Milas Yazıları / 8
Halim Şafak
Baştan belirtelim; bu oldukça dağınık ve konudan konuya atlama yeteneği olan bir yazı olacaktır. Ama iyi ve güzel şeyler de yazıp söyleme iddiasındadır ya da böyle bir iddiadan yola çıkarak masaya bir sandalye çekilip bilgisayarın başına geçilmiştir. Şehirsiz bir şehirleşmenin hız kaybetmeden şehri yeniden inşa ettiği bir dünyada iyi ve güzel şeyler bulmanın oldukça zor olacağını bilerek başlayalım.
19 Mart akşamından 1 Mayıs sabahına kadar kırk üç gün kendi memleketimde kişisel nedenlerden dolayı misafir oldum. (Malum kırk yılı geçkin zamandır Kayseri’de sürgünüm ve orda yaşamaya memur edilmişlerden biriyim.) Hacıapti mahallesi Kayacık sokaktaki (Eski Yusufça Sokak) baba evinin üstüne yapılmış beton bir evde geçen zaman dışında başta kendi mahallem olmak üzere eski mahalleleri gece gündüz ve günde üç kez dolandım durdum.
Bu zaman içinde hem dayanışma, hem de tanıdıkları görmek için iki kez İkizköy’e ve yerel direnişi sürdüren Akbelen’e gittim geldim. Bu zaman içinde yeni oluşan/ oluşturulan mahallelere neredeyse hiç gitmedim. Eski mahallelerde ve ovada olup bitenler karşısında oralara zaten gitmek de pek gerekmiyor. Kaldı ki apartman denizlerinde her şey aynı ve tektiptir, görülecek pek bir şey de yoktur.
Bu noktada bundan önce yazdığım altı yazı bu dolanıp durmanın bendeki daha çok olumsuz, eleştirel ve itiraz eden tavrın teorik bulunabilecek sonuçları olarak kabul edilebilir. Bu yazı onca olumsuzluğun içinde olumlu ya da beni sevindiren şeyler aramaya çalışacaksa da bunun için söz verebileceğimi sanmıyorum. Araya olumsuz şeyler de muhakkak fazlasıyla girecektir.
Çünkü Milas ve etrafı çoktan otoritelerin, büyük şirketlerin ve müteahhitlerin oyun ve iktidar alanı haline gelmiştir. Memleket yüzeyinde baltalar, nacaklar, tahralar, testereler, hızarlar, kepçeler, dozerler her gün evlere, ağaçlara daha fazla saldırır olmuş; şehir kum, çimento ve demir yağmuruna tutulmuş; köyler, ormanlar, zeytinlikler yok edilmiş büyük bir yıkımın ve yeniden inşanın içine düşmüştür.
Memleket ahalisi hem bunun seyircisi hem de bir apartman dairesine kapağı atmanın, bunun için evini, damını bir müteahhite vermenin, bunun karşılığında tarlasından, bahçesinden, zeytinliğinden vazgeçerek, kıyımına izin vererek daha fazla para kazanmanın derdindedir. Başka bir deyişle memleket her anlamda özgünlüğü olmayan bir vasata ve onun taleplerine kendini tekten örnekler dışında can-ı gönülden teslim etmiştir.
Bu geçen zamanın en sevindirici ve bana iyi gelen yanı ne kadar temiz ve sağlıklı oldukları tartışmalı olsa da pazarlardan alıp biraz da dağdan ovadan toplayıp pişirip yediğimiz yabani ve yetiştirilmiş otlardır. Lakin o geçmişin naif köylüleri artık acımasız bir ticaret erbabı olup çıkmakla kalmamış pazarların özgünlüğünü ve doğallığını büyük ölçüde geçmişe göndermiş ve vasatlaştırmış sahtecilikte ve pahalılıkta adı çıkmış başka şehirlerle ve ahalilerle yarışır olmuştur.
