Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Utanmak, TDK’na göre; “Onursuz sayılacak ya da gülünç olacak bir duruma düşme nedeniyle bundan üzüntü duymak, utanç duyumsamak, sıkılmak” diye ifade dilmiş.
Elinizde olmayan bir nedenle utanılacak bir şey yapılmış ise, karşılığında en azından bir özür dilenir, bizim bildiğimiz.
Ancak hem yap hem de özür dileme. Üstüne üstlük, “ne olmuş yani, yaptıklarımızdan ne utancı duyacağız, gurur duyuyoruz” derseniz, valla ne desem boş o zaman.
Geçende basında okudum, çözüm süreci talepleri konusunda bir parti af çıkarılmalı deyince, Irak’tan bir terörist: “Ne affı, biz af edilecek bir şey yapmadık ki” demiş! Yani konu ‘yaptıklarınızın nasıl görüldüğü’nün dışında bir açıdan da ‘yaptıklarınızı nasıl gördüğünüz’le ilgili … Oysa özellikle siyasetçilerin, Cumhuriyet’in yurttaşlarından özür dilemesi gereken o kadar çok şey var ki.
Nereden açıldı bu konu? “İktidar milletvekillerinin yakınlarının sınavsız ve mülakatsız şekilde işe alınmaları”na, ana muhalefet grup başkan vekilinin “Hiç mi utanmıyorsunuz?” diye tepki göstermesi üzerine, iktidar grup başkan vekilinin “Evet utanmıyoruz, yaptığımız işten gurur duyuyoruz” diye karşılık vermesiyle … Olabilir, kimileri yaptıklarını utanılacak değil aksine gurur duyulacak şeylermiş gibi görebilir ama …
Son zamanlarda mecliste bu ve benzeri konuşmalar, sataşmalar, kavgalar eksik olmuyor. Ancak, ağırlığı yıllar sonra bile referans olacak karşılıklar ve yanıtlarda görememekteyiz. Ya çokça bağırılıyor -ki bağırınca haklı olunmuyor- ya da kavga ediliyor ve elaleme rezil oluyoruz. Sonra da çıkıp “Gazi Meclis” diyerek başlıyorlar ya, en çok da ona alınıyorum.
Evet, bu kez, geçen haftadan sarkan bu konuda söyleşelim istiyorum.
Bizler birbirimize yanlış yaptığımızda, bizi ve karşımızdakini ilgilendirir. Tabii ki o da olmamalı. Ancak mecliste yapılan ve özürle bile altından kalkılmayacak konular ile devletin yaptıkları bu kapsama girmez, girmemeli. Burada açılan yaralar kuşaklar ile anılır olur.
Bir gencimiz üç kez sınava girer, ikisinde derece alır ve üçüncüde ilk onda olur ve her seferinde mülakatta elenirse bunu nasıl izah edebilir bu devlet/iktidar? Hak yemenin ahlaki boyutu yanında, kurumsal yapı bakımından yurttaşlar arası eşitliği bozacak bir suç da işlenmiş olmuyor mu? Bu yapılandan gurur duyulmasını yine hiç konuşmuyorum. Bunun, ülkemizde özellikle son yıllarda en yüce kurumdan yansıyan bu söz, tutum ve davranışların milletin takdirinde nasıl yer bulacağını, gelecek yıllarda ve belki ilk seçimde hep birlikte göreceğiz.
Ama bu yapılan ile bir kişi, belki bir aile veya daha farklı bir mağduriyet ortaya çıkmıyor mu? Telafisi imkansız bir yara açılmış olmuyor mu? Bu konuda yüzlerce, binlerce örnek bulmak mümkün. O gençlerin geleceklerini haksız bir şekilde değiştirmiş, hak yenmiş ve suç işlenmiştir bence.
Ben konuya bir de bu iltimas, torpil veya haksız uygulamadan yararlananlar tarafından da bakmak istiyorum. Yapanlar tamam da, o yanlış ve haksız durumdan yararlanarak hakkı olmayan bir şeyi elde eden ne hissediyor olabilir? Yoksa o da gurur duyuyor mudur bu işten, işlemden? Hırsızlık malı olan bir eşyayı bilerek alandan ne farkı var? Ceza kanununda hırsızlık malı alan da suçlu kabul edilip ceza almıyor mu? Peki bu atamalardan dolayı o koltuklara oturup maaş alanlar, haksız tasarrufta bulunup devletin maddi manevi gücünü kullananlar ne olacak? Bırakın özür dilemeyi, benim de çokça yazdığım gibi, “her şey bilinerek, görerek ve duyarak yapılmakta, gözlerimizin önünde”.
