BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Can Abi (Pulak), 23 Haziran 2025 tarihinde egesaati’nde yayınlanan “Doğaya savaş ilanı” başlıklı yazısında “AKP Genel Başkanı televizyonlarda doğaya yaptığı hizmetleri ve diktikleri milyonlarca çam fidanını anlatıp duruyor. Zaman ayırıp yazdığım bölgeleri gezse, yapılan tahribatı görse, şimdiye kadar söylediklerini geri alır ve doğaya açılan savaşı anında ve yerinde durdurur. Ama bence eşi Emine hanım görmeli durumu. Çünkü Emine hanım sıfır atık projesine verdiği büyük emekle, çöpleri ayrıştırma çalışmalarına yaptığı büyük destekle ve Birleşmiş Milletler’deki etkili konuşmalarıyla çevreye eşinden daha fazla önem veriyor, korunması için çaba sarfediyor. Bence Emine hanım bölgeye bir gezi yapmalı, sorunları yerinde incelemeli, tepkilere ve çığlıklara kulak vererek, giderek hızlanan doğa savaşının iyice tırmanmasını frenlemelidir” diye yazmış.
Haziran sonuna doğru not etmiştim bu yazısını Can Abi’nin. Herhangi bir karşılık bulup bulamayacağını, “Doğaya ilan edilen savaşın durdurulması” bakımından herhangi bir mana ve ehemmiyet taşıyıp taşımayacağını hiç merak etmeden. Buna bağlı olarak, bu yazma-seslenme tarzı ile herhangi bir mesafe katedilebileceğini ummaksızın …
Sevgili ülkemin içine sokulduğu durumun böyle bir fotoğrafının da olduğuna dikkat çekmek istiyorum sadece.
Sevgili ülkemizin, çoğu kangren olmuş yaralarına, sorunlarına çarelerin, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eşi üzerinden aranmaya çalışılmasının ‘dayanılmaz hafifliği’ne dikkat çekmek istiyorum … Bu gibi şeylere ‘dayanamıyorum’, kendimi durduramıyor, yazmadan edemiyorum.
Bu çağrıyı, doğrudan ‘çaresizlik’ olarak değerlendiriyorum. Ve bu çaresizliktir ki ağır bir ‘yerçekimsizlik’ oluşturuyor, dolayısıyla da her şey uçuşmaya, herkes “hafifleyip” ayakları yerden kesilivermeye başlıyor.
Elbette anlatmaya çalıştığım şey, esasen, ülkemizde demokratik kanalların tümden tıkanmış olduğunun da çok açık ve bir o kadar da tatsız göstergesidir …
Yani bütün ‘demokratik yollar’ bitmiş, tükenmiş, geriye bir tek bu “yol” kalmış gibi bir çıkmaz.
Bu durumu ‘demokrasisizlik’ olarak da adlandırabilirsiniz.
Sorularınızın muhataplarının, herhangi bir tepki vermeden yürüyüp gidişlerinden, yanıtlamaları halinde de ‘azarlama-haşlama tekniği’ni kullanmalarından ya da “geri zekalıya anlatır gibi anlattık, anlamıyorsunuz” aşağılamalarından belli değil mi bu?
Güvenlik güçlerinin, en ufak bir tepki-protesto eylemine orantısız şiddet uygulayarak engel olmasından, sevgili vatandaşlarımın ‘yasa dışı slogan’ attıkları gerekçesiyle suçlanmasından, tutuklamanın kayıtsız şartsız egemen olduğu adalet mekanizmasının artık ‘eldeki terazi’ ile değil neredeyse ‘balyoz’la simgelenir hale getirilmesinden, gelirlerimizle ‘açlık sınırı’ dışına çıkamaz, yoksulluğa şükreder hallerimizden belli değil mi?
Şimdi bütün bu olumsuz tablodan çıkış için, Emine Hanım’dan mı medet ummalıyız?
O’nun, “sıfır atık projesine verdiği büyük emekle, çöpleri ayrıştırma çalışmalarına yaptığı büyük destekle ve Birleşmiş Milletler’deki etkili konuşmaları” gibi gerekçelerle, örneğin ‘çevre sorunları’nın çözümü için umutlanabilmeli miyiz?
O’nun bir kadın olarak, bir eş olarak, ayrıca anne olarak sahip olduğu varsayılan vasıflarının, sevgili ülkemizin sorunlarının çözümünde etkili olabileceğine inandık desek, bu iyi bir şey midir?
Yoksa tam aksine, ülkemizin demokratik yeteneklerinin yok edilmiş olduğunun göstergesi olarak ‘çok kötü’ bir şey midir?
Emine Hanım’ın Can Abi’nin bu teklifinden haberi olabildi mi bilemem ama olduğunu varsayıp sormayı sürdürüyorum: Konuyu Tayyip Bey ile ne zaman ve nasıl konuşmuşlardır acaba?
Kahvaltıda mı, akşam yemeği sonrası kahve içerken mi? Ne zaman? Ve elbette neler konuşmuş olabilirler? …
Bütün bu sorularım, meraklarımdan kaynaklanmıyor. Ortada merak edilesi bir konu olmadığı kesin. Benim altını çizerek ortaya koymak istediğim şey Can Abi’nin beyhude yazısı!
Can Abi o yazıyı niye yazdı bilmiyorum.
İnanarak mı denedi şansını yoksa ‘umutsuz tablo’ karşısında ne yazacağını, ne yapacağını bilemez durumda olduğu için mi yaptı bunu?
Bence, iktidara hâlâ daha bir yerlerinden tutunma ve oralardan çözüm umudu taşınması; yapılabilecek, yazılabilecek en olmayacak şeydir. Çare(ler), oralarda bir yerde değil halkın demokratik direniş mücadelesindedir. Olmayacak beklentiler uydurup oturup bekletecek bu gibi arayışlar boşunadır, yanlıştır.
Bu tip seslenişlerden medet ummamalı, olmayacak duaların peşine amin diyerek düşmemeli, boşa kürek çekmemeliyiz. Her şey bir yana, zaman kaybıdır. Enerji israfıdır.
Yıllar önce, 8 Ekim 2021 tarihinde Milas BAKIŞ’ta “Sana katılmıyorum Can Abi” başlıklı bir yazı yazmıştım. (https://milasbakis.com/2021/10/08/size-katilmiyorum-can-abi/)
Bu da, başlığı farklı olan bir başka “Sana katılmıyorum Can Abi” yazısı oldu.
Yine yerinde bir tepki verdiğimi düşünüyorum. Ne dersiniz?
Can Abi’ye selam ve saygıyla …
…
Yazmaya 7554 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un TBMM’de kabul edilmesinden önce başladığım, yayımı da kanunun Resmi Gazete’de yayımlanması sonrasına denk gelen bu yazımı, özellikle zeytinliklerin, orman ve mera alanlarının enerji projelerine açılmasıyla yaşanacak büyük yıkıma karşı mücadele edecek sevgili vatandaşlarımı selamlayarak noktalamak istiyorum.



