Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Bu hafta ülke siyaseti etrafımızda yaşanan savaşlardan, katliamlardan ve olası çok uluslu kargaşalardan daha fazla ses getiren olayları yaşadı.
Öyle ki, ne enflasyonu, ne gelir adaletsizliğini, ne talan edilen doğal kaynakları, sit alanlarında olanları, ne de belediyelerin ellerindeki tarihi fakat kullanılan yapıların belediyelerden alınmalarını konuşamadık.
Yine bütçedeki faiz ödemesinin önemli bir kısmını yılın daha ilk 4-5 ayında ödemiş olduğumuzu, trafik cezalarının ise bütçedeki tahminin çok üzerinde gerçekleştirilecek olmasını da ne yazık ki konuşamadık.
Yerel seçimlerde aldığı başarılı sonuçlar ile birinci parti durumuna yükselen CHP’nin hükümet olduğunda yani iktidar olduğunda uygulayacağı programı açıklamış olmasına rağmen ne yazık ki bugüne kadar ne kendileri, ne de kamuoyu konuşma fırsatı bulamadı.
Asgari ücretin açlık sınırı altında kaldığını, yoksulluk sınırında ise neredeyse tüm ülkenin buluştuğunu, iş olanaklarının hiç olmadığı kadar kısıtlı bir dönemin yaşandığını, özel sektörün önemli istihdam yaratan kesimlerinin can çekiştiğini, iktidar tarafından korunup kollananların dışında hemen her kesimin sıkıntı içinde olduğunu, enflasyon ile mücadeleden ise artık kimsenin pek konuşmadığını, finansal durumun içler acısı halini de yeterince konuşamadık.
Ülkemizin temel ve çok ciddi sorunlarını konuşmak ve çözmek adına yeterince bir kamuoyu yaratılmasına fırsat tanınmayan bir süreci yaşamaktayız.
Peki hep ne konuşmadığımızı, konuşmamız gerektiği halde konuşulamadığını yazdık da, ne konuştuğumuzu da söylemeyecek misin demekte olduğunu düşünüyorum. Peki söyleyeceğim.
Biz çok uzun bir süredir ne konuşuyoruz, hangi haberler ile yatıp kalkıyoruz? CHP’li belediyeler!
Şöyle bir geriye doğru gidin ve anımsayın. 19 Mart, yaklaşık on beş buçuk milyon partili partisiz yurttaşın bir Pazar sabahı kalkıp resmi olmayan bir sandığa oy atarak Cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istiyoruz denilen CHP adayı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı günden beri, belediye protestoları, tartışmaları gece gündüz medyada ve sokaklarda, meydanlarda bu konuşuldu.
Sayıları sanırım yüzleri geçen mitingler ile bu konudaki süreci insanüstü bir gayretle CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel götürdü.
Tek başına! Bitmek bilmeyen enerjisi ile kitleleri kendine hayran bırakan hırsı ile bu mitingleri götürdü ve götürmekte. Peki strateji ve hedef ne?
Bu konuda yeterli bir açıklık veya netlik gördüğümü söyleyemem.
Bir toplumun haksızlıklar veya olağanüstü durum ile ilgili bu olaydan daha fazla ne olabilir diye düşünüyorum. Ülkenin en büyük şehrinin belediye başkanlığını üst üste kazanmış, hem de iktidarın tüm olanaklarına karşı ve bu siyasetçi tutuklanıp hapse atılıyor, ne olur ne olmaz diye bir de otuz küsur yıllık diploması iptal ediliyor. Yani bir anda her şeyi elinden alınıyor ve gelinen durum yeni adayımız Mansur Başkan olabilir sesleri ile insanı hayrete düşüren bir durum yaşanıyor.
Hemen aklıma, Sırbistan’da tren garı sundurması çökünce yaşanan faciada halkın tepkisi geliyor aklıma, söylemesem de içim acıyor, dudaklarımı ısırıyorum bizdeki durumu görünce.
Hadi diyelim bu da yeterince önemli bir olay veya yeterince halkı ateşleyecek bir problem değil. Hani baba ocağı denilen, içinden teslim olunmadan bırakılamayacak, Kuvay-i Milliye karargahı, ülkeyi kuran Atatürk’ün partisine giriliyor da, hah tamam şimdi ipler burada kopar diyorsun ve sessizce dumanın dağılmasından sonra olacakları hayal etmeye çalışırken, bir diğerinin göz yaşları içinde “keşke bugünleri görmeyeydim” dediğini duyduğun bir ortamda tüm tepkinin bu olmasını anlayamadığını anlatmaya çalıştığın anlar yaşanmakta ve kimse kimseye bir şey anlatamamakta ise daha ne olmalı ki dendiğinde ortalığı saran sessizliğe kimse anlam veremiyor.
Sanırım bir şeyler oluyor!
Belki de bir şeyler için bir şeylerin olması veya olmaması gereken bir süreç yaşanıyor.
Bu sadece bizle de ilgili değil.
Bu coğrafya ile ilgili bir düzenin, yeniden şekillendirmenin gerektiği adımlar mı atılıyor, henüz net değilse de ona benzer bir şeyler olduğu kesin.
İnanılmaz paralar harcanırken, daha çok paraların harcanabileceği roller, bu rolleri gerçekleştirecekler her yerde gerekenleri yapıyorlar mı diye düşünmeden yapamıyor insan.
