BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Soru sormak en doğru bilgi edinme yoludur. Sorulara; saygıyla, sorumlulukla, içtenlikle verilen yanıtlar ise iletişimin temelidir. Yıllar önce: “İyi bir soru, ona verilebilecek en iyi yanıttan iyidir” diye yazarak başlamıştım düzenli köşe yazılarıma … 1995 yılının sıcak yaz aylarının sonuna doğruydu. Bodrum Gündoğan Belediyesi’nde çalışmaya başlamıştım. Milas ÖNDER gazetesine ilk yazımı gönderirken, köşemin adı da o yazıma uygundu: ‘Soruyorum’ … O günden bu yana yaz-kış, gece-gündüz demeden içtenlikle yazıyorum.
30 yıldır binlerce soru! Çoğu yanıtsız yaşıyor hâlâ.
…
Dolayısıyla, ülkemin son çeyrek yüzyılda AK Parti iktidarı koşullarında yaşadığı büyük irtifa kaybı yüzünden uzunca süredir ‘kötü muamele nedeni’ olan ‘soru sorma eylemi’ benim için ‘olmazsa olmaz’. Yorumlayabilmek için sorabilmeli insan. Sorularına layığıyla yanıtlar alabilmeli. Arzu edilen bu. Ama yanıtını bulamasa da masada olmalı sorular. Masada durmalı. Unutulmamalı.
Herkesin akıl-fikir sahibi olduğu varsayımıyla buraya kadar yazdıklarıma itirazı olan var mı? Sanmıyorum.
Ama günlük yaşam içinde boğulan pek çok şey gibi ‘sıradan bir sorunun sorulması” için bile insanın içinde bir “sormasam mı boşluğu” oluşabiliyor zaman zaman … Diyelim ki soru sorduğunuzda sizinle dalga geçildiğini, aşağılandığınızı hissettiğiniz, azarlandığınız, hiçbir yanıt verilmeksizin yürünüp gidildiği herhangi bir yerde bu boşluğa düşmeniz çok anlaşılabilir bir durumdur. Ama sormaktan vazgeçmemelisiniz! Gördüğünüz muamele her ne olursa olsun, sakin sakin ve saygıyla, ölçüyü kaçırmadan sorabilmelisiniz. Kavga sebebi olabilecek nedenleri elinizin tersiyle uzaklaştırıp insan insana iletişimi sürdürebilmelisiniz.
Çünkü sorular da bebekler gibi günü gelir doğarlar, büyürler. Ama bütün canlıların yavrularından farklı olarak fâni değildirler. Yok sayılabilirler ama yok edilemezler. Sorular öldürülemezler, ölümsüzdür. Yanıtlarının peşinde koşulur koşulur … Muhatabı her kimse ısrarla takip eder soru. Sadece bu bile çok rahatsızlık verici farkındayım. Bu nedenle, sorumluluk sahipleri için, sorularınıza muhatap olan her kimlerse onlar için, ağır can sıkıntısı nedeni olabiliyor sorular …
…
25 Temmuz 2025 Cuma günlü bir acı haber: “İki askerimiz ‘sıvı kaybı’na bağlı çoklu organ yetmezliği yüzünden şehit oldu!?”
Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman ve İkmal Er Semih Erdoğan’ın yaşamdan koparılma nedeni, “aşırı sıvı kaybına bağlı kandaki sodyum düzeyinin sebep olduğu çoklu organ yetmezliği” olarak belirtilmiş ilk otopsi raporunda … Milli Savunma Bakanlığı öyle açıklamış.
Temel askerlik eğitimi alan gencecik iki vatan evladı neden şehit olmuş: ‘Sıvı kaybı’ndan … ?
Bu iki gencecik çocuk ne olmuş da ölümlerine neden olacak kadar sıvı kaybetmiş?
