Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER –
İnsan bazen karşısındakiyle konuştuğunu sanır… Oysa çoğu ilişkide yaşanan şey bir iletişim değil, iki farklı insanın sırayla konuşma yarışıdır. Çünkü artık birçok insan anlamak için değil; cevap vermek, kendini haklı çıkarmak ve karşı tarafın cümlesine müdahale etmek için dinliyor.
Siz daha cümlenizi tamamlamadan yorum başlıyor… Daha duygunuzu anlatamadan savunmalar devreye giriyor… Ve en acısı da şu: İnsan anlaşılmadığını ilk kez burada hissediyor. Modern çağın en büyük iletişim krizlerinden biri tam da budur:
“Duyuyoruz ama dinlemiyoruz.”
Carl Rogers bir sözünde şöyle der:
“İnsanları gerçekten dinlemek, onlara verebileceğiniz en değerli hediyedir.”
Bu söz aslında yalnızca psikolojik bir yaklaşım değil; insan ilişkilerinin temel omurgasıdır. Çünkü bir insanın ruhu, çoğu zaman çözümden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Fakat günümüz ilişkilerinde insanlar karşısındakini anlamaya çalışmadan cevap hazırlıyor. Karşı tarafın cümlesi bitmeden zihinsel savunmalar kuruluyor. Bu yüzden tartışmalar büyüyor, ilişkiler yoruluyor ve insanlar aynı evin içinde bile kendini yalnız hissediyor.
Dikkat edin…
Gerçekten sizi dinleyen insan sayısı hayatınızda çok azdır. Çoğu kişi sizin ne hissettiğinizi değil, kendi vereceği cevabı düşünür. Siz konuşurken bile zihninde çoktan yargısını oluşturmuştur.
İşte tam bu noktada iletişim, bağ kurma özelliğini kaybeder.
Stephen Covey bunu yıllar önce çok net anlatmıştı:
“Çoğu insan anlamak için değil cevap vermek için dinler.”
Bugün ilişkilerin tükenmesinin en büyük sebeplerinden biri de budur. Çünkü insanlar artık sabırsız… Herkes konuşmak istiyor ama kimse gerçekten dinlemek istemiyor. Sosyal medya çağında hız arttıkça empati azaldı. Herkes fikrini söylemeye odaklandı; kimse karşısındaki insanın ruhuna temas etmeye çalışmadı.
Oysa bazen bir insanın ihtiyacı olan şey öğüt değildir. Sadece sonuna kadar dinlenmektir.
Bir danışanım bir gün şöyle demişti:
“Hocam, beni ilk kez biri sözümü kesmeden dinledi.”
Aslında ne kadar ağır bir cümle…
Düşünün; bir insan için en büyük ihtiyaçlardan biri artık sadece sözünü tamamlayabilmek olmuş. Çünkü sürekli yarıda kesilen insanlar zamanla susmayı öğrenir.
Sürekli yanlış anlaşılan insanlar ise içe kapanır. Ve bir süre sonra ilişkilerde gerçek iletişim değil sessiz uzaklaşmalar başlar.
Erich Fromm, sevgiyle ilgili çok önemli bir noktaya dikkat çeker:
“Sevgi, ilgi göstermekle başlar.”
Gerçek ilgi ise yalnızca konuşmakla değil, dinlemekle mümkündür. Karşınızdaki insanı susturup kendi düşüncenizi anlatmak iletişim değildir. İletişim; bazen hiçbir şey söylemeden, sadece anlamaya çalışarak kurulur.
Bugün birçok evlilikte, arkadaşlıkta ve aile ilişkisinde insanlar aynı cümleyi kuruyor: “Beni anlamıyor.”
Belki de sorun anlatamamak değil… Karşılıklı olarak kimsenin gerçekten dinlememesidir. Çünkü dinlemek yalnızca sessiz kalmak değildir.
Dinlemek; yargıyı susturmak, egoyu geri çekmek ve karşındaki insanın duygusuna alan açabilmektir.
Ve insan bazen hayatı boyunca unutmadığı kişileri neden unutmaz biliyor musunuz?
Çünkü bazı insanlar çok güzel konuştuğu için değil gerçekten dinlediği için iz bırakır.
İnsanlar çoğu zaman aklına konuşur ama kalbine dinleyenleri unutmaz.



