‘18 Mayıs Uluslararası Müzeler Günü’ etkinlikleri kapsamında MİTSO Toplantı Salonu’nda düzenlenen konferansta, ülkemizin en fazla kazı alanı olan ili Muğla’da çok yönlü potansiyelleriyle dikkat çeken ilçemizin şu zenginliğine dikkat çekildi:
“Milas Türkiye’de en çok arkeolojik kazı yapılan ilçe!”
A. Kemal KAŞKAR –
‘18 Mayıs Müzeler Günü’ dolayısıyla ilçemizde 18 Mayıs’ı da içine alan hafta boyunca düzenlenen program kapsamında 20 Mayıs Salı günü MİTSO toplantı salonunda Arkeolog Gülşah Putgül Kaçar’ın “Çizgilerle Milas” adlı Resim Sergisi açılışının sonrasında saat 14’te başlayan “Kültürel Miras ve Toplumsal Dönüşüm: Arkeolojik Hafızayla Geleceği Kurmak” başlıklı konferansta ilçemizde 6 bölgede sürdürülen arkeolojik kazı çalışmalarıyla ilgili bilgilendirmelerde bulunulurken, her geçen gün artan bu zengin kültürel hafızanın turizme olası olumlu etkilerine dikkat çekildi.
Milas Müzesi görevlisi Arkeolog Arzu Çağlar’ın davetiyle saygı duruşunda bulunulup İstiklal marşımızın söylenmesiyle başlayan programda daha sonra Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un mesajının okunmasının ardından Milas Müze Müdürü Ali Yalçın bir konuşma yaptı.
Konuşmasında, müzelerin sadece geçmişin sergilenmesinde değil geleceğin de şekillendirilmesinde ektin bir rolü olduğuna dikkat çeken Yalçın, bu anlayışla Mayıs ayı boyunca müzeleri toplumla buluşturan yoğun bir etkinlik programının gerçekleştirildiğini belirtti.
‘Yapay Zeka Tabanlı Otomatik Mimari Semantik Sınıflandırma Modülü’
Konferans konuşmalarına geçilmeden önce, Milas Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yönetici, öğretmen ve öğrencileri tarafından Muğla İl Kültür Turizm Müdürlüğü, Milas Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile Milas Müze Müdürlüğü işbirliği ile gerçekleştirilen ve ‘Kültürel mirasın dijital dönüşümünü hedefleyen Teknorasyon Projesi’ni hazırlayan öğrencilere Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Böke, Belediye Başkanı Fevzi Topuz ve Milas Müzesi Müdürü Ali Yalçın tarafından belge ve ödülleri verildi.
TÜBİTAK ve TEKNOFEST proje önerileri kapsamında başlatılan ‘Yapay Zeka Tabanlı Otomatik Mimari Semantik Sınıflandırma Modülü’ başlıklı bu çalışmanın patent başvurusununsa ‘Yenilik, Buluş Basamağı ve Sanayiye Uygulanabilirlik’ adımlarını geçerek tescil edildiği bildirildi.
“Kültürel Miras ve Toplumsal Dönüşüm: Arkeolojik Hafızayla Geleceği Kurmak”
Ve konferans, Euromos Kazı Başkanı Doç. Dr. Abuzer Kızıl’ın “Euromos’ta son yıllarda yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları” başlıklı sunumuyla başladı.
Euromos’un, arkaik dönemde bölgemizde çok önemli bir merkez olduğunu, 2011’den bu yana, Zeus Tapınağı, Kilise, Güney Sur Duvarları, Güney Sur Duvarı üzerindeki Kapı, Güney Nekropol, Tiyatro, Hamam, Kuzey Sur Duvarı ve Güneybatı Yuvarlak Sur Kulesi’nde kazı ve restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğünü, bu çalışmalar sırasında sürpriz sayılabilecek buluntulara ulaştıklarını belirten Doç. Dr. Kızıl, bunlar arasında 4’üncü yüzyıl sonu ya da Helenistik dönemin başına tarihlenebilecek iki heykeli örnek verdi.
