Biz, tarihî kentlerin büyük zenginlikleri önünde önümüzü iliklemeyi onlardan öğrendik …
Ayşegül Şenay KAŞKAR ile A. Kemal KAŞKAR –
Muğla’ya, Milas’a ilgisi 1970’li yılların ortalarında başlamış olan Prof. Dr. Metin Sözen’in aramızdan ayrılışını duyduğumuz anda, hemen aklımıza Oktay Ekinci (1952 – 2013) ile Prof. Dr. Rahmi Hüseyin Ünal da (1937-2022 / 1999-2009 Beçin Kazı Başkanı) geliverdiler … Güzel insanlar …
Tarihi Kentler Birliği’nin kurucularından ve Onursal Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’in, Milas’ın tarihî değerlerinin korunması ve tanıtılmasında büyük katkıları var. 90’lı yılların ilk yarısında Milas’ın Tarihi Kentler Birliği üyesi olması ve 1997 yılında Milas Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Tanıtma Vakfı’nın (MİÇEV) kurulmasındaki öncülüklerini, önerilerini, altını çizerek not etmeliyiz.
Milas’ta yaşamaya başladığımız 1997 yılından bu yana, tarih içindeki yolculuklarında Milas’ı/Muğla’yı doğrudan onlardan öğrenmeye başladıydık … Çok şanslıydık, öğretmenlerimiz oldular. Biz, tarihî kentlerin büyük zenginlikleri önünde önümüzü iliklemeyi onlardan öğrendik. Tarihî kentlerin molozlaşan dokularına kahrolmayı da … Milas’ın sokaklarıyla ‘tarih dersi’ verdiğini onlar söylediler bize. Her gün her gün o dersteydik. Milas’a her geçen gün büyüyen sevgimiz, saygımız onların eseridir …
Tarih hepimizin ortak malıdır
Tarih: 2 Mayıs 2005, Tarihi Kentler Birliği (TKB) Muğla/Milas Buluşması.
Oktay Ekinci, o tarihte Mimarlar Odası Genel Başkanı ve TKB Danışma Kurulu Üyesi olarak yaptığı konuşmada, “TKB Muğla-Milas Buluşması’nı ‘gecikmiş bir sevdanın kucaklaşması’ olarak yorumladım. Muğla ve Milas TKB’nin kurucu üyeleri olmalarının yanında bu fikrin esin kaynaklarıdır. Kentsel yerleşiminin üçte biri kentsel sit alanı olan ve turistik amaçlarla değil yaşanılası amaçlarla korunan kentlerdir. Günümüzde tarihi ve kültürel mirasımızın sadece turistler için korunacağı anlayışı egemendir. Oysa ki bu bize kimlik veriyor. Muğla bunun yanıtını vermiştir. Belediye başkanlığı açısından kuşaktan kuşağa korumacılığın gerçekleştiği bu kente halk ve belediye kentin korunmasında katkıda bulunmuştur. Muğla halkı şunlardan vazgeçmiştir: Apartman ve imar rantından, yani durduk yere para kazanmaktan vazgeçmiştir. O apartmanlar yüzünden ortadan kalkan mirasımız bizi yoksullaştırmıştır. Apartmanlaşmak toplumu birbirine düşmanlaştırdı. Dünyada suç oranının en az olduğu kentler, tarihi kimliğini koruyabilen kentlerdir.
Görmüş geçirmiş insan nasıl değerliyse, görmüş geçirmiş kentler de o kadar değerlidir. TKB 5 yıldır bunu çok farklı noktalara getirmiştir. Tarih hepimizin ortak malıdır. Hepiniz geçmişinizi kimliğinizi düşüncenizi duygunuzu tarihte buluyorsunuz …” demişti.
Yorgunluğunuz kutlu olsun
Prof. Dr. Metin Sözen ise, o tarihte Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma (ÇEKÜL) Vakfı Başkanı ve TKB Danışma Kurulu Başkanı olarak yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:
“Muğla-Milas Buluşması, uzun, yorgun ama emeğini sonuna kadar kullanan insanlarının uzun yürüyüşünün sonucudur. İnsan ömrünün 50 yılı tarihin derinliklerinin uzunluğu içinde sınırlı bir zamandır. Ancak yarım yüzyıl içinde bu ülkenin diri kimlikli durmasını sağlamak için uzun bir yürüyüş zamanıdır. Bu yarım yüzyılı geçiren insanların bir bölümü karşımızda. Bu buluşma, yorgunluğunuza değip değmediğini irdelemenin fırsatının bulunacağı bir toplantıdır.
Bu yarım yüzyılın içinden gelen insanlar 1975’te bir tek ağacı, bir tek evi değil bir kentin bütününü koruyalım diye ayağa kalktılar ve Safranbolu’da, Muğla’da yaşamlarını bu konuya adadılar. Hiç kuşkusuz bu süreçte birlikte olduğumuz insanlar çevrelerine karşı diri durmanın bedelini ödediler. Biz kimliğimizi tarihten ve doğadan alıyoruz diyenler karşı duruşa cevap verdiler. Bu beraberliği kutluyorum.
