Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Bu yaşadıklarımızdan sonra hâlâ demokrasi ile idare ediliyoruz diyebileniniz var mı bilmiyorum.
Demokratik bir devletin en temel yasası nedir? Anayasadır değil mi?
İşte, buna uyulmuyor beyler, daha gerisini nasıl konuşacağız tartışacağız. Bu konu es geçildiği için de bugün yaşadıklarımızı yaşamaktayız. Ülkemizin bugün içinde bulunduğu durumu nasıl ifade edersiniz bilmiyorum. Şunu biliyorum ki, yandaş tabir edilen tarafta değilseniz veya bir çıkar ilişkisi içinde değilseniz, en hafif tabiri ile “iyi değil” denmektedir. Aklı selim ve rasyonel verilerden yola çıkarak bir sonuç çıkaranlar ise “kötü, hatta çok kötü” demekteler.
Konuya önce sayılar ile bir giriş yapalım isterseniz.
Nisan ayı açlık sınırı 24 bin 35.-TL. Yoksulluk sınırı 78 bin 292.-TL. Rakamlar TÜRK-İŞ’e ait.
2025 yılı asgari ücret brüt 26 bin 5 Lira 50 Kuruş. En düşük emekli maaşı 14 bin 469.-TL.
Enflasyon da durum ise TUİK yüzde 37.86, İTO yüzde 47.21, ENAG ise yüzde 73.88 diyor, Nisan 2025 itibariyle.
Peki iktidar 23 yılda nereden nereye geldi dersiniz?
Dış borç 2002 yılında 130 milyar dolar iken 2 Mayıs 2025’de 677 milyar dolara çıkmış. Benzin 1 Lira 67 Kuruş iken 45 Lira 79 Kuruş olmuş. 1 dolar 1 Lira 68 Kuruş’tan 38 Lira 57 Kuruş’a gelmiş. Gram altın 17 Lira 35 Kuruş’tan 4 bin 45 Lira 75 Kuruş’a fırlamış. Ülkemizin ekonomik büyüklüğü ise dünyada 17’nci sıradan 22’nci sıraya gerilemiş. Tam bir başarı hikayesi değil mi?
Haydi biraz daha rakamlar diyelim. Örneğin elektrik dağıtım şirketlerine verilen sokak aydınlatma bedeli nereden nereye gelmiş dersiniz?
Genel aydınlatma gideri 2018 yılında 1 milyar 644 milyon TL iken 2022 yılında 17 milyar 48 milyon TL’ye fırlamış. Bu, sokaklarımızdaki aydınlatma için elektrik dağıtım şirketlerine ödenen para. Resmen kara bir delik, (Mv. Deniz Yavuzyılmaz).
Ya karayollarına, havaalanlarına ve daha pek çok müteahhitler eliyle yapılan ve halkın gelecek onlarca yıllar ödemeye mahkum olduğu DÖİ yapılarına aktarılan paralar? Uçak inmeyen havaalanları, içinde kaybolacağın şehir hastaneleri.
THY yönetimine ve diğer pek çok kurum ve kuruluş yönetimlerine ödenen çuvallar dolusu huzur hakkı, maaş, ücret adı altında bol keseden dağıtılan paralar, Diyanet işleri ve pek çok iç ve dış geziye ödenen harcırahlar ve masraflar. Son örneği de Aile Bakanı’nın 20 ayda 30 ülke ziyareti gibi.
Ya Atatürk havalimanı pistlerini bozan hafriyat için ödenen milyarlar, insanın içi kan ağlıyor.
Şimdi yeniden depreşen Kanal İstanbul projesine, yok sosyal konut yapıyoruz diye su havzalarına yapılmaya başlanan binalar. Beton, yine ve ısrarla beton.
Peki bu konuda haksız yere hapiste tutulan kentin seçilmiş belediye başkanı Sayın İmamoğlu ne diyor: “Senin derdin Kanal, benim derdim İstanbul”. Böyle sesleniyor sayın İmamoğlu Cumhurbaşkanına ve devam ediyor:
“Buradan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrı yapıyorum. Eğer milletin tercihinden korkmuyorsan, şehrin kaderine İstanbullular karar versin diyebiliyorsan, Kanal İstanbul Referandumu için sandıklar kurulsun. 16 milyon İstanbullu, yaşadığı şehir için karar versin. Eğer siz sandığı milletin önüne koymazsanız, millet kendi sandığını koyar.”
Ve başkan devam ediyor, “Milletin sırtına milyonlarca dolar yük olacak, havasını, suyunu, tarım arazilerini ve doğasını yok edecek; şehri daha da yaşanılmaz hale getirecek, nüfusu ve trafiği artıracak bu geri dönülmez ihanet projesinin akıbetine, milletimiz karar versin.”
Ekrem İmamoğlu, gelecek iktidarları için şunları söylüyor: “İktidarımızda; etkili, verimli hakkını veren insan kaynakları yönetim modelimizle mutlu, huzurlu bir ortamda, güvenceli bir biçimde milletimize büyük bir onurla hizmet edeceğiz. Kime yakın olduğuna, inançlarına, dinine, diline, ırkına vs bakmadan herkese eşit fırsat sunacak, işini dürüstçe yapan hiç kimseye rövanşist bir duyguyla yaklaşmayacağız. Hep birlikte çok güzel işler yapacağız. Birlikte çocuklarımıza ve gençlerimize çok güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti devleti emanet edeceğiz.
