Yılmaz Kaya AYLANÇ –
“Aslında hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.” George Orwell.
1978 yılı, Ege Üniversitesi’nden mezun oldum. 1980 yılı Tariş direnişi siyasi hafızamızda ayrı bir yer tutar. 1993 yılında CHP’nin yeniden varoluşunda CHP Konak İlçe Başkanlığı seçiminde Mustafa Kaynarca listesinden Konak İl Kongre Asil listesinde yer almıştım. Yani 78 kuşağının yaşayabileceği hemen tüm konuları yaşamış biri olarak, bugünler gibisinin yaşanmadığını söyleyebilirim. Bunu, çatışmalar veya ölümler üzerinden değerlendirmeden söylüyorum.
Siz hiç ülkemizin kaynaklarının bu kadar bertaraf edildiğine şahit oldunuz mu? Siz hiç yurttaşların satın alma gücünün bu kadar düştüğüne, yoksulluğun bu boyutlara vardığına şahit oldunuz mu?Liyakatın bu denli bozulduğu, yazılıdan 90 ve üstü almış gençler yerine 60 ve civarında alanların mülakatlarda seçildiği dönem gördünüz mü? Siz, artık sokaktaki herkes tarafından bile, adaletin olmadığının söylendiği bir zaman yaşadınız mı? Siz, gençlerimizin özellikle en bilgili olanların yurt dışına gitmek için bu kadar çaba içinde olduğu bir dönem hatırlıyor musunuz?Yasaların, özellikle muhalif kesimleri engellemek için bu denli kullanıldığı bir dönem oldu mu?
Geçmişte çok sıkıntılı zamanlarımız oldu, MC hükümetlerini bilenler o dönem zorluklarını anımsayacaklardır. Ancak geçmiş hiçbir dönemde bu denli kötü bir dönem yaşandığını sanmıyorum.O kötü günlerde bile, halk gıdaya ulaşmakta bu denli zor zamanlar yaşamadı. Adalet konusunda yine de büyük çoğunluk hakimlere güvenir ve kararlarına saygı duyardı. Her şeye rağmen hak aranabiliyordu. Kimsenin malına çökülmüyordu. Liyakat olmadan, gerekli yolları geçmeden profesör olunamazdı. Eğitim yeterli değilse, yönetim kurullarında üye olunamazdı. Üniversiteler dünya klasmanında iyi yerlere sahipti ve bilgi üretiliyordu, mezunlar bir değer ifade ediyordu. Emekliikramiyesi alınınca en azından başını sokacak bir ev alınabiliyordu. Bir kişi çalışıp 5 kişilik bir aileye bakabiliyor, çocuklarını okutabiliyor, onlara 3 öğün aş, cebine harçlık koyabiliyordu.
Şimdi soruyorum size, tüm bunları bugün rahatça yapabilen etrafınızda kaç kişi var?
İşte ülkenin bugün tek adam rejimiyle geldiği noktada, 19 Mart’ta,demokrasi tarihimize kara bir leke olarak anılacak olaylar yaşadık. 16 milyon İstanbullunun oyları ile defalarca seçimi kazanmış ve şimdi ülkeyi yönetmek iddiasıyla Cumhurbaşkanlığı seçimine katılacağını açıklamış İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, iddia edilen suçlamalar ile ifade için emniyet müdürlüğüne götürüldü.Neden?
Çünkü girdiği tüm seçim yarışlarında Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a karşı kazandı. Seçime girdiği takdirde yine kazanacağını herkes biliyor. İşte bu nedenle seçime girmemesi için ne lazımsa yapılması için düğmeye basıldığını düşünüyorum.Niye böyle düşünüyorum?
Kendisine atfedilen suçlamalardan biri, İstanbul BB’nin 500 milyar lira üzerinde zarara uğratması konu ediliyor. Oysa İBB’nin 2025 bütçesi 564 milyar lira. Yani bütçenin tamamı kadar neredeyse Sayın İmamoğlu yanlışlık yapmış deniyor. Bu akıl ve mantığa aykırı bir durum. Ayrıca bu konuda bir müfettiş raporu var mı?
Suçlamanın halkın vicdanında yer bulması gerekir. Yoksa adalet tecelli etmemiş olur ve gün gelir bumerang gibi bunu yapanlara döner.
Bir başka konu ise diploması dendi. Üniversiteden iptali istendi, ancak sağduyulu ve haksızlığı kabul etmeyen onurlu yetkili bunu yapmayınca istifa etmek zorunda kaldı. Sonra ise bildiğiniz gibi diploma iptal edildi. Bu da hukuksuz ve yanlış bir uygulama.
Bu yapılanlar sizin vicdanınızda da kanamaya neden oldu mu? Oldu ise şu an ne yapılırsa yapılsın halkın gönlünde olan Sayın İmamoğlu dünden daha büyümüş olarak geri dönecektir.
