Halim Şafak
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir gibi birkaç merkezi ve onların kimi ilçelerini ayrı tutarak belirtirsek şehir ve kasabalarda kültür/sanat/edebiyat ve bu temeldeki yayın faaliyeti çoğunlukla sınırlı ve vasat olmuş, bu yüzden de merkezde ve ilgili alanlarda bir yansımaya ne yazık ki pek yol açmamıştır. Öncesinde birkaç kitap yayımlanmışsa da Milas Belediyesi’nin 2010-2023 yılları arasında çoğu kitaplaşmış ve dolaşıma girmiş kültür/sanat/edebiyat temelli etkinlik ve yayın faaliyetlerini ve ulusal düzeydeki karşılıklarını bundan ayırmak gerekir.
Uzun yıllardır süren ve artık akıbeti belli olmayan Uluslararası Turhan Selçuk Karikatür Ödülü, Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü ile Milaslı ya da Milas’la bir biçimde ilişkisi olmuş Aşkıdil Akarca (arkeolog), Nahit Ulvi Akgün (şair), Melih Cevdet Anday (şair-yazar), Tolga Çandar (müzisyen), Maksut Doğan (şair), Zeki Duygulu (müzisyen), Muzaffer Kale (şair-yazar) Halil Menteşe (politikacı), Turan Erol (ressam), Hasan Özgen (sinemacı), Turhan Selçuk (ressam-karikatürist), Halim Şafak (şair-yazar) ve Nazmi Yükselen’in (müzisyen) ele alındığı ve geleneksel hale gelmiş olan Milas Sanat Edebiyat Günleri ve bugünler çerçevesinde yapılan sempozyumlar ve yayımlanan kitaplar ile birlikte aynı dönemde yayımlanan Nuri Adıyeke, Melek Çolak, Ayhan İlter, Abuzer Kızıl, Ertuğrul Meşe gibi akademisyen ve yazarlar başta olmak üzere Hüseyin Avni Kunduracıoğlu, Tomris Bilgi Mergen, Ozan Nergis, Hasan Özgen, Halim Şafak, Muhammet Tokat ve Nevzat Çağlar Tüfekçi’nin Milas’la ilgili özgün ve derleme kitaplarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Bütün bunların büyük çoğunluğu Belediye Başkanlığı döneminde benim de itirazlarım olan kimi yanlış politika ve söylemlerine ve belediye personelinin tekten örnekler dışında o yoğun ilgisizliğine ve lakaytlığına rağmen Muhammet Tokat’ın kültür/sanat/edebiyata dönük ama bütün düşüncelere saygıyı hiç kaybetmeyen, şair, yazar, araştırmacı ve akademisyenlerin özgünlüğüne ve özgürlüğüne müdahale etmeyen tavrı kadar o bitmek tükenmek bilmez arzusu ve ısrarının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Onun ısrarı bizim ve katılımcıların yoğun mesaisi sayesinde bu birikim ortaya çıkarılmış ve koca bir kitaplık olarak dünyanın ilgisine ve bilgisine sunulmuştur.
Geleneksel hale gelen bu etkinlikler son seçimden sonra belediye başkanı seçilen Fevzi Topuz’la birlikte neredeyse reddedilmiş, yok sayılmış ve söz konusu birikim de dünyanın geçmişinde epeyi yer kaplayan kimi uygulamaları ve yasakları hatırlatırcasına ne yazık ki Bafa’ya sürgüne gönderilmiş ve birkaç kitap da Çöllüoğlu Hanı’nda ve belediyede kilit altında tutulur olmuştur. Böylelikle de bu on beş yıl Milas’ta yaşanmamış ve bütün olaylar Milas’ta geçmemiş gibi bir düşüncenin oluşmasına tam bir duyarsızlıkla bile isteye izin verilmiştir.
Belirtmek gerekir ki; kitapların akıbeti öylesine bir dedikodu değildir. 2025 yılı Mayıs-Haziran aylarında yerinde, yani Milas’ta yaptığım araştırmalar ve görüşmeler sonucunda kesinlik kazanan vahim ve bir o kadar da korkutucu bir durumdur. Kuşkusuz ben pek fazla bilgi sahibi değilsem de Fevzi Topuz’un belediye başkanlığı ve milletvekili olarak pratiğini ve kültürel olana ilgisini Milas ve Milaslılar muhakkak biliyordur. (Benim bu konudaki düşüncem bir kaç sempozyuma izleyici olarak katıldığıyla sınırlıdır.) Kaldı ki internette yapılacak küçük bir araştırmada bu konuda oldukça fazla done bulmak da ihtimalen mümkündür.
Kuşkusuz sosyal demokrat partilerin merkezdeki tavrı hiçbir zaman yerel düzeyde aynı karşılığı bulmamış ve beklentileri ne yazık ki karşılayamamıştır. Bu olmadığı gibi onların kimi eylem ve pratikleri herkesi şaşırtmıştır. Çünkü bilinir ki yerelde sosyal demokrat düşünceden çok başka düşünceler ve ilişkiler kültürel olsun olmasın bu temeldeki faaliyetler bu tür etkinlikleri belirler, belirlemiştir. Yanı sıra çoğunlukla sosyal demokrat kültür belirleyici olarak en arka sıralarda yer almıştır. Bunun da epeyi bir örneğini yine basit bir internet taramasında bulabiliriz. Yine küçük şehir ve kasabalarda özellikle kültürel ve sanatsal belediye faaliyeti ya yüzeyde gerçeklik kazanmış ya da hiç olmamıştır. Bu tür etkinlikleri yapmaya çalışanlar da çoğunlukla yerelin vasatına her bir şeyi teslim ederler, etmişlerdir.
