BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
İhsan Küçüktaş. İlçemizin tanınan, sevilen, değerli, güzel insanlarından. Emekli bankacı. 1 Mayıs 1944 Kırşehir doğumlu ama Milaslı. Milas Örenli.
Ören’de yaşayan, Ören’e, Milas’a, bulunduğu her yere değer katan bir hemşerimiz.
İhsan Küçüktaş’ı 2 Haziran 2026 Salı günü kaybettik. Coşkuyla sürdürdüğü yaşamıyla hep örnek bir kişi olarak anımsanacak …
Eşi, kızları, torunları, kardeşleri, damatları, arkadaşları, dostları, tüm sevenlerinin katılımıyla çok kalabalık bir törenle uğurladık onu. Kalabalık, hüznümüzün gerisinde …
İlk tören, Ören Yalı Caddesi üzerindeki evinin önünde, pırıl pırıl bir gökyüzü altında, adeta ona saygı duruşundaki dalgasız denizin yanıbaşında ve kocaman yemyeşil bir dut ağacının gölgesinde yapıldı. Hatıralar dile geldi, gözyaşları döküldü, dualar okundu ve ille de sessizlikler …
Elbette hep olduğu gibi her ölüm erken ve hiçbir sabır dileği, dönüşü olmayan yolcuyu uğurlamanın acemiliğini gideremiyor. Sözler yetmiyor. Sessizliklerde hissedilen boşluk halleri ve ille de dolan gözler … Gözlerimizin başka işi gücü yok mudur diye düşünürüm bu gibi anlarda, boşlukları doldurabilmeleri mümkün değildir çünkü yaşlarla …
Yinelemeliyim: Dün Ege Denizi’nin bütün efendiliği üzerindeydi yine. Dikkat çekiciydi. Çakıllar dolusu maviydi Ege, Gökova körfezinde.
Sadece bu maviyi yazmış olmakla bile yetinebilirdim. Ama veda töreni sırasında yapılan bir konuşmayı aktararak veda etmeliyim …
“Beni hiçbir zaman damat olarak görmedi, arkadaş olarak gördü … Hepimiz, iyi bir insanı, iyi bir dostu kaybettik bu anlamda, ben bir kayınpederin ötesinde bir arkadaş kaybettim. Bu anlamda gerçekten çok derin bir üzüntü içindeyim” diyen, 2009 – 2024 yılları arasında üç dönem Milas Belediye Başkanlığı yapmış olan Muhammet Tokat’ın, Ören mezarlığındaki defin işlemi sonrasında yaptığı içtenlikli konuşmasını da paylaşmalıyım …
Muhammet Tokat, konuşmakta zorlanarak da olsa bir bilgilendirme ve teşekkür konuşması yapacağını belirterek başladığı sözlerini, “Umuyorum ki bunu yapabilirim” diyerek ve konuşması sırasında dura yutkuna şöyle sürdürdü:
“İhsan Babamız, İhsan Küçüktaş 1 Mayıs 1944 Kırşehir doğumludur. 8 çocuklu ailenin en büyük evladıdır. Hayatı, tırnaklarıyla kazıyarak yaşamıştır. Kardeşlerine kol kanat geren vefalı ve alçak gönüllü bir kişiydi kendisi. Nerelisin diye sorduğumuzda, aidiyet hissedeceği kadar uzun süre bir yerde kalmadığı için, bu soru karşısında zorlanırdı. Özellikle hayatının ilk dönemlerinde Kırşehir, Antakya, Ankara vesaire, daha sonra meslek icabı Korkuteli, Söke, Nazilli, Milas, bu bölgelerde genelde bulunmuş, soruya cevap veremediği için de, ‘Ben Örenliyim’ der çıkardı. Ve ciddi anlamda bir Ören aşığıydı. Emekli banka müdürüydü. Görev yaptığı yerlerde, işini iyi yapması vesilesiyle hem aile olarak hem de kişisel olarak sağlam dostluklar kurmuş ve her gittiği yerde, uzun yıllara dayanan dostluklarını sürdürdüğü sağlam ilişkileri vardı. Sosyal olarak çok iyi bir insandı. Herhangi bir kişi hakkında kötü düşündüğünü, kötü bir laf ettiğini ben hiç hatırlamıyorum. Bu anlamda çevresinde sevilen, herkese saygılı bir tarzı vardı. Otuz beş yıla yaklaşan bir birlikteliğimiz var, ben hiç ağzından kötü bir söz duymadım. En ağır lafı, kendisiyle özdeşleşmiş: ‘tahta kafa’dır. Bunu da bir küçültücü ya da eleştirici tarzda değil bir babacanlık ve bir sevgi dili içerisinde