Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Mevcut iktidar döneminde halkımız yaklaşık 4 trilyon dolar vergi ödedi.
Yanlış duymadınız!
Bütçelere bakın ve hepsini toplayın, bu iktidar süresi içinde halktan 4 trilyon dolara yakın para topladığını göreceksiniz.
Halkın seçtiği parlamentonun, vergi toplama ve harcama yetkisini verdiği hükümet-iktidar, politik tercihleri doğrultusunda da bu parayı harcamakta.
Şimdi 4 trilyon dolar toplandı deyince hemen şöyle etrafınıza, ‘bu para ile nerede ne yapıldı’ diye baktığınızı görür gibiyim.
Devasa fabrikalar, modern tarım işletmeleri, parasız eğitim ve bu eğitimde çocuklarımıza her gün sıcak yemek, hepsine yetecek kadar yurt, devasa kira bedelleri altında ezilen dar gelirliye yapılan konutları ve tabii büyük depremde konut ve işyerlerini kaybetmiş yurttaşlarımıza yapılan binaları, tüm kentlerde bulunan üniversiteleri bitirmiş milyonlarca gencimize istihdam olanağı sağlandığı, enerjide dışa bağımlılığın bitirildiği, yeniden kendi kendine yeten ve tüm yurttaşların yeniden yeterli hayvansal protein aldığı, emeklilerin insanca yaşamaya başlayıp yılda en az bir hafta istediği tatili yapabildiği, yaş almışların yalnız kaldıklarında her ilde kurulmuş tesislerde otel konforunda bakıldığı, tüm kentlerin ulaşım ve alt yapılarının modern çağdaş bir görünüme kavuştuğu, gençlerin belli yaşa gelince kendi evine devlet desteği ile çıkabildiği, gelir adaletsizliğinin olmadığı, cezaların para kazanmak için değil eğitip ıslah etmek amaçlı olduğu, sağlığın her kademede parasız ve kaliteli sağlandığı müreffeh bir Türkiye görmeyi beklediniz değil mi?
Belki de kiminiz, devasa otoyollar, köprüler, şehir hastaneleri gibi beton üzerine yatırımlar yaptı diyebilirsiniz. Ama ben biliyorum ki, örneğin Çanakkale köprüsü açılışında devletin cebinden bir kuruş çıkmayacak-çıkmamıştır mealinde bir konuşma yapmıştır. Sistem böyle kurgulanmış olsa da, hepimiz biliyoruz ki, tüm bu beton-yaşam, halkın açlık bahasına verdiği vergiler ile yapılmakta. Acı olan ise, iddia o ki, çok daha az paraya yapılabilecek bu yerler çok fazla paralara yapıldığı söylenmekte. Öyle ki verilen garanti süreleri yetmediği için zavallı müteahhitler sanırım az kazandığından olacak verilen süreler uzatılarak kırk yıllara dayanabilmekte. Yani, ver Allahım ver! Durum bu!
Çevremize baktığımızda pek çok ticari kuruluş artık bizim değilken şimdilerde halkın serbestçe gidebildiği ya yüzmeye veya dağ yürüyüşü yaptığı pek çok yer de artık bizim değil. O güzelim koylar veya engin ormanlar. Aynı zamanda uçsuz bucaksız tarım alanları da. Oysa bu kadar vergi verdik. Dile kolay, 4 trilyon dolar. İnsan merak ediyor gerçekten nerede bu para? Neden bu kadar vergi ödemişken daha rahat yaşamıyoruz? Neden devasa faiz ödemeleri yapmak zorundayız? Bunca vergi toplanmış olmasına rağmen neden yüksek faizle kredi kullanmak zorunda kalmaktayız. Sonra bu kredilere kocaman kocaman faizleri “ben yemedim al sen ye” dercesine elin milyon sterlin maaş alan CEO’larının çalıştığı kuruluşlara neden veriyoruz?
Neden bunu kimse merak etmiyor?
Torununa marketten çikolata alamadığını ağlar gözler ile anlatan Musa dedem de, çocuklarını yeterince besleyemediğini söylemek zorunda kalan Zehra teyzem de, koca koca dernekler, odalar, sendikalar, siyasi partiler de.
Tabii bunu böyle yazınca bazıları kızıp hayır diyebilir, ama bu sonucu değiştiriyor mu?
Petrol uzun yıllar 60 dolar seviyesindeyken benzin ve mazot bu fiyatlara yaklaşmamış mıydı? ‘Şimdi savaş var ondan artıyor’ diyen birçok araç şoförünü akşam haberlerinde yapılan röportajda izliyorum ve acı acı gülümsüyorum.
Mazot 80 lira oldu. Ne kadar normal değil mi? Savaş var!
Bunca derdimiz, sorunumuz varken her akşam biberin 200 lira, salatalığın 100 lira olduğunu anlatıyor televizyonlar ve ertesi gün tüm medya. Sonra içinde bulunduğumuz duruma çok şaşırmamam gerektiğine kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Sizce de bu işte bir terslik yok mu?
Evine ekmek alamadığını anlatan insanlar ile iftar sofralarında 101 çeşit menü ile yan yana durmak ve aynı sınırlar içinde yaşamak nasıl bir duygu bırakıyor insanlarımızda merak etmiyor değilim.
Kanıksanmış çaresizlik veya daha başka hangi tıbbi veya sosyolojik ismi ifade ederseniz edin, eşyanın tabiatına aykırı diye bir şey var hayatta.
Bu yaşadıklarımız normal değil arkadaşlar! Bu sessizlik de!
Ancak ben yine de sormaya devam edeceğim. Paralarımız nerede?
Sadece bugün için değil. Garanti kapsamında 25-30-40 yıla uzanan garanti süreleri için müteahhitlere vereceğimiz ve itirazı İngiltere mahkemelerine bağlanmış sözleşmeli işlere ödeyeceğimiz paralar için de, şimdiden söyleyerek yurttaşlık görevini yerine getirmeye çalışıyorum.
Paralarımız nerede?
Böyle diyerek şahsileştirdiğimi düşünmeyin lütfen, ülkemin, halkımın parası nerede diyorum.
Belki siz de sormak istersiniz.
Sizin de paranız nerede? (01.04.2026)