Bunun Milas’ta da geçmiş dönemde hatta daha öncesinde vasat ve içeriksiz örnek ve karşılıkları olmuştur. Bu dediğimiz aradaki kaçıntılara rağmen başta belirttiğimiz 2010-2023 yılları arasında kırılmış ve ulusal ve uluslararası düzeyde özgün bir birikim oluşturulmakla kalmamış bu çaba hem kültür/sanat/edebiyat dünyasında, bağlı olarak akademide, çoğu şehir ve kasabada yapılıp edilenler önemsenmiş ve kabul görmüş, bu temelde yayımlanan kitapların büyük çoğunluğu alanlarında kaynak kitap olarak kabul edilmiş ve yeni çalışmalara zemin hazırlayan çalışmalar olmuştur.
Bu tür etkinlik ve yayın faaliyetlerinin özellikle günümüzde merkezi otoritenin baskısı başta olmak üzere ekonomik ya da başka nedenlerle yapılamamasını kuşkusuz anlayabiliriz ama bu tür etkinliklerin çok küçük bütçelerle yapılabildiğini de gözden ırak tutmamak gerekir. Örnek vermek gerekirse herhangi bir kutlama için çağrılan popüler bir sanatçıya verilen parayla uzun yıllar bu tür faaliyetler yapılabilir ve kitaplar yayımlanabilir. Kaldı ki bu tür faaliyetlerde yapılan harcama misafir şair, yazar, sanatçı ve akademisyenlerin yol ve barınma giderlerinin karşılanması ve hazırlanan kitapların yayımlanmasıyla sınırlıdır. Bu noktada hiçbir etkinlikte, ben dahil hiçbir katılımcıya yol ve barınmasının karşılanması dışında herhangi bir telif ödemesi yapılmadığını da özellikle ifade etmek isterim.
Bu belirtilenlerden sonra bu tür faaliyetlerin sona erdirilmesini ve tabii yayımlanan kitapların sürgüne gönderilmesini ekonomik nedenlerle açıklamak da pek mümkün görünmüyor. Sosyal demokrat kültür, bugünün dayattığına ve oluşturmakta olduğuna direnmeyip de ne yapacak? Yanı sıra bu durumun Muhammet Tokat’ın belediye başkanı olarak geçmişteki eylem ve faaliyetleri ile açıklanmasını da doğru bulmamız için hiçbir neden yoktur. Eleştiri hakkımı saklı tutarak belirtirsem, Muhammet Tokat’ın bu on beş yıllık süreçte arkasında durduğu ve yapılmasını istediği en önemli belediye pratiği de bu kültür/ sanat/ edebiyat ve yayın faaliyetleri olmuştur.
Nedir öyleyse? Ne olmuştur? Ne yapılmak istenmektedir? Ne yapılmaktadır?
Bunun birinci açıklaması görünen o ki Milas Belediyesi’nin son on beş yılda kültür/ sanat/edebiyatla ve akademiyle Milas özelinde kurduğu ilişki yeni dönemde bir biçimde sona ermiş ya da sona erdirilmiştir. En azından ilk bir iki yıla bakarak böyle bir algının oluşmasına izin verdiği iddia edilebilir.
Bu da yetmemiş, bu dönemde ortaya çıkan birikim de halktan ve ilgilisinden gizlendiği gibi bunlar olmamış ve yapılmamış gibi davranılır olmuştur. Bu, sözcüğün tam anlamıyla yasakçı bir tavrın ve zihniyetin sonucu olarak ancak açıklanabilir ve anlanabilir. Kendini solda tanımlayan bir partinin belediye başkanı içinse bu tavrı açıklayacak bir düşünce yoktur ya da en azından daha icat edilmemiştir.
Bütün bu olup bitenler karşısında Milas’ın ve Akbelen’in de dâhil olduğu yerel direnişler çağında epeyi bir soru yanıtını beklemektedir.
Bu yazının yanıtını beklediği soru ise yerel otoritenin/otoritelerin Milas halkına ve dünyaya eğer öyle bir amaçları varsa ne tür bir kültür, sanat ve edebiyat önerdikleri ve bunun için ne yapacakları ve ne yaptıklarından başka bir şey değildir. Sürgüne giden kitapların ne zaman sürgünden geri döneceği ve Aşkıdil Akarca, Nahit Ulvi Akgün, Tolga Çandar, Maksut Doğan, Zeki Duygulu, Turan Erol, Muzaffer Kale, Hüseyin Avni Kunduracıoğlu, Hasan Özgen, Nazmi Yükselen gibi değerlerle ilgili bundan sonra ne yapılacağı ve Milas’ta nasıl bir kültürel bir atmosfer oluşturulacağı bu yazının başka bir sorusudur deyip bitirelim.



