Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Demokrasi, aslında hepimizin kelime olarak her şeyin olması gerektiği gibi olacağı anlamı ile içimizi rahatlatan bir kelime, değil mi?
Demokrasi, uğradığımız haksızlıklar karşısında sokaklarda, binlerce kişi ile birlikte hep bir ağızdan bağırdığımız ve uğruna pek çok şeyi yapabilecek veya katlanabilecek bir duyguyu çağırıyor.
Demokrasi, sonuçları itibariyle hepimizin genellikle kabulümüzü ifade eden ve sonuçlarına razı olduğumuz pek çok düşünceyi de içinde barındırmakta.
Demokrasi, yarışarak, çalışarak, emek sarf ederek ulaşmak istediğimiz yerlere ulaştığımız noktayı sindirdiğimiz anlamına da gelmiyor mu?
Demokrasi, yanlış olan şeylerin uzun soluklu olmayacağı, yanlış devam ediyorsa sistemin onu engelleyeceği, hatta cezalandıracağı güvenini hissettirmiyor mu?
Demokrat diyerek, insana, doğaya, genel kabul görmüş varoluşu kabule, iyi ve güzel şeylerin olacağını veya olması gerektiğini düşündüğünden emin olduğumuz kişilere hitaben bu ifadeyi kullanmıyor muyuz?
Demokrat diye, yanlışa hayır diyen ve onu reddeden, kendine olmasa da başkasına yapılan haksızlıkları da kendine yapılmış gibi karşı çıkanlara demiyor muyuz?
Peki demokrasi, halkın kendisini temsil edecek kişileri nasıl seçecek? Bu demokrasi sürecinde seçilmişler o koltuklarda ne kadar oturmalı? Demokrasiyi temsil eden seçilmişlerin, o makamlar için kriterleri ne olmalı?
Bu ve benzeri soruları ve sorunları çoğaltabilirsiniz. Sonuçta birlikte yaşamak için kargaşaya meydan vermemek ve düzeni sağlamak için toplulukları veya farklılıkları temsil için birilerine bu yetkiyi vermek gerek.
O temsilciler de kendilerine verilen temsil haklarını anayasaya, yasalara, geleneklere ve vicdanlarına göre kullanarak belli bir süre bu hakkı kullanmalılar. Yani sonuçta, temsil edecek kişinin önemi, toplum ne kadar demokratik ve kurumlar ne kadar oturmuş olsa da (hukukun üstünlüğü) çok önemli olabiliyor.
Malûm, geçen Kasım ayında dünyanın pek çok açıdan büyük devletlerinin başında diyebileceğimiz ABD’de seçimler yapıldı ve bir dönem aradan sonra Trump yeniden başkan oldu. İlk açıklamalarından birini anımsıyorum da, “bir günlüğüne diktatör olacağım” dedi. Bir gün mü?
Demokrasi içinde bir seçim yapıldı, sandıklar kondu ve milyonlarca ABD’li seçmen oylarını kullanarak eski başkanı bir kez daha seçtiler.
İcraatlarının ilkleri içinden biri, Kongre basan 1600 kişiyi, yasalara karşı suç işlemiş (ki bu suçlar içinde yanılmıyorsam ölüm olayı da var) kişileri yani suçluları affetmek oldu.
Grönland ve Kanada gibi ülkeleri topraklarına katmak istediğini, Meksika Körfezi’nin adını ABD Körfezi ve Alaska’da bulunan Denali dağının adını McKinley olarak değiştiren, cinsiyet, ırk, göçmen ve enerji politikaları konularında agresif değişiklikler içeren, ayrıca dünya sağlık teşkilatından çıkma kararnameleri imzaladı.
Yine ABD’de doğan çocukların ABD vatandaşı olmasını sağlayan kanunu iptal etti. Trump, önceki başkan Biden’ın imzalamış olduğu 78 kararnameyi de iptal etti. Bunlardan biri de, ırk bazlı eşitsizliğe ve LGBT’lere karşı yapılan baskılara karşı durulmasını sağlayan kararnameydi. Kamu çalışanlarının çok kolay işten çıkarılmalarını içeren kararname de bunlardan biriydi.
