A. Kemal KAŞKAR –
Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Milas Meclisi, 3 Mayıs Cumartesi günü Çöllüoğlu Han avlusunda toplandı. Saat 14’te başlatılan toplantıda Ağaoğlu davasındaki süreçle ilgili bilgilendirmeler, Karia GES projesi, Bodrum Barajı, Milas’taki madencilik projelerinin yarattığı yıkım, Güllük Körfezi’ndeki liman ve marinalarla ilgili hukuki süreçlerde son durum gibi konular ele alındı.
Neşe Tuncer’in kolaylaştırıcılığında gerçekleştirilen toplantıda MUÇEP Sözcüsü Itri Levent Erkol, Ağaoğlu ve Doğuş Holding Vitapark golf sahası projelerindeki son hukuki durum hakkında bilgiler verdi. Vitapark projesiyle ilgili olarak açılan davanın kaybedildiğini ancak hukuki süreci ısrarla takipte olduklarını söyleyen, Ağaoğlu projesinin de adeta hortlatılmak istendiğine dikkat çeken Erkol, bu konularla ilgili olarak 8 Mayıs’ta Bargilya antik kenti kıyısında yapacakları basın açıklamasıyla kamuoyunu bilgilendireceklerini belirtti.
Daha sonra, Güllük Yat Limanı ve Bodrum Barajı girişimlerine karşı hukuksal kazanımlar elde edildiği, ancak İasos Yükleme Limanı’na karşı davanın kaybedildiği, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapıldığı fakat yapım sürecinin durdurulamadığı, bu durumun Güllük Körfezi’nde yaşamı olumsuz olarak etkileyeceğine dikkat çekilerek, “Bu konuyla ilgili olarak Ankara’ya gidip bir dizi görüşmeler yapmamız gerekiyor” denildi.
“Bodrum’a su temini” denince ‘akan suların durduğu’, hep yapıldığı gibi, bu ihtiyacın karşılanması için bölgemize ödetilecek bedellerin üstünün örtülmek istendiği, örneğin baraj için açılacak taş ocağının Çamlıca köyünün bir bölümünü, orman varlığımızı yok edeceği de vurgulandı.
Çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıyayız
Toplantıda ayrıca, Milas’ın dağlarından ovalarına kadar dört bir yanındaki rüzgar ve güneş enerjisi yatırımları da konuşuldu. İkizköy, Ulaş, Çamköy, Karacahisar, Yeniköy, Çakıralan bölgesinde 200 dönümü aşan bir alanda yapılmak üzere, belki de Türkiye’nin en büyük güneş enerjisi santralı kurulması yönünde çalışmalar yapıldığı iddiası dile getirildi. Özellikle Akbelen ormanının yok edilmesinin ardından bölgede yeterli kömür bulunamadığına ilişkin Mehmet Oğultürk, “kamyonlar kömür değil toprak taşıyor” sözleriyle gözlemlerini paylaştı. Devlet tarafından teşviklerle desteklenen ilgili şirketlerin bu kez Avrupa kaynaklı ‘karbon fonları’ndan yararlanmak üzere harekete geçtiği yönündeki duyumlar ifade edildi.
Defne Benol Erdoğan, çevre mücadelesinin sesinin yeterince duyulmadığına dikkat çekti. Bu konuda, ‘yeşil yıkama’ olarak adlandırılan söylemlerle kamuoyunun etkilenmeye ve her türlü mevzuat açığı ile teşvik-fon olanağının değerlendirilmeye çalışıldığına, bu gelişmeler karşısında ses yükseltilmesinin önemine değinildi.
Ahmet Tatar, Akbelen ormanının yok edilmesinin öncesi ve sonrasına ilişkin bilgi vererek başladığı konuşmasında, bölgede tozlu havadan kaynaklanan sorunlar da dahil olmak üzere çok yönlü saldırıyla karşı karşıya olunduğuna dikkat çekerek, “Biz alternatif enerji üretimine evet diyoruz ama bunun doğal ve insan yaşam alanlarına, ormanlarımıza, tarımsal alanlara, zeytinliklerimize zarar vermeden yapılması gerekir. Aksi takdirde bu girişimler bizi karşısında bulacaktır” dedi.
