12 Eylül Salı günü Akbelen Ormanı nöbet alanındaki çadırlar ve konteynırın kaldırılması olayıyla ilgili ‘delil tespiti’ sonrasında bir açıklama yapan Av. Arif Ali Cangı, keşif sırasında en doğal taleplerini yerine getirmekte bile zorlanan “mahkemenin ciddi baskı altında olduğu” yönündeki izleniminin altını çizerek ekledi:
“Bu ülkede hukuk olacaksa, önce Akbelen’de olması lazım!”
A.Kemal KAŞKAR –
12 Eylül Salı …
Akbelen Ormanı nöbet alanı, 12 Eylül 2023 Salı günü sabahı, Jandarma destekli bir müdahaleyle boşaltıldı. O sırada nöbet alanındaki bir kişi gözaltına alındı ve ‘özel mülk’ olup “Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği”ne (KARDOK) kullanım izni verilmiş olan alanda bulunan çadırlar ve konteyner, içindeki eşyalarla birlikte kaldırıldı. Aynı gün içinde mıcır dökülen ve YK Enerji’ye ait olduğu iddia edilen bir de konteynır konulan alan ‘karakol bölgesi’ olarak ilan edildi.
“İddialar asılsız!”
Peşpeşe bir dizi gelişmenin yaşandığı gün içinde konuyla ilgili olarak Muğla Valiliği’nden yapılan ve ‘nöbet alanındaki ağaçların kesileceği’ yönündeki haberlerin asılsız olduğuna da dikkat çekilen açıklamada; arazi sahibi Hasan Demir’in (93) başvurusu üzerine “arazi üzerinde izinsiz olarak kurulan konteyner ve çadırların Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ve Milas Kaymakamlığı görevlileri tarafından tahliye edildiği” belirtilirken, arazi sahibi Demir de; Milas Kaymakamlığı’na dilekçeyle başvurarak, Valilik açıklamasında öne sürüldüğü gibi herhangi bir ‘başvurusu’ olmadığına, aksine, açıklamaya konu olan 455 nolu parselin kullanım haklarını KARDOK’a devrettiğine dikkat çekip “Bu kullanım hakkını sonlandıracak hiçbir yazılı veya sözlü beyanım bulunmamaktadır. Buna karşın Jandarma’nın, sahibi bulunduğum arsadaki özel eşyaları boşaltması, bu alana girişe izin vermemesi hangi gerekçeye dayanmaktadır? Jandarma tarafından, alanın boşaltılmasını talep eden bir yazıya imza attığım iddia edilmiştir. Bu iddia asılsızdır” diyerek, açıklama talebini ve itirazını dile getirdi.
‘Delil tespiti’ talebiyle …
Bu arada, Dernek Avukatı Arif Ali Cangı tarafından, aynı gün, Milas Sulh Hukuk Mahkemesi Yargıçlığı’na yapılan, dernek ile mülk sahibi arasındaki bedelsiz yararlanma hakkı sözleşmesine göre, Milas Ikizköy Mahallesi Akbelen mevkiindeki 455 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki derneğe ait eşyaların tahliye işlemiyle ilgili olarak, “mahallinde bilirkişi keşfi ile tanıklar da dinlenmek suretiyle delil tespitinin yapılması” istemli başvuru üzerine keşif çalışmasının 14 Eylül Perşembe günü yapılacağı duyuruldu.
13 Eylül Çarşamba …
Gelişmelerle ilgili olarak İkizköy Çevre Platformu’ndan 13 Eylül Çarşamba günü yapılan açıklamada ise, “12 Eylül sabahı kolluk güçlerinin hukuka aykırı müdahalesi ile iznini alarak kurduğumuz ve 2 seneyi aşkındır sürdürdüğümüz özel arazideki nöbet alanımız; içindeki çadırlarımız, konteynerimiz, tüm kişisel eşyalarımız boşaltıldı ve yerine geçici karakol kuruldu. Bu sırada tarla sahibi köylümüz de dahil olmak üzere hiç kimse alana alınmadı. Girmek isteyenlere müdahale edildi. Geceyi nöbet alanının girişindeki polis bariyerinin önünde geçirdik. Nöbeti, direnişi bırakmıyoruz. Hiçbir hukuksal dayanağı olmayan bu işlemlere ilişkin delillerin kaybolmadan tespit edilmesi için yaptığımız başvuru kabul edildi. Akbelen nöbet alanı, yürüttüğümüz mücadele için önemli bir simge. Direnişin bundan sonraki süreci için nöbet alanına sahip çıkmak, baskıların, hukuksuzlukların karşısında hep birlikte durmak zorundayız. Direniş alanımızı terk etmemizi isteseler de gitmeyeceğiz, bu toprakları terk etmeyecek, mücadeleden vazgeçmeyeceğiz! Herkesi, haklılığını ve direnişin gücü ile umudunu korumaya, Akbelen’e sahip çıkmaya, dayanışmaya çağırıyoruz. Gerçekleri hep birlikte gösterelim, umudumuzu, direncimizi birlikte koruyalım. Biz vazgeçmedik! Her yer Akbelen her yer direniş! #AkbeleniTerketmiyoruz” denildi.
