Yılmaz Kaya AYLANÇ
Asıl sorunumuz, yeterli ve sağlıklı beslenemeyen çocuklar, emekliler ve dar gelirliler.
Asıl sorunumuz, gelir adaletsizliği nedeniyle hak ettiği insani yaşamı sürdüremeyen halkımız.
Asıl sorunumuz, adalete olan güvenin haklı olarak zedelenmiş olması ve parası olanın adaleti satın aldığı algısı.
Asıl sorunumuz, laik demokratik sosyal hukuk devletinden süratle uzaklaşıyor olmamız.
Asıl sorunumuz, bilimsel laik eğitimden uzaklaşan eğitim anlayışımız ve pratiğimiz.
Asıl sorunumuz, geleceğe olan güvenini kaybeden gençlerimizin akın akın yurt dışına gitmeleri.
Asıl sorunumuz, ulusal varlıklarımızın topraklarımızın, ormanlarımızın, yeraltı kaynaklarımızın yabancı sermayeye satılıyor olması.
Asıl sorunumuz, “Devlet-Özel İşbirliği” adı altında 3 liralık işin 13 liraya yaptırılıp 40 yıla varan döviz ödemeleri ile halka gitmesi gereken paraların birkaç şirkete gitmesi ve doğmamış çocukların borçla doğması.
Asıl sorunumuz, Anayasa mahkeme kararlarına uymayan yönetici ve kamu kurumları.
Bu ‘asıl sorunlarımız’ı uzatmak mümkün. Tüm yazıyı bunlar ile doldurabiliriz.
İşte bu asıl sorunlar yumağı içinde yöneticilerden halk olarak bunların çözümünü beklerken, onlar, gencecik ve başarılı teğmenlerimizi olmadık bir nedenle hatta kapris yaparcasına mesleklerinden atmakla karşı karşıya bırakmakta.
Bizler yukarıdaki tüm sorunlarımız içindeyken toplum olarak şimdi bu konuyu konuşmaktayız.
Tabii konuşacağız, çünkü bu adaletsizlik ve haksızlık.
Adaletsizlik kim için ve ne için olursa olsun hep birlikte ses çıkarmalıyız, karşısında durmalıyız.
Oysa bu başarılı gençler ne yapmışlardı.
Okul birincisi teğmen resmi törende arkadaşlarına şu andı okumuştu.
“Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu, Türk sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda edeceğime namusum üzerine and içerim”.
Resmi tören biter. Ancak geleneksel olarak başka uygulama vardır. Bu “subaylık andı” olarak adlandırılır.
Şöyledir: “Ant içeriz ki, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne, yüce Türk ulusunun namus ve şerefine, aziz vatanın bir karış toprağına uzanacak eller karşısında bizi bulacak ve kılıçlarımız daima keskin ve hazır olacaktır. Şerefimizle doğduk, şerefimizle yaşayacağız. Ne mutlu Türküm diyene”.
Evet, bir kısım teğmen tören sonrası bu yemini de kendi aralarında yapmışlardı. Şimdi bu teğmenlerden bir kısmı ki okul birincisi dahil ve emir komuta sırasından 3 komutan kesin ihraç talebiyle yüksek disiplin kuruluna verildi. Bunca tecrübeden sonra halâ Harp Okulu’na giriş seçme ve yerleştirme süreçlerinden emin olamayan bir yönetim mi var ki şimdi ocu, bucu diye bu genç teğmenler ayrıştırılmakta. Yemine dahil olmayan bir kısım teğmen olduğu da iddia edilmekte. Bu da Harp Okulu mezunlarında bir ayrışma ve ikilik mi var sorularını da gündeme getirmekte. Yakın zamanda özellikle Jandarma Komutanlığı bünyesinde askerlerin farklı tarikat kamplarına bölündüğü iddia edilmişti. Hatta Deniz Kuvvetli Komutanlığı bünyesindeki bir amiralin resmi elbise ve araç ile bir tarikat ziyareti yaptığı, orada takke ve cüppe giydiği fotoğraflar ile kamuoyunun gündemine gelmişti. O amiral için soruşturulma süresi uzatılmış, zaman aşımına girmiş, dava düşmüş ve kendisi yasal haklarını alarak emekli olmuştu. Şimdi bu genç teğmenler tüm haklarını kaybetmek üzereler.
Halk arasında ise bu haksızlığa karşın oldukça büyük bir ses yükselmekte. Buna siyasi kanatlar da dahil. Kararın ihraç olarak çıkması halinde çok ciddi bir yara açılmış olacak vicdanlarda. Halk bunu affeder mi, zaman içinde göreceğiz. Ancak ne olursa olsun, yaşamakta olduğumuz bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk adının söylendiği bir sloganın ihraç nedeni olması ve bunun gerçekleşmesi tamiri mümkün olmayan yeni bir adaletsizlik olarak tarihteki yerini alacaktır.
Cezanın verilme nedeninin bu slogan değil, disiplinsizlik olduğunun söylenmesine bilmem inanan var mı?
Açıkçası ben inanmadım.
Neden mi?
Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz!
Umuyorum halkın bu yoğun tepkisi sonrası geri adım atılır ve bu haksız adaletsiz talep gerçekleşmez.
Adalet bekleyen o kadar çok sorunumuz var ki, normal bir ülkede olmayacak işler bunlar.
Çocukluğumuzdan beri duyarız kışlaya, camiye ve okula siyaset sokulmaz.
Ne kadar doğru değil mi?



