Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Önce siz inanacaksınız demokrasiye. Önce siz siyasi etik değerleri sahiplenecek ve onları savunacaksınız. Önce siz yasaları koruyacak ve değişmesi gerekenleri usulünce değiştirme çabasında olacaksınız. Önce siz sözünüzü tutacak ve ne diyorsanız onu yapacak, ne yapıyorsanız onu söyleyeceksiniz.
Benim hayatta inandığım insan özellikleri.
Seksen beş milyon yurttaş barınma ve gıda kıskacında inim inim inlerken, ülkenin gündeminde olmak. Buna izin vermek!
Gençler iş bulamaz, çalışanlar açlık sınırında ücretlere mahkum edilirken, sürekli işçi çıkartılan bir ortamda bunlara çare aranacağına ülkenin gündemini başka yöne çevirmek.
Gelir adaletsizliğinin hiç olmadığı kadar vahşi bir bozukluk içinde olduğu, küçük bir azınlığın milyar dolar servetlere sahip olduğu, lüks içinde yaşayanların azıcık vergiler ödediği, büyük büyük şirketlerin inanılmaz vergi afları ile vergilerinin düşürüldüğü, çalışanların gelir vergisi ve SGK ödemeleri ile büyük oranda, ücretlerinin yüzde kırkına kadar vergilendiği bir iş ortamında, halkın kdv ve ötv ile her alışverişinde ciddi vergiye maruz kaldığı hayatta, bütün bunları konuşmamak, konuşanların seslerinin duyulmasına engel olmak.
Memleketin kazılmadık dağı, ovası, ormanı, zeytinliği, satılmadık gayrimenkulü, Kanal İstanbul diye binlerce dairenin yapıldığı su havzaları, yok edilen su kaynakları, ıslah olması olanaksız tarım alanları konuşulacağına gündemde bunlara sıra gelmemesinin ortamını yaratmak.
Emeklilerin onca yıl çalışıp yaşlandıklarında rahat edeceklerini düşünürken, açlık sınırı altında ve genellikle asgari ücret etrafında aldıkları emekli maaşları ile ele güne, çocuklara, belediyelere veya devlete muhtaç hayat yaşamak zorunda kalmalarına çare aranacakken, yeniden iş aramak ve bu yaştan sonra çalışmak zorunda bırakılmışlarken, gündem bunları konuşmaya engel ise neden?
Adalet, o kadar çok şey yazıldı ve söylendi ki. Sorun olmasa yazılır çizilir miydi? Hepimiz yaşayıp görmekteyiz. Adaletin olmadığı yerde huzurlu bir yaşam, hukukun üstün olduğu bir düzen oluşabilir mi? Peki topyekun bu en önemli konu konuşulacağına, toplumsal bir çözüm üretileceğine ne yapıyor, ne konuşuyor ve enerjimizi nereye harcıyoruz?
…
Ülkemizin ana muhalefet partisi birinci parti olmuş, “iktidarın değişmesine” en çok ihtiyaç duyulan bu ortamda yaklaşık bir buçuk yıldır ne konuşuyoruz?
Önce belediyeler ve tutuklanan başkanlar. Yaklaşık on dört ay.
Buradaki haksız uygulamaların karşısında varını yoğunu ortaya koyan bir genel başkan. Onu takip eden örgüt!
Derken, CHP 38. Kurultaya dair bir parti üyesinin açtığı dava ve verilen ‘butlan’ kararı.
O günden bu yana da bunu konuşuyoruz. Sadece biz mi? Hayır. Bütün Türkiye. Bütün medya. Sokaktaki insanlar. Hatta yurtdışı kurum ve kuruluşlar. Uluslararası medya. Konuşuyoruz, konuşuyorlar!
Hatırlar mısınız? İran savaşı haftası CHP bu iktidara karşı seçim kazanıp iktidar olduğunda halka bir “OH” dedirtecek hükümet programını açıklamıştı.
Haberi olan var mı? Konuşan var mı? Bilen var mı?
Tuzak ise, işte tuzaklar!
Bazen deriz ya, “insanın kendine ettiğini kimse etmez” diye. Bu konuda bir özeleştiri duyduk mu?
Genellikle parti kongreleri olacağı zaman hep şunu duyardık “Kargaşa, çekişme istemiyoruz. Mümkünse tek adayla seçimlere gidilsin”. Blok liste ile seçime gidilsin. Ön seçim yapacak zaman yok. Örgütte çalışmış, kendince hak ettiğini düşünen pek çok partili hüsrana uğrar, yine de parti aidiyeti ve disiplini gereği bağrına taş basar ve seçimlere tek aday girilirdi, genellikle.