Aklıma “Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” diyen eski ABD Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger geliyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin uyguladığı Marshall planı ile girilen ülkemde, “bizim çocuklar başardı”ya kadar kafamda birçok ses dolaşıyor.
Bu dönemde BOP ile başlayan ve Akdeniz’in Müslüman kıyılarını dizayn eden çalışma ne yazık ki bizim kıyılarımıza kadar geldi dayandı.
Belediyelerden buralara nasıl geldin kardeşim dediğinizi duyar gibiyim.
Benim sevgili kardeşim, her şey her şey ile bağlantılı ve her şey bir başka şeyin sebebi veya nedeni.
Yüz yıllık parti olan CHP için MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli “yapmayın arkadaşlar ülkeyi kuran partidir, oturun anlaşın. Hem arının, hem seçilmiş başkana itibar edin” mealinden şeyler söyleyip sevgi dolu iyi dilekleri ile kavga etmeyin ayıptır kardeşsiniz siz demeye getirdiği bu çeki düzen verici lafları duyan CHP’li yöneticilerin neler hissettiklerini çok merak ediyorum.
Evet öyle bir sürece sürüklendik ve öyle bir şeyler yaşamaktayız ki, neyin bizi “hah tamam bu sınırımızdı” dedirtecek artık bilmiyorum.
Bu durumun vahametini parti yöneticileri veya yönetme iddiasında olanlar bilmem anlıyorlar mı?
Bu durum çok çok tehlikeli bir durum!
Yine araya bir yabancı ses giriyor, “Ortadoğu’da işe yarayan tek sistemin güçlü liderlik” ten geçtiğini söyleyerek devam ediyor. “Türkiye gibi ülkelerde monarşi veya meşrutiyet türü yapılar daha iyi sonuçlar verebilir”. Kim diyor, ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack.
Hiç bir ülke böyle bir hakareti kabul etmez. Türkiye Cumhuriyeti ise, istiklalini savaş meydanlarında emperyalizmi dize getirerek kazanmış, bunu başaran Mustafa Kemal Atatürk’ün bununla da kalmayıp, TBMM eliyle bu savaşı sürdürmesi, sonrasında yaptığı çağdaşlaşma devrimleri, laik bir Cumhuriyeti hala içlerine sindirememiş olanların bu hakaretleri karşısında verilen/verilmeyen tepkiler ile daha ne olmalı ki, halk tepki versin noktasında yeni bir aşamaya geldik.
Peki sorun halkta mı, yoksa halkın seçtiği ve halka önderlik yapması gereken siyasetçilerde mi?
Tüm toplum belediyelerden sonra şimdide CHP/Butlan ile yatıyor ve kalkıyoruz.
Herkes Anayasa profesörü, herkes siyaset bilimci, herkes kamuoyu araştırmacısı, herkes parti uzmanı velhasıl herkes her şey. Hani ne iş olsa yaparım abilerden, her şeyi bilirim abilere geldik. Vah ülkem vah!
Tüm bu toz duman arasında aklıselim olan siyasetçilerin veya toplum bilimcilerin veya ülkesini seven hatırlı aydın, yazar, şair, sinemacı, şarkıcı, ressam veya usta yok mu?
Yok mu, ille bir taraftan olmak yerine Cumhuriyetinden, yurttaşından, Atatürk ilke ve devrimlerinden, haktan, hukuktan yana olup gelin konuşalım ve çözelim. Bunu yaparken de şahsi, ailevi, yandaş çıkarları bir tarafa bırakıp ülkemizi düşünelim. Elaleme daha fazla kendimizi güldürmeyelim diyen yok mu?
İlle bir taraftan mı olacaksınız, ille kavga çıkartıp izleyecek misiniz, ille hep olduğu gibi mi olsun.
Bu kez rasyonel ve çıkarlardan arınarak bedeli ne olursa olsun ne zorluklar ile kurulan bu güzelim Cumhuriyeti düşünerek bir araya gelerek çözsek olmaz mı?
Kimse yenilmesin, kimse kazanmasın. Bırakın bir kez de ülke kazansın ne olur.
Bugün olmasa da ilerde altın harfler ile yazarlar isimlerinizi. Ne fedakarlık gerekiyorsa yapın ama söylemeyin, ne vermeniz gerekiyorsa verin ama belli etmeyin, ne kazanıyorsanız kazanın ama ifade etmeyin.
Çıkın dışarı ve biz anlaştık deyin!
Yoksa aşağıda dün birlikte “hak, hukuk, adalet” diyen baba oğul şimdi küsler. Ali ile Hasan kavgalılar. Bunun sonunda kimse kazanamaz. Şeriatın kestiği parmak acımaz diyeceksiniz, bazı şeyleri sineye çekeceksiniz, bağrınıza taş basacaksınız ve bu sorunu ülke yararına çözeceksiniz. Sonra sizleri bu millet af etmez bilesiniz. Sonra ne mi olur?
Siz belediyelerden Butlan sorununa geçip kavgasını aranızda yaparken, zaten meclisimizde babadan oğula geçen vekillikler, sendikalarımızda yaşanan baba oğul halef selefleri gibi bir bakarsınız ki karşıdan bakınca demokrasi, içine girince monarşi tarzı bir şeyler olmuş. Ancak sizin yüzünüzden millet bunu anlayıncaya, uyanıncaya kadar atı alan Üsküdar’ı geçmiş. Bu vebal taşınmaz. Demokratik-Monarşi olmaz. (02.06.2026)