‘Euromos Antik Tiyatrosu’
Konuşmasında, yol kenarlarına tabela dikilmesi ve bir dönel kavşak yapımı konularının karayolları mevzuatına takılıp kaldığını, ayrıca gerekli kamulaştırmaların bir türlü yapılamadığını dile getirdikten sonra, 2 bin 500 kişilik amfi tiyatronun oturma bölümlerinin bir hafta on gün içinde hazır hale geleceğini söyledi ve Belediye Başkanı Topuz’un da mekanın etkin bir şekilde kullanımına ilişkin sözlerinden hareketle ‘Euromos Antik Tiyatrosu’ için kapsamlı bir açılış programı düşünüldüğü belirtildi.
Bağlı olarak, Agora’daki çalışmalardan da söz eden Kızıl, “Antik tiyatrodaki programlara katılanlar, agorada satılacak zeytin, zeytinyağı gibi birçok yöresel ürünü de temin etme imkânı bulacak, belki gözleme de yiyebilecek” dedi.
Doç. Dr. Abuzer Kızıl, konuşmasının son bölümünde Agora’da sürdürdükleri çalışmalar sırasında Labrysli Kandil ile bin 700 yıllık bir de anahtar ve ayrıca tapınaktan tiyatroya giden kapının eşiğindeyse saç tokası ve sikkeler bulunduğunu, Roma Hamamı’nda ve surların düzenlenmesi çalışmalarınınsa sürdüğünü belirtti.
En büyük sorun ‘kamulaştırma’ …
İasos Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Asuman Baldıran, “İasos kazı çalışmaları ve projeleri” başlıklı sunumunda, 2018 yılından bu yana sürdürdükleri çalışmalarla ilgili bilgiler verdi. Halen agoradaki çalışmalarının devam ettiğini ve kuzey ve doğu stoasının bir bölümünün ayağa kaldırılması için proje hazırladıklarını belirtip en büyük sorunlarının ‘kamulaştırma’ olduğunu söyledi ve çalışmaları sırasında buluntular arasında birçok pişmiş toprak, taş, kemik, cam ve metal eserler ile çoğunluğu Roma ve Bizans dönemine ait olan sikkeler olduğunu sözlerine ekledi.
Bölgedeki her bir taş çok kıymetli …
Latmos ve Herakleia Antik Kentleri Kazı Başkanı Prof. Dr. Zeliha Gider Büyüközer, “Latmos ve Herakleia antik kentleri ile Kapıkırı Köyü özelinde kültürel mirasın dönüşümü” başlıklı sunumuna, ülkemizde en çok kazı çalışması yapılan ilçenin Milas olduğunu belirterek başladı ve antik dönemde Latmos’un iç Karya bölgesinin liman kenti olduğuna, Ortaçağ’a (bin 500’lere) kadar denizle bağlantısının sürdüğüne dikkat çekerek Latmos’un daha sonra 500 metre batıdaki yeni kent modeline daha uygun bir yer olan Herakleia antik kentine taşındığını söyledi.
Herakleia kent surlarının Akdeniz coğrafyasında en iyi korunmuş kent surları olduğunu, milattan önce 3’üncü yüzyılda her kentteki gibi Herakleia’nın da agora ve tiyatrosu bulunduğunu söyleyen Prof. Büyüközer, konuşmasının son bölümünde, Harekleia antik kenti üzerine kurulmuş Kapıkırı köyü ve köylüler ile ilgili bilgiler verdi. Bölgede 1950’lerden itibaren yapılaşmanın başladığını, 1970’lerden itibaren bunun yaygınlaşıp arttığını, bölgenin 1989 yılında ‘1’inci derece arkeolojik sit alanı’ olarak ilan edildiğini ve dolayısıyla çok gecikildiğini belirterek, “Latmos ve Herakleia antik kentleri, günümüzden 8 bin yıl önce başlayan bir kültürel miras olarak çok değerli bir bölge. Bölgedeki her bir taş çok kıymetli, biz bunu bölgede yaşayan vatandaşlara anlatmaya çalışıyoruz. Kazı bölgemizde prehistorik döneme ait Kaya Resimleri, Doğa Yürüyüşü, Kaya Tırmanışı ve Doğa-Çadır Kampı yoğun ilgi çekiyor” dedi.
