A. Kemal KAŞKAR –
Sesleri duyuyordum. “Yine nerede kayalar kırılıyor” diye düşündüydüm. Acaba eski TEKEL binasının yerine yapılacak okulun temel kazısı mı başlamıştı? Öyleyse ‘iyi haber’ diye düşündüm bir de …
Sonra … Yolum Dörtyol’a düştüğünde gördüm! Sağıroğlu Sabun fabrikası alanı dümdüz edilmişti. Hem de nasıl! Her yer moloz. Kamyonların biri geliyor öbürü gidiyor. Molozlar taşınıyor. Molozlar.
Ve yokluğunu hemen hissettiren ‘Baca’nın molozu da dahil!
1997’den bu yana yaşamakta olduğumuz Milas’ta, sanki evsiz barksız kalmış kadar büyük bir yokluk hissettim desem, kaçınız hak verir bana? Kaçınız anlar!
2014 ve 2016 yıllarında üç kez haberleştirdiğim Sağıroğlu Sabun Fabrikası’nın bacası yok artık!
Olcay Akdeniz’e ben verdim kötü haberi. Erdal Abi’nin (Demir/Foto Erdal) cenazesinde karşılaştıydık … Kurşunlu Camii’ndeki cenaze töreni sırasında kayıplarımızdan söz ederken, “Sağıroğlu’nun bacası da yıkıldı gitti!” deyiverdim. Olcay biliyor diye düşünüyordum, meğer bilmiyormuş … Bir anda dondu kaldı. “Ne zaman” dedi sadece … Lafın gelişi … Sonradan, “İnanamadım” dediğinde anladım o sorunun gerçekte bir soru olmadığını … Cenaze sonrası beraber yürüdük Dörtyol’a kadar. “Gerçekten de yıkılmış!” dedi birkaç kez! “Olmaz böyle şey” de dedi. “Milas sanayisinin ‘Uzunyuva’sıydı o baca!” diye ekledi … “Çevresi düzenlenebilir, ışıklandırılabilirdi” diye de ekledi … İzmir Alsancak’taki eski Havagazı Fabrikası’nın restore edilip kent yaşamına kazandırılan bacasını andık, anımsadık aynı anda … ‘Kaybımız büyüktü’!
Çok merak ediyorum, bu durumu ‘kayıp’ olarak yaşayan kaç kişiyiz Milas’ta? Sadece ‘kayıp olarak’ da değil ‘çok büyük bir ayıp’ olarak yaşayan kaç kişi!?
Gazeteci olarak sorumluluğumu yerine getirmiş ve ilgilileri, yetkilileri göreve, sevgili Milaslıları da duyarlılığa davet etmişim! Etmişim etmesine de, yıllarca çok sayıda haberimize yapılan muamele ile karşılaşılmış yine!
Konuyu ilk kez dile-gündeme getirişimin üzerinden 11 yıl geçmiş. Tarih: 11 Kasım 2014, 26 Nisan 2016 ve 9 Temmuz 2016’da … Bu üç haberimi de ÖNDER Arşivi’nden ‘belge’ olarak yayınlıyoruz …
Hep niye böyle oluyor?
Dikkat çekiyorsunuz, uyarıyorsunuz, öneriyorsunuz, dönüp bakan olmuyor. Aradan yıllar geçiyor ve değerlerimizi, zenginliklerimizi koruyamıyor, yaşatamıyor, aksine birer ikişer yok ediyoruz, kaybediyoruz.
İlçemizin sadece geçen yüzyıldan kalan ‘Uzunyuva’sı olarak Sağıroğlu’nun bacasını değil, hemen az ötesindeki Gümüşkesen Zeytinyağı Fabrikası’nın bacasını da yıkmışlar kısa süre önce … Şimdilerde o bölgede, kendine özgü şekliyle bir başka bacamız daha var. İzmir yolu üzerindeki Mengerler’in arka bahçesindekiyle birlikte Milas sanayiinin Uzun Yuvaları giderek azalıyor.
Güçlendirilerek, ışıklandırılarak koruyup yaşatmamız gerekiyor onları …
En azından bunu başarabiliriz diye düşünüyor ve ‘tescilsiz’ diye yıkılıp geçilen bacalarımızın da, bu vesileyle bulundukları yerlerde yapılacak düzenlemelerle olabilirse görünür ya da en azından plaketlerle anılır kılınmasını öneriyorum … Bunu başarabilirsek, o geniş alanlarda gerçekleştirilen-gerçekleştirilecek yapılaşmaların ‘tarihe saygısı’ bakımından önemli bir adım atılmış olacaktır diye düşünüyorum. Bu adımın, çok değerli bir özeleştiri değeri olacağına, çok değerli bir eğitici değer taşıyacağına dikkat çekmek istiyorum.
Ayrıca Dörtyol’da bir de ‘Milas Sanayiinin Sesi’ var. Onu da yıllar önce haber konusu yapmıştım, rahmetli Önol Abi’nin sağlığında … Karadeveci Zeytinyağı Fabrikası’nın vardiya sireninden söz ediyorum. ‘O ses’ de özenle korumamız gereken tarih zenginliklerimiz arasında yer alıyor. Bu vesileyle onu da anıp anımsatmak istedim …
* Uzunyuva- Karya medeniyetinin ilk başkenti olan Mylasa (Milas) kenti içinde, M.Ö. 4’üncü yüzyıla tarihlenen Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı’ndaki, halk arasında, üstündeki leylek yuvası nedeniyle ‘Uzunyuva’ olarak adlandırılan korint başlıklı sütun.