Yüksek ateş şikâyeti ile hastaneye kaldırılan diğer beş askerin genel sağlık durumlarının iyi olduğunu ve konu ile ilgili idari tahkikatın başlatıldığını da açıklamış MSB ve açıklamasını şöyle bitirmiş:
“Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır, tedavileri devam eden silah arkadaşlarımıza da acil şifalar dileriz.”
…
Elbette acımız ve üzüntümüz çok! Ama sorularımız da …
…
Ertesi gün Muhafız Er Hayrullah Hamit Karaman İstanbul’da, İkmal Er Semih Erdoğan ise Giresun’da toprağa verildi. Ya sorular? Onları toprağa verebiliyor muyuz! Hayır! Onlar yaşıyorlar! Üstelik çoğalarak yaşayacaklar. Ta ki kamuoyunu tatmin edecek yanıtlar verilene dek! O durumda da sorular ölmeyecek! Tarihe not düşülmüş olacak. Umulur ve beklenir ki ‘ders alınmış’ olacak … Bu da az hizmet değil, değil mi?
…
Ülkemiz çok ağır bir ‘ateş sarmalı’nda … 23 yıllık iktidar, bugüne dek yapmadıklarıyla ülkemizi bir yangın yerine çevirmiş durumda. Sadece mallarımızla değil canlarımızla da bedel ödüyoruz. İnsanlarımız ölüyor. Eleştiriler yükseliyor, yaygınlaşıyor. Gece görüşlü yangın söndürme helikopterleri konusunda 2022’de söz verilmesine rağmen neden adım atılmadığı soruluyor örneğin.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun, Bursa’da* bir türlü kontrol altına alınamayan orman yangınlarına ilişkin, “Hava karardıktan sonra hava araçlarıyla bir müdahale söz konusu olmuyor” sözleri üzerine, eski Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’nin 2022 yılı Haziran ayında yaptığı, “Gece görüşlü 10 helikopteri 4 Temmuz’da envanterimize katmış olacağız” sözleri çıkarıldı arşivden.
Soru belli: 10 adet gece görüşlü yangın helikopteri nerede? Neyimiz yok? Paramız mı, uzak görüş vasfımız mı, neyimiz yok?
Ayrıca, yangınlara müdahale eden ve Sayın Bakan’ın “KAHRAMAN” sıfatıyla andığı müdahale ekiplerinin, özelikle de hassas noktalarda görev yapanların neden yanmaz elbise ve oksijen maskeleri yok ve neden hâlâ daha ‘ileri teknolojik ekipman ihtiyacı’ bir türlü karşılanamıyor?
Bir de: “İzmir Buca Orman Yangını Eğitim Merkezi’nin 2019’da kapatılması konusu var ki, tam bir skandal!
Ey iktidar sahipleri, neden kapattınız Buca’daki Eğitim Merkezi’ni?
İşte bütün bu eleştiri ve sorulara karşılık Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı bakın ne demiş:
“Cebimizde uçak, cebimizde arazöz yok, bir yerden bir yere gidene kadar hele bir de rüzgar varsa sizin onu kontrol altına almanız saatler alıyor, hatta günler alabiliyor.”
Bu sözlerinin üzerinden üç-beş gün geçmiş geçmemiş ve tam da ‘gece görüş özellikli helikopter konusunun başka bahara kaldığı kanaati oluşmuş’tu ki, Bakan Yumaklı birdenbire, onlarca yeni soruyu hak eden şu açıklamayı yaptı:
“Bizim 5 gece görüşlü helikopterimiz var. Biz bunu geçen sene de kullandık. Bu sene kullanmak için ortam ya da gerekçemiz olmadı. Bunu özellikle altını çizerek söylüyorum. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de gece görüşlü helikopterler, bir can tehlikesinin olması durumunda, yerleşim yerlerinin ya da kritik tesislerin korunması gerektiğinde kullanılır.”
Ulaştırma Bakanı da mı habersiz bundan? Nedir bu gizem?