14 Eylül Perşembe …
Keşif heyetinin gelmesi öncesinde, çevresi bariyerlerle çerçevelenen direniş nöbeti alanının yanında toplanan ve aralarında, nöbet alanının sahibi ve yakınları ile Akbelen ormanlık alanında mülklerini satmayıp direnen vatandaşlar başta olmak üzere, aralarında CHP Muğla eski Milletvekili Burak Erbay, TİP, Sol Parti, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Milas ilçe yöneticilerinin de bulunduğu yaklaşık 100 kişilik topluluk, “Akbelen’i terketmeyeceğiz” sloganları atarak, yapılan hukuksuzlukları hukuk yoluyla aşmaya, Akbelen direnişini sürdürmeye kararlı olduklarına dikkat çeken açıklamalarda bulundular.
Keşif heyetinin saat 15:30 sıralarında alana girmesiyle birlikte KARDOK Başkanı Necla Işık ve Dernek Avukatı Arif Ali Cangı da alana alındı. Ancak dosyada yetkili avukat olarak adları geçen Av. Pınar Gayretli ile Av. Ayşe Yaka engellendiler. Bunun, ‘yeni ve çok büyük bir hukuk problemi’ olduğuna dikkat çeken avukatlar, “Bu, hukuka aykırı bir emir. Jandarma’nın burada bulunması suç. Dosyanın avukatını dosyayla ilgili işlemin yapıldığı yere almıyorlar. Bu, hukuksuzlukta gelinen son nokta!” diyerek, durumu bir tutanakla belgelediler.
Bu sırada, bir süredir evlerine ya da yakınlarının yanına gidiş gelişlerinin güçleştirildiğinden şikayetçi olan ve dolayısıyla keşif çalışmasına alınmalarını isteyen, başta Hasan Demir’in yakınları olmak üzere girişe kapatılan bölgede mülkleri olan vatandaşlar olup bitenlere, “Yolu açın. Orman nerde tarla nerde gösterelim? … Büyüklerimiz buraları bize eziyet edilsin diye mi aldılar? Keşke almasalardı bu toprağı … Hani adalet mülkün temeli, köylü milletin efendisiydi? Bu sözlerin hiçbir değeri kalmamış, bitmiş. Akbelen’de ne adalet mülkün temeli ne de köylü milletin efendisi! … Evimize tarlamıza geçemiyoruz, böyle adalet mi olur ya!” gibi sözlerle tepkilerini dile getiriyorlardı.
“Yazıklar olsun”
Babası “içerde” olan bir vatandaş, an itibariyle girişlerine izin verilmeyen alana kimlik kontrolü ve üst araması yapılarak girebildiklerine dikkat çekerek, “Babama bir şey olsa şu anda, Allah korusun kriz geçirse, şekeri yükselse, bir şey olsa bundan siz sorumlusunuz” diye haykırırken, sözlü tepkiler şöyle cümlelerle sürüp durdu:
“Kendi tapulu arazimize giremiyoruz, Jandarma önümüzü kapattı … Yukarıya, anamızın babamızın yanına giremiyoruz, ekmek su götüremiyoruz. Ekmek arabasını geçirmiyorlar. Annem alzheimer hastası, ekmek yapamıyor. Babam 95 yaşında. İnsanın değeri bu kadar düşmüş, hiç kalmamış … Bizi tarlalarımıza koymuyorlar … Babam ağlayıp duruyor, ‘keşke bu toprağı almayaydım’ diye. Biz de ona bakıp bakıp ağlıyoruz, ağlaşıyoruz, morallerimiz çok bozuk … Bu toprakları nasıl aldık biz, her yerlerimiz yama yama yama, şimdi aç mı kaldınız susuz mu kaldınız diye soran eden yok … Niye oluyor bunlar? Bir avuç kömür için … Yazıklar olsun …”
Keşif aracı hızla uzaklaştı …
Saat 17 sıralarında keşif çalışmasının sona ermesinin ardından heyeti taşıyan minibüsün alandan çıkması için jandarmanın kalkanlı barikatı açtığı sırada, alana alınmayan Avukat Pınar Gayretli, yanında ik-üç mağdur özel mülk sahibi vatandaşla birlikte keşif heyeti ile görüşmek için minibüse doğru yöneldiğinde minibüs aniden hızlandı ve o hızla çok tehlikeli bir şekilde anayola çıkarak Milas’a yöneldi.