Memlekette neredeyse yalnızca ticaret ve inşaat etme alanı haline gelmiş komşular, hısım akraba, dost ve ahbapla ancak alışveriş yaparken karşılaşılır ve yan yana gelinir olmuştur. Bütün bunlar olup biterken memleket ahalisinin en çok da yoksulları elinde şişe bardak bilmediği bir nedenden içip alkol duvarını aşmış ve bu yüzden memleketin her karışına meyhane, yok yok birahane statüsü kazandırmak için kendilerini bu hayata adamışlar, onunla ifade eder olmuşlardır. Bu ne yazık ki insanın bütün duygu değerlerinden ve birlikte yaşama kültüründen olmuş hiçbir anlam ifade etmeyen bir adamadır.
Mahallelerde sokak aralarında ışıkları yanan bacaları tüten eski dam evler bana iyi gelmiştir. Ama ahalilerin terkettiği apartmanların arasında terk edilmiş, yıkılmaya bırakılmış, yarı yıkılmış yalnız evler, damlar çok üzmüştür. O evlerin damların ve tabii apartmanların arasında insanlarla birlikte yaşamaya çalışan kediler, köpekler ve kuşların hali acı vermiştir.
Aynı sokak aralarında evinin sokağa bakan yanını çiçek bahçesine çeviren yaşlı kadınlar bana iyi gelmiştir. Pazarlarda siyah etekli ve peştemallı eski Milaslı kadınlara denk gelmemişimdir ama geleneksel kıyafetleri ile pazarlara gelen kadın, erkek alıcı ve satıcılara, arada rastlanmıştır. Salı Pazarı hala aynı yerdedir ama Toprak Pazar’ın adı yadigar kalmıştır.
Topbaşı’ndaki Gazino’nun üç sülfatasından ve kıyısında dizilmiş çamlarından başka hiçbir şeyi kalmamıştır. 1960’ların Gazinosu’ndan sonunda sıradan ve basit bir kafe yaratılmıştır. Açık meyhaneye yok yok yine birahaneye dönmüş Kayacık’ın harnupu hala aynı göğe yükselmektedir. Kıyıda köşede kalmış bir kaç erguvan bu yıl da çiçeklerini açmış ve birkaç çınar ağacı kendini orda burda hayatta tutmaya çalışmaktadır.
Muşmulalar çoğu eski avlu ve bahçelerde, apartman ve site önlerinde sararmış, erik ve çağlalar olmuş limon, portakal ve turunçlar yeni açmış çiçekleriyle aynı daldadır. Otoritenin ve müteahhitlerin zulmünden kurtulmuş ya da zulmünü bekleyen zeytinler de çiçek açmıştır. Lalelerin, papatyaların zamanı geçmiştir ama kedi gözleri, tavşan topukları ve katır tırnaklarının zamanıdır. Hepsi Akyarlar’da yamaçlardadır.
Sarıçay ve ovalar bu dünyanın çok uzağına düşmüş çoğu da müteahhitlerin işgaline uğramıştır. İrimler betonla, asfaltla doldurulmuş bahçeler viran edilmiştir. Ayakta kalanlar ise tel çitler içine kapatılmıştır. Dağından, ovasından edilmiş birkaç zeytin ağacı kasabanın birkaç yerinde neredeyse saksılarda ömür tüketmekte ölmeyi, öldürülmeyi beklemektedir. Su Kemerleri gelip geçene şehre nasıl su getirdiklerinin hikayesini anlatırken bir yanlarına asfalt yol yapılmış, sıra sıra evler, apartmanlar dizilmiştir.
Sayısı belirsiz kedi ve köpekler araba ve insan zulmü altında çöp konteynırlarının etrafında yaşamaya çalışırken kırlangıçlar ve kargalar çoktan ya ölmüştür ya da memleketi terk etmiştir. Kumrular, güvercinler azınlığa düşmüştür. Kim ki bahçesine kadar gelmek zorunda kalmış bir karayılan görmüş onlara ait topraklara girdiğini hatta işgal ettiğini düşünmeden insan ürünü alet ve edevatlarla vahşi bir zevkle öldürmüştür.
