BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
2025 yılını da geride bırakırken, bu yılın son yazısında, ‘Akbelen Direnişi’nin iki sembol ismi Zehra ve Gülsüm Ninelerimizin (Teyzelerimizin) anıları önünde saygıyla eğilerek buluşmak istedim siz sevgili okur yazarlarımla …
Yılları tamamlarken onları hep ‘kötüleme’, ‘günahlı sayma’ sözleri sıralanır. Bir tür ezberdir, hep yinelenir.
Aksini düşünsek de kaçınamadığımız bir dil yaramızdır bu. Adeta kaçınılmazmış gibidir. Kaçıp kurtulamadığımız kalıp sözlere göre ille de ‘kötü’, ‘çok kötü’ şeyler olmuştur yılların içinde. Ama ölümler kadar doğumlar da olur yıl boyunca … Ne güzel bebeklerimiz gelir dünyaya. Bunun gibi birçok iyi şeyler, güzel şeyler olur olmasına da nereden baktığınıza, başınıza gelene bağlı olarak tuttuğunuz kayıtlar da farklı olur. Yıl dediğimiz az bir süre değildir ki! Onca zaman içinde ille de kötü, üzücü, kahredici şeyler olacaktır! Çaresizlikler yaşanacaktır. Umutsuzluklara düşülebilecektir. Mutsuz olunacaktır. Sağlık sorunları yaşanacaktır. Haksızlıklara uğranacaktır. Adaletsizlikler de olacaktır. İlle de mücadeleler, direnişler de … Çareler bulunacaktır, umutlanılacaktır, mutluluk veren gelişmeler yaşanıp bazı sorunlar çözümlenecektir … Tarih içinde yengiler kadar, hatta daha çok da yenilgilerle karşılaşılacak, gözlerimizi dolduranların yanısıra yüzümüzü gülücüklerle dolduran bir dolu haber gelecektir dünyanın dört bir yanından … Kuşatılmışlık, yalnızlık duygularının ötesinde berisinde hep kararlılık, saygı ve sevgiyle kalabalıklarla buluşmanın coşkusu dolaşacaktır dünyada gece gündüz. Dünden bugüne dünya dar gelecektir kalabalıklara. Meydanlara, caddelere sokaklara sığılamayacaktır. Bütün bunları bilenler bilir. Bütün bunları mücadele edenler bilir. Elbette yıllar, en özverili, en içten yol arkadaşlıklarının da tanığıdır, kalleşliklerin ve dönekliklerin de … Ayaklarımıza dolanan yalanlar dolanlarla oynanan oyunlara sahnelik ettiği kadar yolumuzu aydınlatan meşalelerimiz olan ‘yangın’ yerleridir de yıllar. Elbette başka türlü bir şeydir yangın derken kastettiğim.
Can Baba (Yücel) “El tutuşa tutuşa” şiirinde bu yangını şöyle yazar:
Ne kadar çok elimiz varmış meğer!
İlkin, senin elinle tutuşan benimki
Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel İşçilerininki
Sonra, ellerin elleri…
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana,
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi
…
Kaç yaşındaysanız farketmiyor. Bir kerecik de olsa bir ağaca sarılıp ona sevginizi, bağlılığınızı hissettirmeye çalışmış olmanız yetiyor. Eğer sarıldıysanız iyi! İçinizde bitmek bilmez bir coşkuyla genç, o ağaca iyi günde kötü günde sadakatinizi fısıldadıysanız, yüreğiniz ağzınızda bir heyecanla nefes nefese daralan göğüs kafesinizden kuşlar uçuştuysa gökyüzünüze o an, ve yüzünüzde her şeye yetişebilecek bir telaşla kucakladıysanız uçsuz bucaksız dünyayı; yıllar ille de size borçlu hissedecektir kendilerini … Ya da yüzlerce yıldan alacaklısınız demektir. Bunu fark edin yeter. Yıllara kızmayın sakın. Onlar size olan borçlarını ödemeye çalışıyor sadece. Siz bunu hak ediyorsanız elbette … Elbette bu herhangi bir ‘sıradan borç’ değil. Gökyüzlerine kadar yüksek dalgalarla boğuşan gemiler nasıl karanlıkları yarıp yol alırlarsa, yıllar da borçlarını öyle ödeyecektir size, sakın merak etmeyin. Yani ‘ölmemek’ elinizdedir! Yıllar değildir ölümlerle anılacak olan, tutuşmuş ellerinizdir. Aksine yıllar yaşatır … Tekrar yazmalıyım: Bunu hak ediyorsanız elbette.
…
2025 yılı ile anılacak iki vedadan söz etmek istiyorum: İlki, Akbelen direnişinin sembol isimlerinden Zehra Nine (Yıldırım, 88). Sarıldığı çam ağacından yaklaşık iki yıl sonra ayrıldı aramızdan … 15 Eylül 2025 Pazartesi günü İkizköy mezarlığında toprağa verilen Zehra Yıldırım için, “Zehra ninemiz bu toprağın onuruydu. Onun hatırasına, mücadelesine, her dalına tutunduğu ağaçlarımıza, zeytinimize sahip çıkacağız. Ne pahasına olursa olsun bu toprakları asla vermeyeceğiz!” demişti köylüleri, yoldaşları.
Gülsüm Nine de (Geriş, 87) 10 Aralık 2025’te Karadam Köy Mezarlığı’nda toprağa verildi …
Mücadele arkadaşları onları, “Toprağın, zeytinin, suyun hakkı için en önde duran, bastonuna değil yüreğine yaslanıp direnen iki kadın … Bedenleri yoruldu, bastonları toprağa saplandı; ama adımları bir kez bile geri düşmedi. Bugün artık ikisi de aramızda değil. Ama geride bıraktıkları öfke, inat ve kararlılık hâlâ burada: Her ağacın gövdesinde, her dalın gölgesinde, bu toprağın derin nefesinde. Artık rahat uyuyun … Sözümüz söz: Bu topraklara kıyanlara karşı bize emanet ettiğiniz mücadelemizi, omuzlarımızda büyüteceğiz!” diyerek uğurladılar.
Bu sözlerin gücünden yola çıkıp saygıyla, sevgiyle anmak istedim onları. Yılların onlara olan ‘ölümsüzlük borcu’nu ödeyeceğine olan inancımla …
…
Ağaçlara sarılan, yollara düşen kadınlardı onlar. O ağaçlardı onlar, uzun ince yollardı. Ormanlar kadar büyük ve masmavi oldular, koca koca meydanlara vardılar. Hep vardılar. Hep var olacak ikisi de. 2025’te yitirdiğimiz Akbelen Direnişi mücadelesinin sembolü olan bu iki hemşerimizin anılarıyla hep birlikte olacağız.
2026’yı; onların anılarındaki kararlılıklarından, toprağın, suyun, havanın değerini bilirliklerinden, yaşama tutkuyla, gülümser, iyimser sevgiyle bağlılıklarından çok şey öğrenmişler olarak karşılayacağız.
Hüzünlerimiz de bizimle, coşkululuklarımızla, mutluluklarımızla, umutluluklarımızla çimlenen sevda tohumlarımız da … Gelecek; her geçen yıl büyüyen torun ormanlarımızla gelecek. Geçmiş diye bir yer yok çünkü. Zaman, yerlere göklere sığdırılamaz çünkü.
Gülsüm ve Zehra Teyzelerimiz geçmiş zamanı olmayan bir yerdeler artık. Hep bizimleler.