söylerdi. Başarılı bir bankacıydı ama benim gözümde onu daha değerli kılan emeklilikten sonraki düşünce, araştırma, verimlilik ve bu anlamdaki gayretleriydi. Okumaya ve tarihe çok meraklıydı, Osmanlı dönemi ve öncesindeki Türk tarihi ile ilgili çok derin araştırmaları vardı. Beylikler dönemi ve Selçuklular dönemi ile ilgili profesör seviyesinde bir yere ulaştığını söyleyebilirim. Bu anlamda da yazdığı ve yayınladığı üç kitabı vardı. Beni hiçbir zaman damat olarak görmedi, arkadaş olarak gördü. Benim de okuma yönümü bilirsiniz ama onunla konuşmalarımızda okuma daha da perçinlendi, tarihe ilgim ve sevgim daha da arttı ve bu anlamda da çok şey paylaştığımızı ve ondan çok şey öğrendiğimi sizlere söyleyebilirim. Ayrıca, evinin arkasında küçük bir atölyede bölgemizin tarihi eserlerinin ve tarihi mekanlarının maketlerini, titizlikle, oya işler gibi yapardı ve bu anlamda da çok şey üretti ve sanırım şu anda iki yerde de o ürettiği eserler sergilenmekte. Onları da herhangi bir karşılık beklemeden belediyelerimize veya ilgili yerlere bağışladı. Dediğim gibi insan ilişkileri çok iyiydi, iyi bir insandı, herkesin hakkını rahat rahat helal edeceği bir insandı. Aslında, bundan dokuz ay öncesine kadar çok canlıydı, hatta torununun düğününde etraftan herkes bana, ya kayınpederin ne genç ne enerjik, keklik gibi oynuyor, sekiyor diyorlardı. Ama ne olduysa ondan sonra üç dört ay içerisinde birden bir rahatsızlık sürecine girdi, gidilmeyen yol kalmadı, üç defa Yücelen’de yattı, iki defa Aydın Üniversitesi’nde yattı, belki yaklaşık on defa Acıbadem’de yattı. Bayramda kötüydü, Acıbadem’e kaldırdık, bir gün sonra yoğun bakıma aldılar, evvelsi gün de entübe oldu, maalesef dün kaybettik. Hepimiz, iyi bir insanı, iyi bir dostu kaybettik bu anlamda, ben bir kayınpederin ötesinde bir arkadaş kaybettim. Bu anlamda gerçekten çok derin bir üzüntü içindeyim. Gelen bütün dostlarımıza, eşi, çocukları, torunları, kardeşleri, herkes adına yürekten teşekkür ediyoruz. Allah hepinizden razı olsun. Gelemeyenler, gelmek isteyip de bu anlamda buraya ulaşamayan bütün dostlarımızdan da Allah razı olsun. Allah rahmet eylesin, toprağı bol olsun, nur içinde yatsın. Hepimizin başı sağ olsun.”
…
3 Haziran Çarşamba günü, Gökova körfezinin kıyısında bir güzel insana veda ettik.
“Mızrağın Ucundaki Altın Horoz / Bir Keramos (Ören) Masalı” (2008) “Sodra’nın Ağıtı / Menteşe Oğulları Beyliği” (2010) ve “Kurdular M’ola Çadırları Çemen’e” (2018) kitaplarının yazarı İhsan Küçüktaş’a veda ettik.
Çok sık kullandığımız bir sözümüzdür, sevdiklerimize ‘yüreğini ferah tut’ deriz … Ama bu sözümüzü tutabilmenin çok zor olduğu, doğrusu ya ipin ucunu kaçırdığımız, gerçekten ‘tutabilene aşk olsun’ dedirten anlar yaşarız ve çok iyi anlarız ki, yüreklerimizi ferah tutmak kolay iş değildir.
Her zaman, ‘geçen zaman’ yetişebilirse yetişir imdada … O da bir yere kadar. Nereye kadar derseniz, bir yanıtım yoktur.
Evimizin Milas’a açılan kapısının kenarında, onun elleriyle, emekleriyle yaptığı, kapağı Gümüşkesen Anıt Mezarı olan ‘Anahtarlık’la birlikteliğimiz sürecek.
Anılarımızın anahtarları hep içinde …
Eşim Ayşegül’le birlikte bana, ÖNDER gazetesi yıllarımızda başlayan muhabbetimizle beslenen haberler, kitaplar, yazılar, saygılar ve sevgilerimizle selamlıyoruz İhsan Abimizi … Ailesine, yakınlarına, sevenlerine, Ören’e, Milas’a başsağlığı ve sabır dileklerimize tutunmaya çalışarak …