Bizim kadromuz bu ülkenin 86 milyon vatansever insanıdır.”
Oysa Sayın İmamoğlu, 31 Mart 2019 tarihli yerel seçimde 13 bin oy farkla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmıştı. Ancak bildiğiniz gibi bu seçim iptal edildi. Gerekçe aynı zarfa atılan 4 oydan 3’ü tamam, biri değildi ve seçim tekrarlandı. 23 Haziran 2019 tarihinde ikinci kez yapılan seçide fark 800 bin oldu. Son seçim 31 Mart 2024 tarihinde yapıldı ve Ekrem bey bu kez 1 milyon fark ile aldı seçimi. Bu seçim aynı zamanda “Kanal İstanbul” diyenler ile “İstanbul” diyenlerin seçimiydi ve İstanbul kazanmış oldu.
Sayın İmamoğlu, bazı ilçe belediye başkanları ile belediye üst düzey bürokratlar şu an çeşitli cezaevlerinde tutulmaktalar. Şu ana kadar basına yansıdığı kadarı ile mahkumiyeti gerektirecek hiçbir suçları olmadığı iddia edilen başkanlar ve bürokratlar öyle görünüyor ki, uzun sürecek bir yargılamaya maruz kalarak zaten cezalandırılmış olacaklar, haksız yere. Oysa seçilmiş başkanlar ve milli irade bu cezalandırmaya maruz bırakılmakta.
İnsanın aklına şu sorular geliyor.
Biz nasıl bir ülke olduk. Katiller, gaspçılar, tecavüzcüler, mafya unsurları, bahisçiler, tacizciler, hırsızlar dışarda, yazarlar, düşünürler, hak savunucuları, gazeteciler, gençler ve siyasiler içerde. Seçilmiş milletvekili Can Atalay hâlâ içerde. Oysa Anayasa Mahkemesi kararı gereği çıkıp meclise gelip görevinin başında olması gerekmiyor mu?
Herkes düşüncesinden, yaptıklarından, yapmadıklarından dolayı yargı eliyle cezalandırılabiliyorken, ülkeyi, dolayısıyla halkı sefalete mahkum eden birçok yanlış ekonomik karar alanlara hiçbir şey olmuyor.
Sadece bu mu? Değil tabii ki, Ege’de adaları işgal ediyorlar tık yok, doğu Akdeniz’de Anadolu kıta sahanlığında petrol-doğalgaz arıyor başka, ülke tık yok, Türkî Cumhuriyetler diye milyon dolarlık borçları silinenler Kıbrıs Rum kesimini tanıyıp büyükelçi atıyorlar, bizimkilerde tık yok, bir iddia uğruna nas deyip faizi, rasyonel ekonomi kurallarına aykırı uygulamalar yaparak milyarlarca doları yok ettiler ve halkı yoksullaştırdılar, tık yok, yapılan pek çok büyük inşaa işlerinin maliyetleri örneklerine göre iddia o ki fahiş fark yaratan rakamlar, tık yok, garanti uygulamalarında öyle hesaplar yapmışlar ki yüzde 90 hesaplar yanlış, yine iktidardan tık yok.
İşi öyle bir geliştirdiler ki 35 yıl önceki diplomayı bile iptal eden bir duruma geldiler.
Soma’da ölen 301 madencinin davası bitti ve komik cezalar çıktı, İliç ve daha pek çok doğa tahribatı yapıldı yapılmakta, tık var mı, yok.
Bu kadar yanlış ve olmaması gereken işler oluyor ve bunun karşılığında kimse bir şey diyemiyor ve yapamıyor ise bunda enteresan bir durum yok mu?
Peki böyle bir ülke demokrasi ile yönetiliyor diyebilir miyiz?
Bu yapılanların sonu ne olabilir dersiniz, ne yapılırsa dur denebilir ve kim dur der? Bileniniz var mı?
CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e geçmiş olsun diyorum. CHP bu devleti kuran partidir ve bu partinin genel başkanlığı yükü ağırdır. Ülkemizin daha fazla ezilmemesi hatta diz çökmemesi için CHP’nin ayakta olması çok önemlidir.
Yazımı üç fidana sevgi, saygı ve özlemlerimi ifade ederek bitirmek istiyorum. Halka ve ülkeye hiç zarar vermeyen, Atatürk’ün yolundan Samsun’dan Ankara’ya “TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE” yürüyüşü gerçekleştirmiş bu vatan sevdalılarına selam olsun.
1 MAYIS
Ne güzel aydır Mayıs.
Bahardır, uyanıştır, diriliştir,
Kavuşmadır,
Emektir.
Emekçinin adıdır,
Direniştir,
Varoluştur,
Alın teridir.
Gazete kağıdı üzerinde yenen yemektir,
Çay molasıdır,
Aynı odada soyunmak, giyinmektir.
Sevinçtir, hüzündür.
Ama en çok da ÖZGÜRLÜKTÜR !
Ne güzel aydır Mayıs.
Bahardır, uyanıştır, diriliştir,
Kavuşmadır,
Emektir.
Emekçinin adıdır,
Direniştir,
Varoluştur,
Alın teridir.
Gazete kağıdı üzerinde yenen yemektir,
Çay molasıdır,
Aynı odada soyunmak, giyinmektir.
Sevinçtir, hüzündür.
Ama en çok da ÖZGÜRLÜKTÜR !
Yılmaz Kaya AYLANÇ 01.05.2017



