Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER –
Günümüz ilişkilerinin en çok dile getirilen şikâyeti aynı: “Kimse kimseye iyi gelmiyor.”
Oysa modern birey, tarihte hiç olmadığı kadar sevilmeye, anlaşılmaya ve duygusal olarak tutulmaya ihtiyaç duyuyor. Fakat bugünün hızlı temposu, duyguların çabuk tüketildiği, bağların kolayca koptuğu bir zemin yaratıyor. Bu nedenle aşk, artık yalnızca romantik bir duygu değil; iki yorgun kalbin birbirine tutunma mücadelesi.
Duygusal yorgunluk modern çağın görünmez pandemisi. Ve insanlar, tüm karmaşanın içinde bir tek cümleyi arıyor: “Bana iyi gel.”
Yalnızlık, kalabalığın içinde büyüyor
Modern çağda birey, yüzlerce insanla iletişim hâlinde ama çok azıyla duygusal temas kurabiliyor. Zygmunt Bauman’ın “akışkan ilişkiler” kavramını hatırlatan bir kırılganlık bu. Bauman, modern ilişkileri şöyle tanımlamıştı:
“Bağlar güçlendikçe kırılganlaşır; çünkü insanlar artık bağlanmaktan çok, kaçmaktan korkarlar.”
Bugünün çiftleri tam olarak bu ikilemin içinde yaşıyor. Bir yandan yakınlık arıyorlar, diğer yandan duygusal yükten kaçıyorlar. Sosyal medya, seçenek bolluğu ve hız kültürü, ilişkilere bir özgürlük değil, çoğu zaman bir yorgunluk getiriyor.
İşte bu yüzden biri geldiğinde, gerçekten temas ettiğinde, insanın hayatındaki çöküntüyü toparlayan o derin sakinlik çok kıymetli geliyor. Günümüz insanının özlediği şey sevgi değil; istikrarlı sevgi.
Yaralarımızla sevmeyi öğreniyoruz
Çağın en önemli psikanalistlerinden Irvin Yalom, insan ilişkilerinin özünü şöyle açıklar:
“İnsan insanın hem yarası hem merhemidir.”
Bu cümle modern ilişkilerin ruhuna tam oturuyor. Çünkü herkes kendi geçmişinin yüküyle büyüdü.
Kırgın aileler, bitmeyen beklentiler, duygusal kopuşlar…
Bu yüzden ilişkiye giren iki kişi aslında iki dünyayı taşıyor.
Dünya hızlandıkça, birey duygusal olarak yavaşladı. Sözler çoğaldı ama duyulma azaldı. Yakınlık arttı ama temas silikleşti. Ve insanlar artık “beni sev” demiyor; “Bana iyi gel, beni anla, kal” diyor.
Sosyolog Eva Illouz, modern aşkı şöyle tanımlar:
“Aşk, bugün bir duygudan çok, bir müzakere alanıdır.”
Bu tespit, ilişkilerin neden bu kadar kırılgan olduğunu açıklıyor.
Günümüzde insanlar duygularını yaşamaktan çok, onları yönetmeye çalışıyor. Sevginin kendisi değil; devam ettirilebilir olup olmaması tartışılıyor.
Birine yakınlaşmak kolay fakat güvenmek, kalmak ve emek vermek zor.
İlişkiler “hızın” içinde hayatta kalmaya çalışırken duygular çoğu kez yük gibi algılanıyor.
Fakat gerçek bağlanma, iki insanın birbirinin omzuna yaslanabildiği anda başlıyor.
Birinin kalbine iyi gelmek artık bir sadakat biçimi
Çağın önemli psikiyatrlarından Judith Herman, travma üzerine çalışmalarında şöyle der:
“İyileşme, güvenli bir ilişki olmadan mümkün değildir.”
Bu cümle yalnızca terapi için değil, aşk için de geçerlidir. Modern insanın en büyük özlemi, duygusal anlamda güvende olma ihtiyacıdır. Kalabalıkların içinde kaybolmuş birey, artık bir liman arıyor.
Birine iyi gelmek; • sabır göstermek, • dinlemek, • anlamak, • değişmeye niyet etmek • ve en önemlisi kalmak demektir.
Bu yüzden günümüz ilişkilerinde en kıymetli davranış, birinin yükünü hafifletebilmektir.
İnsan ruhunun “sabahı yokmuş gibi geçen geceleri” vardır. Kimse bilmez, kimse görmez. Yalnızlık, gürültülü bir sessizlik gibi çöker insanın iç dünyasına.
Ve bazen bir insan gelir… Tüm o karanlığa sabah gibi doğar. Modern aşkın mucizesi işte burada saklıdır:
Bir insanın bir insana nefes olabilmesi.
Modern dünyanın insana yüklediği hız, baskı ve yalnızlık duygusu, ilişkilerin ruhunu her geçen gün daha kırılgan hâle getiriyor. Fakat tüm bu gürültünün içinde değişmeyen bir gerçek var:
İnsan ancak insanla iyileşir.
Birinin elini tutmak değil; o eli bırakmamayı seçmek…
Birinin gözlerine bakmak değil; aynı yöne bakabilmek…
Birine “seni seviyorum” demek değil; “yanındayım” diyebilmek…
İlişkileri güçlü kılan hep bu inceliklerdir.
Duygusal yaraların çoğu sessizdir, görünmezdir. Ama doğru bir temas, doğru bir kalp, doğru bir insan… Tüm o sessizliği bir anda sabaha dönüştürebilir. Ve işte tam da bu yüzden; modern ilişkilerde kalmak, en büyük cesarettir.
“İyi gelen insanı hayatında tut. Çünkü herkes sevmez, herkes anlamaz, herkes kalmaz.”