Orhan Külliyesi uygulama projesi hazır …
Dr. Banu Büyükgün Çelebi’nin “Beçin Kalesi ve Ortaçağ Kenti kazı ve restorasyon çalışmaları”ndaki son durum üzerine yaptığı sunumunda, Prof. Dr. Kadir Pektaş başkanlığında, halihazırda; İç Kale, Anıt Mezar, İç Kale Doğu kısım, Narlı Sarnıç ve İç Kale Giriş Sarnıç, 4 türbe bulunan Beçin kazı alanında 1 No’lu Anonim Türbe ve Haziresi, 37 parselde bulunan Zaviye Merkezi, Şapel ve çevresi ile 54 parselde Kaya Mezarları’nda kazı çalışmalarının sürdürüldüğünü belirtti. Alanda ayrıca 4 çini seramik fırını bulunduğunu belirten Dr. Çelebi, önümüzdeki dönemlerde gerçekleştirilmek üzere, Orhan Külliyesi uygulama projesinin de aralarında olduğu projeler hazırlandığını sözlerine ekledi.
Bölge, 2010-12’de 1’inci derece arkeolojik sit ilan edildi …
Konferans’ta, verilen kısa aranın ardından başlatılan ikinci bölümde ilk sunum Doç. Dr. Hülya Bulut tarafından yapıldı. Doç. Bulut, “Sinuri Kutsal Alanı’nda süreklilik ve değişim” başlıklı sunumuna ‘değişenler ve değişmeyenler neler’ sorusuyla başladı. İlçemizin Kalınağıl köyü yakınındaki kutsal alanın, konum olarak Stratonikeia antik kenti ile Beçin arasında, Milas-Yatağan karayolu üzerindeki Tuzabat’ın bulunduğu tepenin güneyinde olduğunu belirten Bulut, alanda kazı çalışmalarına 2022 yılında başlandığını, 90’larda Doç. Dr. Abuzer Kızıl’ın bölgede yüzey araştırması yaptığını, 2010-12’de 1’inci derece arkeolojik sit ilan edilen bölgeyi, 2010-15’lerden sonra epigraf ve arkeologların ziyaret ettiklerini söyledi.
Konuşmasında, bölgeye ilişkin kayıtlı ilk araştırmanın 19’uncu yüzyıl sonlarında olduğunu, bu sırada düşülen bir notta, kazılara ‘sonbaharda başlanması’nın, köylülerin tarımsal faaliyet takvimleri bakımından ucuza çalıştırılmaları bakımından uygun olacağının ve kamulaştırma bedellerinin de çok düşük olduğunun altının çizildiğini söyleyen Bulut, “20’nci yüzyılın başlarından itibaren de bu alanda değişen hiçbir şey olmamıştır” dedi.
Sinuri Kutsal Alanı’nın, yazıt sayısı bakımından Labranda ile yarışır düzeyde olduğuna dikkat çekip herhangi bir adlandırma yapılmamış olan bölgeye kendisinin ‘Çamlıbelen Vadisi’ dediğini, buraya bir kutsal alan yapılmasının nedeniniyse, o dönemde ‘kayalara tapınma’ ile ilişkilendirererek, alandaki büyük kaya kitlesi olabileceğini söyledi.
Bölgeden buluntuları dört adet taş balta, bronz çağına tarihlenen seramik parçaları ve 4’üncü yüzyıla tarihlenen Hekatomnos’un katkılarına dair bir yazıtla örnekleyen Bulut, Hektomnos sonrası Mausolos döneminde Mausolos’un kendisinin değil ama kardeşleri Ada ve İdrius’un kutsal alana verdikleri desteğin altını çizerek, kutsal alanın en parlak döneminin bu dönem, yani 3’üncü ve 2’nci yüzyıllar olduğunu belirtti.
Labraunda’da son dönem …
Dr. İpek Dağlı, “Labraunda’da son dönem kazı ve araştırmalar” başlıklı sunumuna Labranda Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Olivier Can Henry’nin selamlarını ileterek başladı ve bölgede 2013-2017 yılları arasında yüzey araştırması ile başlayan yeni dönem kazı sürecinde günümüze dek yapılan ve süren çalışmaları özetledi.
Dr. İpek Dağlı, alandaki kazı çalışmalarının Hekatomnidler dönemi Stadion / Klasik, Hekatomnidler, Helenistik ve Roma İmparatorluk dönemleri Doğu Stoası / Maussollos ve Roma İmparatorluk dönemleri Teras 2 Stoası/Batı Kompleks / M.S. 1’inci yüzyıl Bizans dönemi Doğu Hamamı ve M.S. 1. Yüzyıl ile 3 ve 4’üncü yüzyıllara tarihlenen Roma Havuzu’nda sürdürüldüğünü söyledi.
