Dr. Gülçin Itırlı Aslan
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Bir insanın sevdiği birine bakması kadar kıymetli, aynı zamanda yorucu çok az görev vardır. Yaşlanan bir anneye, yatağa bağımlı bir babaya, özel gereksinimli bir çocuğa, ağır hastalıkla mücadele eden bir eşe ya da yakın bir akrabaya bakım vermek çoğu zaman sevginin, vicdanın ve sorumluluğun bir sonucudur.
Ancak madalyonun görünmeyen bir yüzü vardır.
Bakım veren kişi zamanla kendi ihtiyaçlarını unutmaya başlar. Önce bir kahve molası ertelenir, sonra bir arkadaş buluşması iptal edilir, ardından sağlık kontrolleri ihmal edilir. Gün gelir, bakım verilen kişinin ilaç saatleri ezbere bilinirken, bakım veren kişi kendi yaşamını hatırlamakta zorlanır.
İşte uzmanların “Bakım Veren Sendromu” ya da “Caregiver Sendromu” olarak adlandırdığı durum tam da burada ortaya çıkar.
Bakım veren sendromu bir hastalık değil, uzun süreli fiziksel, duygusal ve zihinsel yükün oluşturduğu bir tükenmişlik halidir. Kişi kendisini sürekli yorgun hisseder. Uyusa da dinlenemez. En küçük olaylara karşı tahammülü azalır. İçten içe öfke duyar, ardından bu öfke nedeniyle suçluluk hisseder. Çoğu zaman çevresine güçlü görünmeye çalışırken kendi içinde sessiz bir mücadele verir.
Toplumumuzda özellikle kadınlar bu yükü daha fazla taşımaktadır. Anne, eş, kız evlat ya da gelin rolü üstlenen birçok kadın, yıllarca ailesinin yükünü omuzlarında taşırken kendi ruhsal ve fiziksel sağlığını ikinci plana atmaktadır.
Oysa unutulan önemli bir gerçek vardır.
Tükenen bir insan başkasına uzun süre destek olamaz.
Uçak yolculuklarında yapılan güvenlik anonslarında önce kendi oksijen maskenizi takmanız söylenir. Çünkü nefessiz kalan bir kişinin başkasına yardım etmesi mümkün değildir. Hayat da aslında böyledir. Kendini ihmal eden bakım veren kişi zamanla hem kendi sağlığını kaybeder hem de bakım verdiği kişiye yeterince destek olmakta zorlanır.
Bakım veren sendromunun belirtileri arasında sürekli yorgunluk, uyku bozuklukları, unutkanlık, kaygı, umutsuzluk, sık ağlama isteği, sosyal hayattan uzaklaşma ve çeşitli fiziksel ağrılar yer alabilir. Kimi zaman kişi kendisini yalnız hisseder. Çevresindeki insanlar onun ne kadar ağır bir yük taşıdığını fark etmez. Çünkü bakım vermek çoğu zaman alkışlanmayan, görünmeyen ve sessizce sürdürülen bir emektir.
Peki ne yapılabilir?
Öncelikle yardım istemekten çekinmemek gerekir. Her yükü tek başına taşımaya çalışmak bir erdem değil, bazen kişinin kendisine yaptığı bir haksızlıktır. Aile bireylerinin sorumluluğu paylaşması, sosyal destek alınması ve mümkün olduğunca kişinin kendisine zaman ayırması önemlidir.
Kısa bir yürüyüş, sevilen bir kitap, dostlarla yapılan bir sohbet ya da sadece sessizce içilen bir fincan çay bile ruhun nefes almasına yardımcı olabilir.
Bakım veren kişiler çoğu zaman “Ben dayanırım” diyerek yola devam ederler. Ancak insan dayanıklı olduğu kadar kırılgandır da. Güçlü olmak, yorulmadığını göstermek değildir. Gerektiğinde dinlenebilmek, destek isteyebilmek ve kendi ihtiyaçlarını fark edebilmektir.
Bugün çevrenize dikkatlice bakın.
Belki bir annenin, bir eşin, bir evladın ya da bir komşunun omuzlarında görünmeyen bir yük vardır.
Bazen bir insanın ihtiyacı olan şey sadece “Sen nasılsın?” sorusudur.
Çünkü bakım verenlerin de bakıma, ilgiye ve anlayışa ihtiyacı vardır.