Günlerce ‘gece görüşü’ üzerine konuşulurken susan bakan, neden bir anda “5 gece görüşlü helikopterimiz var” deyiverdi ve üstelik bu helikopterlerin geçen yıl da kullanıldığını belirterek ekledi: “Bu sene kullanmak için ortam ya da gerekçemiz olmadı.”
7 yaşına dek hiç konuşmamış çocuğun, bir sabah kahvaltıda birdenbire, “Anne tuzluğu verir misin” demesi üzerine yaşanan “Bugüne dek neden konuşmadın” şaşkınlığı karşısında konuşmaya devam ederek, “Bugüne kadar yumurtanın tuzu hep iyiydi, bugün biraz tuzsuz olmuş, o nedenle!” gerekçesi gibi bir gerekçesi vardır sayın bakanın mutlaka!?
“Bir can tehlikesinin olması durumunda, yerleşim yerlerinin ya da kritik tesislerin korunması gerektiğinde kullanılır”mış gece görüşlü helikopterler.
Peki ya geçen yılki “ortam ya da gerekçeler” neymiş acaba? Hiçbir şey hatırlamadığımız için insan ayrıntılı bilgilenme ihtiyacı duyuyor ve sordukça sorası geliyor.
Kentlerde günlerce süren yangınlarda onlarca yerleşim yeri boşaltılırken, dört bir yan cayır cayır yanarken, yangınlar bir türlü kontrol altına alınamazken ‘can tehlikesi’nin olmadığını, ‘yerleşim yerlerinin korunmasına ihtiyaç duyulmadığı’nı mı söylemiş oluyor sayın bakan? İkna olan var mı?
‘Can tehlikesi’ denilen sadece ‘insan canı’ olarak düşünülse bile bu yangınlarda yitirdiğimiz canları da mı candan saymayacağız!?
İnsan bir de, sözü edilen helikopterleri dünya gözüyle bir kez olsun görmek istiyor. Gece uçuşta görmemiz de şart değil, gündüz vakti park halinde bile olsa ‘gurur duymamız için’ yeter de artar …
Bu konuda hiçbir şey hatırlamıyor olmamız da şaşırtıcı değil mi? Nasıl başarmış olabiliriz bunu ve neden?
Arşivler ne diyor peki? Örneğin Anadolu Ajansı, 1 Haziran 2023 tarihli haberinde, “Muğla’da, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ tarafından üretilen ve Orman Genel Müdürlüğü’nün envanterine giren yangın söndürme helikopteri ‘NEFES’ göreve başladı” demiş.
NEFES nerede?
…
Çok sık yinelenen çok doğru bir söz var: Fransız Yazar ve Filozof Albert Camus’nün (1913 – 1960); “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” sözü …
‘İnsanların nasıl öldükleri onların nasıl yaşatıldıklarına delalet eder’ anlamında …
Bir ülkeyi tanımak için o ülkede ayrıca yangınların nasıl söndürüldüğü ya da söndürülemediğine de bakmalıyız bence. Elbette bu sırada ilgili bakanların ne söyledikleri de önemli. Bakanların açıklamaları kendinizi kötü hissetmenize neden oluyorsa eğer durum ‘kötü’ demektir. Ülkemizdeki durum tam da budur!
Sözün özeti: Bakan cebinden daha daha neler neler çıkarır bilemem ama benim aklımda sorular, sorular!
…
Bugün artık; atanmış bakanlarımızın uzak görüşlülükleriyle bir yangın söndürme helikopterinin gece görüşü özelliğinin aynı derecede önem taşıdığı çok iyi anlaşılmış olmalıdır. Ve ‘tek atayıcı’ rejiminin sevgili ülkemizi ne denli içinden çıkılmaz bir çıkmaz sokağa soktuğu da …
Çıkış yolu bellidir: Bu düzen değişmelidir!
* Fotoğraf: Anadolu Ajansı