Safranbolu’da 1975’te her yerden gelen insanlar alanlarda konuşma yapıyorlardı. Ben kamu-yerel-özel-sivil birlikteliğine dayalı yeni bir direnç yaratalım demiştim o zaman… Çok önemli bir noktadayız. TKB, heyecanlı ve duyarlı kimliklerin bir arada olduğu bir oluşumu gündemin önemli noktası haline getirdi. İzzettin Keykavus, “Biz bu dünyada nöbetimizi tuttuk ve gittik. Şimdi nöbet sizdedir” diyor. Şimdi nöbet bizdedir. Üreten bizsek, sürekliliği kazandıran bizsek, geleceği kurgulayan biz olmalıyız. Farklı bir sorumluluk ve farklı bir süreklilik gerekiyor. Bu sürekliliği kurumlar, kuruluşlar, sivil toplum örgütleri taşıyacak. Bu salondakileri bu konuşmaları dinleyen kişiler olarak yarın anıları olan insanlar olarak görüyorum. Dünyanın aklından çok dünyaya akıl veren toplum olmanın getirdiği diri anlayışı egemen kılacak günler diliyorum. Yorgunluğunuz kutlu olsun.”
Beçin’in başımızın üzerinde yeri var, ancak …
Tarih 15 Temmuz 2009. Yer Milas Ticaret ve Sanayi Odası Toplantı Salonu.
Yüksek Mimar Oktay Ekinci bu kez, “Ortak akla, ortak sorumluluğu da eklemek istiyorum. Herkes akıllı olabilir ancak ortak sorumluluk olmazsa, kent akıldan yoksun kalır,” sözleriyle konuşmasına başladı. Dinleyiciler arasında bulunan Milas’ın önde gelen kimliklerine seslendi ve şöyle devam etti: “Türkiye’nin neresinde tarih konuşulurken, ön sırada oturan bir Ticaret Odası Başkanı var? Potansiyelimiz olağanüstü, ancak değerlendiremiyoruz. Beçin’in başımızın üzerinde yeri var, ancak Heraklia’yı da unutmayalım. Çöllüoğlu Han da Arasta’yı bütünlemektedir; biri olmadan diğeri de olmaz. İkisini birlikte yaşatacak bir projeyle Arasta’nın canlılığını Çöllüoğlu ile birlikte yaşatmalıyız. Burası tarihi bir kenttir. Milas’ın geleneksel Arastasına rakip yaratmamalıyız. Büyük alışveriş merkezleri, süpermarketler kentin dışında yer almalı. Aksi halde, Arasta’yı boyayarak, tenekeleri parlatarak canlandıramayız. Gerekli sosyo-ekonomik ve siyasi kararları halktan yana kullanarak restorasyon yapmalıyız. Yaşayan, geleneklerin devam ettiği mekânlar istiyoruz. Hacıilyas Meydanı da Milas’ta halkın, tarihi dokuyla gece gündüz buluşmasını sağlayacak tek yerdir. Böyle bir meydan bir daha oluşturulamaz. Bütün bunlara ek olarak, Aslanlı Ev Milas’ın gururudur, eşi benzeri yoktur; efsane bir evdir. Aslanlı Ev’in fotoğrafını oraya koyarak, geçen insanların dikkatini çekelim; sonra o fotoğrafı biraz daha büyütelim ve sonunda da, Aslanlı Evi yeniden Milas’a kazandıralım.”
Milas’la Beçin arasında ilişki kuracağız
Prof. Dr. Metin Sözen ise şunları söylüyordu:
“Öncelikli olarak, Beçin Kalesi’nin tahrip olan noktalarının onarılması için acil plan hazırlanması, toprağın altından ve üstünden çıkan eserlerin tasnif edilerek dünyaya duyurulması gerekiyor. Milas’la Beçin arasında ilişki kuracağız. Hadi Bey Konağı’nın kent müzesi olarak devreye sokulabilmesi için, Vali Bey’in desteğiyle, bir kent müzesi oluşturmak istiyoruz. Kaymakam Bey ve Belediye Başkanı tarafından bir dosya hazırlanarak, Valiliğe sunulacaktır. Çöllüoğlu Hanı’nı da öncelikli olarak ayağa kaldırmalı, halkın göreceği diri bir hale getirmeliyiz. Basit bir tasarımla, esnafın da içerisinde olacağı, gece dahi yaşayacak bir Arasta oluşturacağız. Bunların konuşma aşamasında kalmaması için en önemli nokta, sizlerin buradaki varlığınızdır. KUDEB, mimarlar ve diğer arkadaşlarımız ortak çalışacaklar. Elimizde, nitelikli demir gibi bir kadroyla, kurullara hazırlıklı giderek projelerimizi kolaylıkla kabul ettirmeliyiz. Bu üç başlığımızı hayata geçirmek için, koyduğumuz takvim, 31 Aralık 2010 olacaktır. Bunun için Belediye ve Kaymakamlık acil olarak Kent Atölyesi oluşturmalıdır. Bu atölyede yetişecek elemanlar, şehrin restorasyonu için çalışacak.”
…
Prof. Dr. Rahmi Hüseyin Ünal ise bizim için sanki Beçin’de doğup büyümüş ve başka bir yere gitmeye de hiç niyeti yokmuş gibiydi. Yanılmamışız: Ne zaman gitsek oradadır hâlâ!
…
İşte onlardan böyle böyle öğrenerek büyüdük Milas’ta! En büyük ve aynı zamanda en zor dersimizdi Milas! ‘İçtenlik Dersi’ de dahil elbette. En büyük şansımızsa onlarla tanışarak büyümekti, yürümekti Milas’ın sokaklarında. Öğrendiklerimizi haberlerimizle, yazılarımızla yansıtmaya çalışarak. Çok çalışarak. Onlar sayesinde. Milas’a dair yüzlerce ‘Kent Haberi’ yapmışlığımız, yıllarcadır Milas’ta, Mylasa’ya sevgiyle saygıyla el ele yürüyüşlerimiz onlar sayesinde.
…
Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.




