A. Kemal KAŞKAR –
İkizköy direnişinin Avukatları Arif Ali Cangı, İpek Sarıca ve İsmail Hakkı Atal, 3 Mart 2026 tarihinde yaptıkları ortak yazılı açıklamada, Milas Akbelen/İkizköy hattında 10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla ilan edilen acele kamulaştırma işleminin, yıllardır hukuka aykırı biçimde sürdürülen maden genişletme politikasının yeni ve ağır bir halkası olduğuna, bu kararla çok sayıda taşınmazın ‘acele’ gerekçesiyle kamulaştırma kapsamına alındığına dikkat çekip, buna karşılık yurttaşların mülkiyet hakkını ve yaşam alanlarını korumak amacıyla Cumhurbaşkanı kararının iptali istemiyle yaklaşık 200 parsel için 96 ayrı davanın Danıştay nezdinde açıldığını anımsatarak “Açılan davalar, işlemin hem sebep hem konu hem de amaç yani kamu yararı unsurları bakımından açık hukuka aykırılık taşıdığına dayanmaktadır” denildi.
Cangı, Sarıca ve Atal’ın, “Akbelen’de Hukuka ‘Acele’ İhtiyaç Var” başlıklı açıklamalarında yapılan değerlendirmeler ve Danıştay 6. Dairesi ile Milas Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yönelik çağrıları şöyle:
“Kamulaştırma kapsamına alınan alanlar yalnızca zeytinlikler ve tarım arazileri değildir. Köylülerin bizzat içinde yaşadığı evler, tarım ve yerleşim alanları da bu kararın içindedir. İnsanların toprağıyla birlikte evi ve yaşam çevresi de kamulaştırma tehdidi altındadır. Bu durum, Anayasa’nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkına, yaşam hakkına ve yerleşme özgürlüğüne doğrudan ve ağır bir müdahaledir. Kamulaştırma adı altında köylülerin yaşam alanlarının maden sahasına dönüştürülmesi, hukuk devletinde kabul edilemez.
Cumhurbaşkanı kararının yayımlanmasının hemen ardından idare, 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesine dayanarak süreci fiilen işletmeye başlamış; geçen haftadan itibaren Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde acele el koyma ve değer tespiti davaları açılmaya başlanılmıştır. Bu davalarla birlikte taşınmazlara mahkeme eliyle el konulması ve bedel belirlenmesi yapılacaktır. Ancak açıkça ifade edilmelidir ki, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yürütülen bu el koyma sürecinin dayanağı, Danıştay’da iptali istenen Cumhurbaşkanı kararıdır.
Danıştay’da açılmış iptal davalarında yürütmenin durdurulması talepleri henüz karara bağlanmamıştır. Danıştay yürütmeyi durdurma konusunda karar vermeden önce, acelecilik koşuluna ilişkin bilgi ve belgeler ile savunmasını göndermesi için davalılar Cumhurbaşkanlığı ve MAPEG’e 15 günlük süre vermiştir. Bu sürenin 15 gün daha uzatılma olasılığı var. Dolayısıyla yürütmeyi durdurma kararının en erken 45 gün sonra çıkması mümkün olacaktır. Yüksek yargının, işlemin hukuka uygun olup olmadığını değerlendirmesi beklenmeden adli yargıda el koyma sürecinin başlatılmasının telafisi imkânsız zararlar doğurması tehlikesi vardır. Bu nedenle Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, Danıştay’daki yürütmeyi durdurma talepleri hakkında verilecek kararı beklemesi hukuki bir zorunluluktur. Aksi halde iptali muhtemel bir işleme dayanarak köylülerin evlerine ve topraklarına fiilen el konulmuş olacak; yargısal denetim etkisiz hale getirilecektir.
Acele kamulaştırma istisnai bir araçtır; süreklilik arz eden bir maden projesinin idari kolaylığı değildir. Aynı bölgede daha önce de kamulaştırma kararları alınmış, geri çekilmiş ve yeniden gündeme getirilmiştir. Bu tablo, ortada gerçek bir acelelik değil, sistematik bir mülksüzleştirme politikası bulunduğunu göstermektedir.
Bu noktada yapılması gereken açıktır: Hukuk, olması gerektiği gibi ve gecikmeksizin uygulanmalıdır. Yargı mercileri, idarenin fiili dayatmalarını önleyici, etkili ve sorumlu bir tutum içinde hareket etmelidir. Mülkiyet hakkının, yaşam alanlarının ve hukuk devleti ilkesinin korunması bir tercih değil anayasal bir yükümlülüktür. Sürecin tüm aktörleri, yetkilerini kullanırken bu sorumluluğun bilinciyle davranmak zorundadır. Hukukun üstünlüğü ya somut olarak işletilecektir ya da bu süreçle birlikte ağır bir yara alacaktır.
Acele hukuksuzluğa karşı, hukukun acele uygulanması gerekmektedir. Bu nedenle; Danıştay 6. Dairesi’nden savunma alındıktan sonra tekrar değerlendirilmek üzere derhal yürütmeyi durdurma kararı verilmesi, Milas Asliye Hukuk Mahkemelerinden de Danıştay’ın yürütmeyi durdurma konusunda vereceği kararın bekletici mesele yapılması çağrısında bulunuyoruz.”
“Asla vazgeçmeyeceğiz!”
İkizköy Avukatları Arif Ali Cangı, İpek Sarıca ve İsmail Hakkı Atal’ın bu açıklamalarının üzerinden 24 saat geçmeden, İkizköy Kuyucak mevkiinde, bir kez daha zeytin ağaçlarına kepçelerle müdahale edildi, çok sayıda zeytin ağacı sökülerek kamyonlara yüklenip taşındı.
Zeytinlik alanlara yönelik bu yok edici yıkım karşısında sessiz kalmayan başta İkizköy Muhtarı Nejla Işık olmak üzere bazı vatandaşlar Jandarma tarafından gözaltına alındılar ve Milas Jandarma Komutanlığı’nda yaklaşık dört saatlik ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldılar.
Bu arada İkizköy Çevre Komitesi’nin “Bu katliamı durdurun! Topraklarımız, zeytinlerimiz maden sahası değildir!” başlıklı sosyal medya paylaşımlarında; “Milas’ın bereketli topraklarında bir kez daha zeytin ağaçlarına kepçeler dayandı. YK Enerji, Akbelen’in yanındaki Kuyucak mevkiinde onlarca yıllık zeytinleri sökerek geri dönüşü olmayan bir yıkım gerçekleştiriyor. Üstelik dosya Anayasa Mahkemesi’nde karar beklerken, üstelik yürürlükte olan Zeytincilik Kanunu açıkça zeytinliklerin korunmasını emrederken… Henüz hukuki süreç tamamlanmamışken, ortada kesinleşmiş bir karar yokken yapılan her kesim anayasal suçtur. Bu suçu yalnızca sahada kepçeyi çalıştıranlar işlemiyor. Bu suçu, projeyi yürüten ortaklar olan Limak ve IC İçtaş holding de işliyor. Bu suçu, zeytinlikleri korumak yerine bu yıkımı kollayan kolluk da işliyor.
Bu anayasal suçtan derhal geri dönülsün! Bu zeytinler sadece biz köylülerin değil tüm ülkemizindir!” denildi.