Kırık çömleklere ya da yıkık duvarlara neden bakıyoruz?
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Bilgin Güner ise “Kültürdeki değişimin turizmdeki etkileri” başlıklı sunumuna, konferansın başından itibaren yapılan konuşmalarda gözümüzün önüne getirilen ve ‘kültür mirası’ dediğimiz “eserler”e, kırık çömleklere ya da yıkık duvarlara neden baktığımız sorusuyla başladı ve bunun bize, insanlığa, çok da uzak olmayan bir zaman dilimi içinde öğretildiğine dikkat çekerek , “Geleneksel toplumda duyarak inanma söz konusuyken, aydınlanma ile birlikte ‘göz-görmek’ öne çıkar, görerek öğrenme dönemi başlar. O nedenle bakıyoruz. Kültür, kültür turizmi, dolayısıyla kültürel miras olarak ortaya çıkan bu eserlere bakmak öğretiliyor bize. Bir dönem müzelerde sergilenen, anladığımız, anlamadığımız, bildiğimiz, bilmediğimiz eserlere, şeylere büyük bir sessizlik içinde, adeta dinsel bir ayindeymiş gibi bakılırken, şimdilerde müzelere yeni yeni foksiyonlar veriliyor. Günümüz kültürel sergilemelerinin rolüne ilişkin anlayışımız değişiyor, miras deneyimlerine daha fazla yer veriliyor” dedi.
Turizmin, önceleri ‘ılıca çevreleri’ ile başlayıp sonra sonra ‘deniz kenarları’ ile (ilk olarak ‘Manş Denizi’) anıldığı, 1950’lerden sonra ise adım adım tarihi eserlerin ‘miras’ olarak değerlendirilmesi ve koruma bilincine bağlı olarak ‘kültür turizmi’nin başladığı, bu alanda 1970’lerden itibaren bakış açısının değiştiği, ‘kültür turları’ olarak yaygınlaşıp yoğunlaştırıldığı, bu durumun, bir tür ‘Kültür Endüstrisi’ oluştuğu şeklinde değerlendirilebileceğini, böylece dünya çapında kültürel tüketimin arttığını belirterek, “Miras duygusu, 18 ve 19’uncu yüzyıllarda Avrupa’da ortaya çıkan ulusal kimliklerin ‘aydınlanma’ (modernite) sonrası deneyimini ve geçmişi, yeni ulusal bilinç biçimleriyle rasyonalleştirme çabalarını yansıtan modern bir olgudur. O dönemlerde arkeoloji ve mimarlıktaki gelişmeler, 19’uncu yüzyılda Batı Avrupa’da romantik edebiyatın da etkisiyle doğal çevre duyarlılığı gelişmeye başlamış ve nelerin miras olarak kabul edilip korunması gerektiği tartışılmaya başlanmıştır. Miras, geçmişe başvuran, günümüzdeki bir kültürel üretim biçimidir. Bütün bu kazılarla ortaya çıkardıklarınıza bir ilgi oluşturulmalı. Müzeler esnek olmalı, içinde her şey olmalı. Artık, ‘Deneyimsel Turist’ diyebileceğimiz, kültürle otantik bağlar kuran, kazı çalışmalarına katılan bir turistten, bir turizmden söz ediyoruz. Bu kadar şey ortaya çıkarıldıysa bunlar bir şekilde tüketilecek. Zaten bütün bunların kullanılması gerek. Koruma turizmle birlikte gerçekleştirilebilir” dedi.
Teşekkürler, çiçekler …
Sunuşların tamamlanmasının ardından Milas Müzesi Müdürü Ali Şahin tarafından konuşmacılara ve “Çizgilerle Milas” resim sergisi için Arkeolog Gülşah Putgül Kaçar’a teşekkür belgeleri ve çiçekler verildi.
“Milas Halılarında Hayvan Figürleri”
İlçemizdeki Müzeler Haftası etkinlikleri 23 Mayıs Cuma günü saat 14’te Uzunyuva Anıt Mezarı ve Müze Kompleksi’nde yapılacak olan “Milas Halılarında Hayvan Figürleri” sunumuyla tamamlanacak. Sunum, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas MYO Öğretim Görevlisi Berna Sevinç tarafından yapılacak.