Yeni başkan Trump, ABD Anayasasının “iki kereden fazla başkanlık yapılmaz” demesine karşın, 3. kez başkan olmak istediğini ve bu konuda “şaka yapmadığını” söylemekte. Bunu destelemek için ise “birçok kişi bunu söylemekte” demekte. O yıllarda 82 yaşında olacak olan başkan bunu soranlara “çalışmayı çok seviyorum” diyerek karşılık vermekte.
Yani oturan kalkmak istemiyor!
Trump, ABD’yi 2015 Paris Anlaşması’ndan da çeken kararnameyi imzaladı. Bunu “Adil olmayan, tek taraflı Paris İklim Anlaşması soygunundan derhal çekiliyorum” sözleriyle ifade etti.
ABD Başkanı, dünyanın dört bir tarafındaki güçlü olarak övdüğü liderleri, diğer ülke liderleri övmezken övmekte. Bunlar tehlikeli insan hakları ihlalleri sicili olan totaliter liderler olarak bilinenler. Örneğin, Filipinler lideri Rodrigo Duterte, Rusya lideri Vladimir Putin, Çin lideri Şi Cinping, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Mısır lideri Abdülfettah el-Sisi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu gibi. Ki, İsrail’e yönelik soruşturmalar nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce (UCM) yaptırım uygulanmasını içeren kararname imzalandı. Bu arada, ABD ve İsrail UCM üyesi değiller.
Neden demokrasi deyince ABD başkanını konu ettik. Çünkü sıradan küçük ve dengeleri değiştirmeyecek bir ülke olmadığı için. Rezerv paraya sahip (dünya rezerv paranın 2/3’ü), dünya GSYİH’nın yüzde 22’sini oluşturan (yaklaşık 2018 değeri olarak 20.1 trilyon dolar), (kişi başına düşen GSYİH 60 bin dolar civarında), nominal olarak dünyanın en büyük, satın alma gücü paritesi açısından ikinci büyük ülkesi olması nedeniyle. Yine dünyanın ikinci büyük üreticisi, en büyük petrol ve doğalgaz üreticisi, en büyük tüketici pazarı sahibi, en büyük 500 şirketin 128’ine sahip, en büyük menkul kıymetler borsasının olduğu devlet (dünyadaki tüm borsaların toplamının 3 katıdır). Gelir adaletsizliğinin en büyük olduğu ülkelerden. Gelir adaletsizliğinde ülke nüfusunun en iyi yüzde 1’i, ülkenin yüzde 42’sinin gelirine karşılık gelmektedir. 350 milyon üzerinde nüfus. ABD, dünyanın en büyük askeri gücüne sahip bir ülkedir.
ABD’de yasama yetkisi Kongre’de. Kongre 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi ve 100 sandalyeli Senato’dan oluşmaktadır. Temsilciler Meclisi üyeleri 2 yıllığına seçilirler. Senatörler ise 6 yıllığına seçilirler.
Yargı, en üstte Anayasa Mahkemesi bulunur, başkan ve 8 üyeden oluşur. Devlet Başkanı tarafından ölünceye kadar görev yapmak üzere belirlenirler ve senato tarafından onaylanırlar.
Bugünlerde ABD’de halk meydanlarda.
50 eyalette 1200 farklı noktada protestolar yapılmakta. Ayrıca Kanada, Meksika, Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerde de gösteriler olmakta. Trump “şu andan itibaren Amerika’nın gerileyişi sona ermiştir” derken, meydanlar “elini çek” sloganlarıyla inlemekte. Meydanlarda atılan diğer bazı sloganlar ise şöyle; “demokrasimizden elini çek”, “Trump’ı azledin”, “nefreti sınır dışı edin”, “Filistin’e özgürlük”, Soykırıma son”.