Halkın kabul etmediği, içine sindirmediği hiçbir güç ilelebet sürmez.
Bakın, kurucumuz Atatürk için neler yapıldı ve yapılmakta. Yok edebildiler mi? Öncesinden daha büyük bir şekilde gönüllerde büyümesine neden oldular. Anıtkabir’i ziyaret eden vatandaşsayısı her yıl bir öncekinden daha fazla olmuyor mu? İşte Sayın İmamoğlu içinde aynı şeyler geçerli olacaktır.
İktidar kendi ayağına sıkmaya devam etmektedir.
CHP Genel Başkanı bu konuda Saraçhane’de şunları söyledi, “Bugün milletin iradesi yargı darbesiyle elinden alınmak istenmektedir. İptal edilen şey İmamoğlu’nun diploması değil, Türkiye’de yaşayan herkesin hukuk güvencesidir, can ve mal güvencesidir.” Devamla, “Pazar günü yapılacak CHP Cumhurbaşkanı adayı ön seçimine tüm halkımızı bekliyoruz. Bir sandık üye için, bir sandık dayanışma için halkımıza açık olacak. 86 milyon yurttaşımızı bekliyoruz” dedi.
Sanırım gelecek için çok daha fazla şeyler görüp yaşayacağımız günler yakındır. Öyle işler yaşanır oldu ki şaşırıp şaşırmamak arasında gidilip geliniyor.
Önce kayyum atanarak görevden alınanlar, sonra yeni çözüm sürecinde üç kişilik kurulda yer almak. Allah aşkına biri size böyle yapsa bir tepki göstermez misiniz? Ama gördüğümüz gibi her şey normalmiş gibi herkes sessiz. Bu sessizlik iyi bir şey değil. Oysa yanlış olan şeylere, kime yapıldığına bakılmaksızın karşı çıkılmalı ve ses çıkarılmalıdır. Demokrasi, sırası gelince bineceğiniz bir tren değildir. O trenin doğru bir şekilde yol alması için her yurttaş üzerine düşeni yapmalıdır. Tabii ki bunda en büyük sorumluluk da başta siyasi partiler ve yöneticileri, sonra da sivil toplumun oda, dernek, sendika gibi unsurlarıdır.
Bugün bana olmadı demeyin, yarın başınıza gelebileceğini de unutmadan hukuksuz, adaletsiz, yanlı, antidemokratik her konuda sesimizi çıkarmalıyız.
Hep birlikte bir an düşünelim; sizin diplomanız bir nedenle iptal edilse ve çalıştığınız işten bu nedenle çıkartılsanız, yaşınız da 50 diyelim, ne yaparsınız? Güç bela bir ev sahibi olmuş ailece o evde yaşamaktasınız ve kapınız çalınıp “90 günde evi boşaltmalısınız”dense nereye gideceksiniz? Ekip biçtiğiniz toraklarınızı bir sabah birileri tel örgü ile çevirerek size, “buraya bir daha girmeyin”derse ne olacak?
Olmaz demeyin dostlar, bugünkü ortamda bunların her biri bir sabah başımıza gelebilir. Kimi kime şikayet edip hak arayacağız.İşte bu nedenle hukuk, adalet, demokrasi, eşitlik, özgürlük hepimize gerekli. Bunun için her zorluğu göze almaya değer.
Sayın İmamoğlu için de ve tabii şu an, diğer hukuksuzca içerde olan her yurttaş için gereken destek verilmeli ve kendilerini yalnız hissetmemeleri için yapılması gereken her türlü şey yapılmalıdır. Bugünler evde oturup olanların televizyondan seyredileceğigünler değil. Bu; sizin özgürlüğünüz, sizin adaletiniz, sizin hukukunuz, sizin demokrasiniz. Sahip çıkmanız gereken aslında sizin için, aileniz için ve sevdikleriniz için olması gerekenlerdir. Bu hukuksuzluğa güçlü biçimde “hayır, kabul etmiyoruz”denmelidir.
Sayın İmamoğlu son mesajında şöyle diyor: “Kendimi milletime emanet ediyorum”.
Bizde emanete ihanet edilmez.
“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya tek hiçbirimiz”.
Halka rağmen hiçbir şeyin yapılamayacağına inananlardanım. Belki biraz geç olur ama sonunda feraset galip gelir ve halkın dediği olur. Halka güvenmek gerekir. O nedenle ağır bir ekonomik krize, şimdi de ağır bir siyasi kriz eklenmiş olup, buradan çıkışın tek yolu özgür ve bağımsız bir erken seçimdir. Türkiye en kısa zamanda seçimlere gitmelidir.
Yazımızı kurucumuz Gazi Mustafa Kemal’in sözleri ile bitirmek istiyorum:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir … Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
(19.03.2025)