Bu sırada vatandaşlar tarafından “Akbelen’i terketmeyeceğiz” sloganları ve alkışlarla karşılanan Necla Işık ve Av. Arif Ali Cangı, son duruma ilişkin açıklamalarda bulundular.
“Bizi ordan atmış olabilirler, tarlada duracağız, ordanda mı attılar, evlerimizin yanında duracağız. Bizi bu mücadelemizden vazgeçiremeyecekler”
12 Eylül sabahı 10-12 saatleri arasında, öncesinde ne dernek olarak kendilerine ne de mülk sahibine herhangi bir tebligat yapılmadan iki senedir ormanı koruma nöbeti tutulan alanın basıldığını ve oradaki eşyaların, çadırların, konteynırın götürüldüğünü belirterek sözlerine başlayan Necla Işık, “Az önce keşif yapıldı, delil tespiti için. Avukatlarımız buradaydı. İki Avukatımız keşfe alınmadı. Tarla sahibi alınmadı içeriye. Dernek yönetim kurulundan başkan olarak sadece ben alındım. O da, oradaki eşyaların hiçbiri yok şu anda ve orayı tanıyamadım. Şirkete ait kamyonlar çakıl döktü oraya ve konteynır konulmuş. Alan çok değişmiş, hatırladığım kadar, üç aşağı beş yukarı neyin nerde olduğunu söyledim. 2021 yılından bu yana burada nöbet tutuyorduk, Orman idaresinin şefleri devamlı gelip sınır belirliyordu ve biz tapulu arazide duruyorduk dedim ve herşey orda tespit edildi. Karar, umarım, Hakime vicdanıyla ve duygularıyla verilir. Gördü çünkü oradaki durumu. Ve şunu da söylemek istiyorum, oraya gelen konteynırların Yeniköy Kemerköy’den geldiğini biliyorduk ama üzerinde onun küçük etiketini gördük. Fotoğrafını çektim ben ama fotoğrafı sildirdiler. Yani burada yukarıda bir karakol kurulmuş, ismi de ‘Milas Kaymakamlığı İkizköy … Şurda bir karakolumuz vardı, ‘Gereme Karakolu’, ben dedim ki yukarıda, keşke dedim burayı bu hale sokacağınıza oradaki karakolu canlandırsaydınız dedim. Biz buraya çıkmak istiyoruz, çünkü burası tapulu arazi dedik. Mücadelemiz, direnişimiz devam edecek. Bizi ordan atmış olabilirler, tarlada duracağız, ordanda mı attılar, evlerimizin yanında duracağız. Bizi bu mücadelemizden vazgeçiremeyecekler. Mücadelemiz; toprak, hava, su, yaşam mücadelesidir, insanca onurlu yaşam mücadelesidir.”