Demokrasi ve seçilenler konulu yazımda neden ABD Başkanı diye soracak olursanız, başta da belirttiğim gibi küçük bir dere bir köyü etkilerken, devasa bir nehir birçok ülkeyi, milyonlarca insanı etkiler. O nedenle ABD sıtma olursa diğer ülkelerin zatürre olması içten bile değildir. İşte bugünlerde onu yaşamaktayız.
Peki, ABD halkı demokratik tercihlerini kullanırken tüm bu olacakları öngöremediler mi? Ya da başkaca etkenler mi seçmeni böyle bir tercihe yönlendirdi. Seçilen, yetkilerini hesapsız kuralsız kullanabilir mi? Kullandığı takdirde ona dur diyecek mekanizmalar yok mu, yetersiz mi?
Tüm bu sorular ve yanıtları, demokratik yaşamın şekillenmesinde, kabullenilmesinde ve uygulanmasında önemli olmaktadır.
ABD gibi bir ülkede seçilmiş bir kişi diktatör olacağım derse, uygulamalarında dünya ekonomisini, insan haklarını, uluslararası anlaşmaları ve hakları “ben takmam” diyebiliyorsa ve bundan dolayı dünyanın öteki ucundaki insanlar zarar görebiliyor, halklar yurtlarından ediliyor ve bazı ülke yönetimleri kendi halklarına zarar verebiliyorsa buna ne diyeceğiz? Ne yapacağız?
Yani, “Kuvvetliyim, zenginim ve ben her istediğimi yaparım. Kimseye de hesap vermem” diyebilir mi! Buna demokrasi diyebilir miyiz?
Ben, öncelikle siyasetin ticari bir iş olmadığı ve bu nedenle seçilen kişilerin her hal ve şartta 2 dönemden fazla aynı makamı temsil edememeleri gerektiğine inanıyorum. Yine seçilmişler kendi dönemleri ile ilgili ibra edilmeliler bağımsız kuruluşlar tarafından. Şeffaf bir yönetim sergilemeliler ve hesap verebilir yapılar üzerinden dönemlerini yaşamalılar. Özlükleri sadece görev yaptıkları süreci kapsamalı ve sadece kendisini. Dönemi bittiğinde o haklar da bitmeli. Sonrasında kendi önceki yaşamlarına dönebilmeliler/dönmeliler.
Temiz ve dürüst siyaset için, kişilerin kişiliklerine bırakılamayacak mekanizmalar mutlaka kurulmalı. Aynı ülkede seçilen bir kişi son derece demokratik olabilirken, diğeri otoriter bir yönetici olamamalı.
Siyaset yasası ister temiz siyaset, ister etik siyaset adıyla olsun mutlaka çıkmalı ve siyasiler bunun bilinci ile siyasete soyunmalılar. Örneğin seçildiği partiden istifa eden bir vekil vekillikten de istifa etmiş sayılmalı.
Şunu biliyorum ki, siz ne kadar temiz bir yol yapmaya çalışsanız da, oradan kaynaklı bir menfaat konusu var ise insanların en azından bazıları bu doğru yoldan sapacaktır. İşte sistem bu sapanları ne olurlarsa olsunlar durdurabilmeli, yargılayabilmeli ve gerekiyorsa cezalandırabilmeli. Sanırım bu da tarafsız ve doğru bir adalet sistemi ortaya koymaktan geçecektir.
Ayrıca demokrasi sadece sandığa atılacak oy olamaz, o oyun takipçisi ve yapılan iyi işleri alkışlarken yanlış olanlarına da ses yükseltilebilmeli. Seçtiğimiz kişilerin yaptıklarının kendi ceplerinden değil halkın paraları ile yapıldığının bilincinde olunmalıdır.
Sonuçta, egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıdır. Hiç kimse, millete rağmen egemenlik iddiasında bulunamamalı. (08.04.2025)