Yine basından çokça okuduk, tv tartışma programlarında gazeteciler özellikle çokça ifade ettiler ‘kısa sürede sahte diploma alınması’nı. Belli bir bedel karşılığı istediğiniz okulun, istediğiniz bölümünden diplomanız hazır. Belki hiç gitmediniz bile. O diplomalar ile hoca olan, devlette işe giren, yine devlette müdür olabilmek için üniversite diploması olması gerektiği için o konuda kullanan ve belki en hafifi hava atmak için olsun bu diplomaların alındığı ve kullanıldığı iddiaları … Peki ne oldu? Birkaç kişi yakalandı, sorgu, denetimli serbestlik o kadar. Sonra?
Bir başka özür mü? Söyleyeyim.
TÜİK diye bir kuruluş var ve en önemli konusu enflasyonu belirliyor olması. Bu enflasyon değerine göre de ülkede pek çok şeyin oranı, miktarı, ücret veya maaşlar belirleniyor. Peki ya bu kuruluş doğru rakamları ifade etmiyor ise! Örneğin emekliler, memurlar, işçiler, asgari ücret alanlar ve daha pek çok kişi bu nedenle etkileniyorsa? Son söylenenler ise, TÜİK nedeniyle emekliler aslında almaları gereken paranın yarısını almaktalar. Düşünsenize, vaktinde vergilerini, primlerini ödemiş milyonlarca emekli, bu nedenle sefalet içinde yaşamaya mahkum edilmişler. Telafisi mümkün olmayan bir durum. Şimdi bundan da gurur duyulabilir mi merak ediyorum doğrusu?
Geçende TBMM’nde çalışan ve aynı zamanda okuyan çocuklara yönelik taciz olayını öğrendik. Üstelik bu durum uzunca bir zamandır yaşanmaktaymış. Konu ilk hali ile bile müthiş çirkin ve çürümüşlüğün ta kendisi. Kamuoyundan saklanmış olması da ayrı bir korkunçluk. Millet, Meclisine güvenmezse daha ne olacak arkadaşlar. Bu konu en şeffaf hali ile ve kimse kayırılmadan, kollanmadan araştırılmalı diyeceğim ama, bakalım. Umarım gerçekten hak ettiği bir soruşturma ve yargılama olur. Ancak önceden yapılanların işten çıkarma ile örtüldüğü izlenimi bile bu konuda ümitsiz olmama yeter. Çünkü kimsenin istifa ettiğini duymadım. Hatta Meclis Başkanının da konuya gereken değeri ve önemi verdiği konusunda şüphelerim var. Umarım yanılırım. Okulun staj zorunluluğu için oraya gitmek ve çalışmak zorunda kalan çocuklarımıza yapılan bu çirkin olay en güçlü ceza ile cezalandırılır, örnek bir yargılama ile örnek cezalar verilir.
Çünkü, bu kimsenin gurur duymayacağı bir olay. Ve halk olarak akıbetini takip etmeliyiz.
Bir yandan da çabuk unuttuğumuzu biliyorum. Bunun için kimseyi suçlayamam. Bakın son bir haftada utanmamız gereken öyle olaylar yaşıyoruz ki. Kamuoyu da haklı! Bundan öncesini yazacak olsam birkaç cilt roman olur. Hemen bir iki örneği vereyim.
MESEM uygulamasında ufacık yaşlarında okul ve çoğunlukla iş tezgahlarında çalışmak zorunda kalan çocuklarımızdan o kadar çok ölen var ki. Sadece kanun gereği uygulama için iş yerlerindeydiler. Ve öldüler. Bu hepimizin utancı olmalıdır. Onlar yaşayıp güzel bir hayatı hak eden gençlerimizdi, şimdi toprak oldular. Böyle olmasında da hiç suçları yoktu. Sadece herkes işini doğru yapmadığı için öldüler.
Peki para hırsı için bebekleri öldürenlere ne oldu? Bebek katilleri olayını izleyenler hatırlarlar, o günlerde toplumda ne büyük bir infial yaşanmıştı. İçlerinde doktor ve hemşirelerin olduğu, ambulans şoförlerinin patron olduğu çeteleri günlerce izledik. Sonuç? Bilen var mı? Sanırım şu an tutuklu ya yok veya bir kişi belki.
Utandık mı?
Kendi kendisinden utanmayan, yeryüzünde hiç kimseden utanmaz demiş Neşet Ertaş.
Tabii öncelikle utanılacak bir şey yapmayalım. Utanmamız gerektiğinde ise utanalım, bir daha olmaması için gerekenleri de yapalım. Utanmıyorlarsa, utandıralım. Çürüyerek devam edemeyiz!
Hepinize sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yıl dilerim. (22.12.2025)