“12 Eylüllerden kurtulmadan bu ülkede hiçkimseye rahat yok”
Necla Işık’ın ardından açıklamalarda bulunan Av. Arif Ali Cangı ise sözlerine, 12 Eylül’ün 43’üncü yıldönümünde Akbelen’de “12 Eylül’e yakışan bir müdahale” yaşandığını belirterek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Burda 12 Eylül Salı günü yaşananların delil tespitini yaptırmaya çalıştık. Ama burda gerçekten Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kanunları, anayasası uygulanmıyor. Burda başka bir hukuk uygulanıyor. Jandarma başka bir hukuk uyguluyor, Orman işletmesi başka bir hukuk uyguluyor, Kaymakamlık ayrı bir hukuk, Valilik ayrı bir hukuk uyguluyor. Yani hukukun h’si yok burda. Zira ben bir avukatım, bir işlem yaparken, önce bir hazırlık yaparım. Duruşmaya girerken, keşif için … Keşiften önce buraya geldik, Jandarma bizi içeri sokmadı, avukat olduğumuz halde. Bununla kalsa iyi; içeriye, yetki belgesi olan iki avukat arkadaşımız alınmadı. Türkiye Barolar Birliği, Barolar; buna ses çıkartın, avukatlık mesleğinin onuru zedelendi bugün burda. Evet, içeri girdik, içerde tutanağa yazdırdım, adeta düşman işgalinden kurtarılmış bir alan görüntüsü vardı. Oraya konulan konteynır, üzerinde bayrak dalgalanan konteynırla, yere dökülen mıcırla bu görüntü verilmeye çalışılıyordu. Ancak, konteynırın üzerinde Yeniköy-Kemerköy yazıyor. Numarasını da vereyim, tutanağa geçirdik: 703384, barkotu da var, fotoğraf çekmemize izin verilmedi. Mahkemeden talep ettik, mahkeme, dava konusu, delil tespiti konusu değil diye reddetti. İçerde, içeriyi çok değiştirmişler arkadaşlar ve işin traji-komik yanı, delil tespitine müdahil olan, müdahil olma talebinde bulunan Milas Kaymakamlığı, Muğla Valiliği ve Orman Genel Müdürlüğü vekili, duymuşlar haberlerden burda keşif yapılacağını, buraya geldiler, vekilleri geldi. Müdahale talebinde bulundular. Oysa biz, delil tespiti dilekçemizde taraf göstermemiştik. Çünkü kimin yaptığını bilmiyorduk. Kimin yaptığı ortaya çıkacak, onun üzerine biz dava açacaktık. Bu delil tespitiydi, ama onlar öğrenmişler, kendilerini gösterdiler, kimlerin sorumlu olduğu ortaya çıktı. Milas Kaymakamlığı, Muğla Valiliği, Orman Genel Müdürlüğü. Tek eksik kalan, Jandarma Genel Komutanlığı. O da gelseydi tam olacaktı. Ve tutanakta da göreceksiniz, Orman Genel Müdürlüğü, Muğla Valiliği ve Milas Kaymakamlığı vekilleri, sözümona Orman Kanunu’na muhalefet ettiğimiz için burayı kaldırdıklarını söylediler. Biz de dedik ki; Orman mı kaldı! Burda orman denilen şey, onu da biz koruduk zaten, biz olmasaydık onu da keseceklerdi. Tüm Türkiye insanının görmesi gerekiyor. Lütfen, Akbelen Ormanı’nda orman görüntüsü kaldı mı? Bu ağaçları, İkizköy direnişçileri, Akbelen direnişçileri korudu. Onlar olmasaydı bunlar da gidecekti. Bunları koruduğumuz için ordan atıldık biz. Şirketin ihtiyacı olacak, bunları da kesecekler. Sonuçta bu bir delil tespitiydi, yapabildiğimiz kadar yaptık. İzlenimimi söyleyeyim: Mahkeme ciddi baskı altında. En doğal taleplerimizi dahi yerine getirmekte zorlandı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda, ‘keşfi hakim, duyu organlarından yararlanarak yapar’ der. Yani hakim görecek, gördüğünü yazacak. Duyacak, duyduğunu yazacak. Hissettiğini yazacak … Necla’nın ağlamasını görmedi, ordaki etiketi görmedi … Son sözüm, burası bir turnusol kağıdı, bu ülkede hukuk olacaksa önce Akbelen’de olması lazım. Akbelen’de hukuku gerçekleştiremezsek, bu ülkenin, bu ülkede yaşayan hiç kimsenin hukuksal güvenliği yok. Burası çözülemezse, görevlendirilen jandarmanın da hukuki güvenliği yok, hiç kimsenin hukuki güvenliği yok. Bu ülke topraklarındaki hiçbir ağacın güvenliği yok. Hiçbir börtü böceğin güvenliği yok. Geleceğin güvencesi yok. O nedenle siyasetiyle, hukukuyla, toplumsal hareketleriyle herkesi Akbelen’e sahip çıkmaya çağırıyorum. Burda T.C. Anayasası ve hukuku yerle bir edilmiş vaziyette. Burda yeniden 12 Eylül yaşandı. ‘12 Eylülü aşacağız’ derken yeşerdi burda yeniden 12 Eylül. 12 Eylüllerden kurtulmadan bu ülkede hiç kimseye rahat yok. Herkesi duyarlı olmaya çağırıyorum” dedi.