Bu arada, mera kanununda yapılan yeni değişiklikle, mera alanlarının RES, GES ve tarıma dayalı organize sanayi bölgelerine tahsisine olanak sağlandığına dikkat çekilerek bu konularda da dosyalar oluşturulması ve mücadeleye hazırlıklı olunması uyarısı yapıldı.
1/25 binlik planın iptali de gündemdeydi
Toplantıda söz alan katılımcılar; Çandır Kurudere’de boksit madeni, Aslanyaka’da taşocağı, Çamlıbelen’de yanyana iki mermer ocağı açılması, Kemikler-Gökçeler Barajı’nın yapımı, Güllük’te Yakamoz yat limanı ve çekek yeri girişimlerinin mahkeme kararlarıyla durdurulduğu, feldspat madenciliğine karşı açılan birçok davanın kazanıldığı, Sakarkaya dolaylarında büyük ölçekli bir maden ocağının açılması yönünde çalışmaların olduğu, Güllük Yat Limanı’na karşı açılan davada ise henüz herhangi bir gelişme yaşanmadığı, genel olarak hukuksal zeminde sürdürülen mücadeleden büyük ölçüde olumlu sonuçlar alındığı ancak bunun mücadelenin kesin olarak kazanıldığı anlamına gelmediği, ilgili bakanlıklar, mülki idareler ve hatta “koruma” kurullarından gelen desteklerle yaşanan olumsuz tablonun büyüyerek sürdüğünü belirttiler.
Ali Gönenli’nin, bölgemizde pek çok akarsuyun kuruduğuna, yeraltı sularının kaybına ilişkin sözlerinin ardından Besalet Alkaya’nın, Labranda’da kestane ağaçlarının kurumaya başladığı, bunun da gerek su kaynaklarının kurumaya, çekilmeye başlamasının gerekse su kalitesinde maden patlatmaları yüzünden meydana gelen bozulmaların etkili olduğu yönündeki sözleri dikkat çekti.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nce hazırlanmış 1/25 binlik planın iptali sonrası yaşanabilecek olası gelişmelerin de görüşüldüğü toplantıda, bu durumun hayra alamet olmadığı, ilk anda akla gelen olumsuzluğun ise, yeni yeni imar alanları ile karşı karşıya kalınması olacağı, dolayısıyla doğal zenginliklerimizin bir bölümüne daha zarar verilmesi ihtimaline karşı durulması gereği not edildi.
“Tanı, Sev, Koru”
Toplantının son bölümünde, Itri Levent Erkol, “Tanı, Sev, Koru” başlığıyla yürütülecek çalışmadan söz ederek, özetle şunları söyledi:
“Toplantı boyunca anlatılanlar gösteriyor ki, çok büyük bir değerler kaybı yaşamaktayız. Bunu vatandaşlarımıza anlatabilmeliyiz. Kültürel, doğal, kentsel değerlerimizin tanınmasını sağlayabilmeliyiz. Tarımımızın, kıyılarımızın nasıl bir büyük tehdit altında olduğunu anlatmalı, değerlerimizin sevilmesini sağlamalı ve korunmaları yönünde mücadeleyi büyütmeliyiz. Bu arada, kendi 1/25 binliğimizi kendimiz oluşturmalıyız. Doğrudan vatandaş ile görüşerek, halk temelli bir envanter çalışması yaparak, değerlerimizi harita üzerinde işaretleyerek alternatif planımızı hazırlamalı ve ilgililere sunmalıyız. Hedefimiz, MUÇEP Milas olarak kırmızı çizgilerimizi belirlemek ve ilan etmektir.”
Ve toplantı, 17 Mayıs Cumartesi günü saat 14’te aynı yerde buluşulmak üzere sona erdi.




