışında tek kelime Türkçe bilmeyen babam, herkesin yüzündeki hüzün ve endişeyi gözlemlemiş.
Tesadüf eseri, henüz tanışmadıkları 12 yaşındaki annem Cevher de ailesiyle birlikte aynı gemideymiş. Bir ara güvertede annemin babası Muharrem Atay (Seyitzade lâkaplı) ile Besim dedem ve babam selâmlaşmış. Girit gözden kayboluncaya kadar birgün belki döneriz umuduyla el sallayıp “Ah Vatanım! (Patridamız)” diyerek gözyaşlarını birbirlerinden saklamışlar. Yolculukları bir hafta sürmüş.
Gülcemal gemisi, İzmir Urla’daki Karantina Adası göründüğünde açıkta demirlemiş. Gemideki anne ve baba tarafım, iskelede bekleyen resmi görevlileri görünce yolculuğun bittiğini anlamış. Yetkililer, yolcuları ve eşyalarını filikalarla adaya taşımış. Herhangi bir hastalıklarının olup olmadığını kontrol için sağlık taraması, aşı yapılmış. Hasta olanlar karantinaya alınıyormuş. Kadınların kız çocuklarıyla birlikte bir tarafa, erkeklerin de erkek çocuklarıyla birlikte diğer taraftaki bölmelere geçmeleri istenmiş. Herkes tek tek içeri alınmış, peştemal ve takunya verilmiş. Duşun altına girip yıkanmışlar. Cevher (annem) küçük olduğu için çok korkmuş. Yengesi Aliye tete, “Çocuk ağlıyor yanına gireyim” demiş. Görevli önce izin vermemiş, sonra “Çocuğu çabuk al” demiş.
Üstlerinden çıkan kıyafetleri 360 derece dönen dolaba koyarak yetkililere iletmişler. Mübadillerin üstünden çıkan kıyafetler mikroptan arındırılmak için etüv makinasında 120 derece buharla ıslanmadan sterilize edilmiş. Daha sonra görevlilerce sahiplerine geri verilmiş. …” (Sayfa 21-22)