Sonra, parti yerel veya genel seçimlere hazırlanır, ilçe ve il kongreleri yapılacak veya belediye başkan ve vekil adayları belirlenecek, Genel Merkez bir yol ve yöntem önerir örgütte çalışan, hak ettiğini düşünen ve ön seçim ile demokratik yoklamaya gidelim diyenler birkaç kez istisna hariç genellikle Genel Merkezin bir biçimde belirlediği adaylar ile seçimlere girilir.
Örgüt tepeden gelen bu adaylar için kapı kapı çalışır, gecesini gündüzüne katar, bayrak asar, adayları gezdirir, tanıtımlarını yapar ve seçimlere kadar eve gitmez çalışır ve seçimde o adaylar kazanır.
Sonra mı? O adayların yüzünü birkaç istisna bir daha kimse görmez. Zaten bazıları o kentte oturmamaktadırlar, parti binalarının yerlerini bilmezler. Bıraksanız yalnız başlarına adres bulamaz, bulsalar da seçmende karşılıkları yoktur bazılarının. Ama hep Meclistelerdir. Nasıl oluyor bu iş?
Demokrasi diyorsak tüm safhalarda, tüm kademelerde olması gerekmiyor mu?
Şimdi burada da, Kemal beyin etrafında ne kadar yakın vekil ve yönetici, il ilçe başkanı varsa, ekseriyetle yine aynı kişiler Özgür beyin de etrafındalar. Bir terslik yok mu? Evet, belediye başkanları ve vekiller sonuçta girdikleri seçimlerde halkın oyları ile seçilmekteler. Peki nasıl aday oluyorlar? Seçimle mi?
Mevcut yolun bugüne kadar pek çok sorununu yaşadı bu parti. Ancak bundan da vazgeçmedi. Çok değerli örgütten gelen partililer bu yolun sonucu yıllarca kenarda bekleyerek yaşlanıp gittiler. Bunlar CHP adına kayıptır. Kayıp olduğu kabullenildiğinde sanırım bu durumun değişmesi için ümit de doğacaktır.
Sonuçta CHP’de kabul etsek de etmezsek de ciddi bir sorun var. Diğer partileri konu etmiyorum, zaten onlar malum. Çözüm için ise ümitler gittikçe azalmakta. Öyle sözler söylenmekte ki, geri dönüp kucaklaşacak hal kalmamakta. Maalesef dünün kardeşleri, abileri bugünün hasımları oldular.
Şimdi bir de başka parti lafları çıktı.
Hani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu parti? Hani Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti? Hani 106 yıllık koca bir tarih? Hani “Baba Ocağı”? Şimdi bunlar bırakılıp gidilecek mi? Uğruna onca mücadele verilen, ter ve gözyaşı dökülen parti bırakılacak ve hiçbir şey olmamış gibi başka bir partide, ona ait sloganlar mı atılacak. Örgüt karıştırmayacak mı? Konuşan hatiplerin dili sürçmeyecek mi? ‘Altı Ok’lu bayraklar sallanırken yürekler sızlamayacak mı?
Peki neden?
İki kişi bir araya gelip sorunu çözme iradesi göstermedi diye mi?
Size bir şey söyleyeyim mi?
Sadece iki lider olsaydı, çoktan konuşup kol kola çıkıp “Tamam, yol haritamızı yaptık birlikte süreci götüreceğiz” derlerdi.
Neden olmuyor biliyor musunuz? Etraflarında o halkalar var ya, orada gelecek seçim için yeniden aday listelerine yazılmak, daha ön sıraya yazılmak ve ilk defa yazılmak için liderlerden daha ateşli ve dünyanın sonu gibi davranan kişiler var ya, işte onlar başkanlara izin vermiyorlar.
Önceki dönem bir belediye başkanı ile sohbetimde, “Üstad bak ne güzel bir saatten fazladır sohbet ediyoruz, oysa bunu başkanlığınız sırasında hiç yapamamıştık” dediğimde, “Bak dostum, etrafımızda olanlar var ya, işte onlar yüzünden sizlere ulaşamıyordum” diyerek beni destekleyen bir ifadede bulunmuştu. Zaten bildiğim bir durumun itirafıydı. Gerçek ne yazık ki bu! Onların kişisel çıkarları, ülke çıkarlarının önünde gelmekte her zaman.
Şimdi iki başkanı bir sınav bekliyor. Kimin kazandığının önemli olmadığı, CHP’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ve yaşamak için inanılmaz sorunlar ile boğuşmak zorunda kalan halk için yapmaları gerekeni yapmaları bekleniyor.
Tarih herkesi hak ettiği yere koyar. Bu terazi şaşmaz. Ancak makul bir süre sonra … (09.06.2026)