Eski birkaç terzi, tenekeci, demirci ve berber arastada ve kasabanın dulda ve bir gün hatırlanacak yerlerinde işlerinin başındadır. Köfteciler, ciğerciler ve kavurmacılar arastanın gözdeleridir ama eski tadları da yoktur. Eskinin yerel lokantalarının çoğu tarih olmuş, ustaları ölmüş meydan teknolojik ürünlere ve onların dükkanlarına kalmıştır. Tıpkı şehrin artık konut haline gelmiş evleri gibi onlar da tektipleşmiştir.
Eski evlerin göğe yükselen bacaları uzun zamandır ya mahsundur ya da yıkıktır. Uzunyuva ayaktadır. Baltalı Kapı hala kapıdır. Su Kemerleri hem eski dünyayı hem de yeni dünyayı beklemektedir. Kereste atölyeleri, zeytinyağı fabrikaları yerle yeksan olmuş son baca da az bir zaman önce yıkılırken yerlerine apartman dikme hazırlıkları çoktan başlamıştır.
Üç beş yaşlı Kavaklı’da Sobucalıların kahvehanesinde, Arnavut mahallesindeki, Dörtyol Kıraathanesi ile Nedim’in Yeri’nde artık olmayan Çaputçu Hanı’nın ordaki ve daha başka yerlerdeki kahvehanelerde her sabah ilk kahvelerini, çaylarını yudumlamakta, ilk sigaralarını yakmaktadır. Kahveden çıkıp işine gidecek olanlar çorbasını hazır etmiş birkaç eski lokantaya uğrayıp gidecektir. Fırınlar daha erken açılmış harıl harıl çalışmakta pişmiş hamur kokusu dünyaya dağılmaktadır.
Süs Yolu, Park uzun zamandır kendi geçmişine yabancı edilmekle kalmamış betona gömülmüştür. Park’ın çamları hayatında hiç bu kadar yalnız kalmamıştır. Tabakhane, Dörtyol sonu ölümle ve yeniden inşayla bitecek kaderini çaresizce yaşamakta ve beklemektedir. Ağaçlar ayaktadır. Yeni Sinema’daki son seyirciler de yerel otorite tarafından salondan çıkarılmış kapısına kilit vurulmuştur. Çaputçu Hanı sizlere ömür Çöllüoğlu Hanı ise yerel otoriteler eliyle kendine yabancılaştırılıp devlet dairesi yapılmış takım elbise giydirilmiş kıravat taktırılmıştır.
Işık deresi’nin çınarlarından Çilli Kızı Yenge (Feriştah Yeniadım) Baltalı’da, Kerime (Yeniadım) Sodra’da otoritenin tıktığı apartmanların zemin katında hala ağaçlar gibi dimdik ayaktayken yine Işıkdereli Melek (Işık), Müşgüle (Şanlıdağ) kardeşler, Celal (Döşeme), Topbaşı’ndan Emirlerin Melek (Çetin) evlerine çoktan kapanmış, kapatılmışlardır.
Onlar için -ömürleri uzun olsun- hayat artık uzak ölüm yakındır. Giritli Halim Ağaların Gülizar’la Peker’in kızı, Kürt Necati’nin eşi Ayşe (Bingöl) Arnavut Mahallesinde iki köpeğiyle ölüme karşı bir direniş sembolüdür. Celal (Pinar) az gören gözleriyle evini, bahçesini ve ağaçlarını beklerken, Melahat (Çulha), Muzaffer (Döşeme), Nejla (Işık), Aytaç (Yakar) Akbelen’de ağaçlara kol kanat germektedir. Esra (Işık) hala içeridedir, yok sonunda özgürlüğüne kavuşmuştur. Geceleri rüyasında Akbelen’deki zeytin ağaçlarına sarılıp uyumaktadır.
Önce sermayenin sonra ticaretin ve iktisat ideolojisinin belirlediği ve inşa ettiği bir dünyadan çıkarılacak olumsuz sonuç çoktur da olumlu bulunabilecek şeyler ancak bu kadar olabilir! O yüzden okur da azımızı çoğa saysın!
(30 Nisan 2026, Milas, 13 Mayıs 2026, Talas)



