BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Bahçemizdeki Armut ağacına çok büyük saygı duyuyorum. Bahçenin en başarılı ağacı o. Çok başarılı. Tartışmasız böyle bu. Bu duygu ve düşüncemi yakın çevrem çok iyi bilir. Şunu hep söylemişimdir: Penceremden görünen en yakın komşum olduğu için, dünya işlerimizin döngülerinden çıkışta elimden tutup çekip çıkardığı çok olmuştur. Pek çok kez kurtarmıştır beni. Umutlandırmıştır. Yaşatmıştır. Çok severim kendisini.
Dört mevsim gözüm üzerindedir. O da bilir bunu, duyar, görür beni çünkü. En azından ‘hisseder’ diyebilirim rahatlıkla.
Bu tür bir ‘rahatlık’ olur mu diye düşünebilirsiniz? Düşünün bence …
…
Haziran, Temmuz, Ağustos … Zor aylar başladı Milas’ta. Ama Armut için sorun yok gibidir, havalar nasıl olursa olsun onun için hava hoş gibidir. Her yıl bu zamanlarda bu duruma şaşarım örneğin. O kadar hoş yaşar ki; gövdesi, dalları, yaprakları, meyvecikleri uyum içindedir … Şaşırılmayacak gibi değildir. İnsanın içinden gidip sorası geliyor: “Nasıl başarıyorsun bunu?” diye …
Dün akşamüstü yanından geçerken kendimi tutamadım: “Nasıl başarıyorsun bunu? Sırrın ne?” deyiverdim.
“Ne başarısı” dedi birden.
“Sır nedir ki?”
Armuttu konuşan.
Armut!
Armutla iletişime geçebilmiş olmam başlı başına bir mucizeydi belki ama o konuya hiç girmedim çünkü muhtemelen bana “Mucize de ne?” sorusuyla geri dönecekti … Sanki her şey olağanmış gibi sürdüremezdim bu mucizevi diyaloğumuzu: “Lafın gelişi canım” dedim, gülümsedim. O da gülümsedi ve “Hep böyle kal” dedi.
Sonra, özetle şunları söyledim ona:
Sana ‘meyve muamelesi’ yapmaktan çok ‘hafiften hakaret’ malzemesi görevi yükleyip kullandığımız çoktur. Her ne olmuşsa olmuştur, birine kızmışızdır ve genellikle arkasından ‘Armut!’ diye mırıldanırız. Birilerinin etkisizliğini, yetersizliğini, öngörüsüzlüğünü, saflığını ve daha kimbilir nelerini nelerini tarif etmek için kullanırız seni. “Armut gibi ortada kalmak!” deriz. “Armut gibi bakmak!” deriz. Biçimine de (çok özür dileyerek açıyorum parantez: ‘Bir tür biçimsizlik örneği olarak’ kapıyorum parantez) gönderme yaparız: “Armut kafa!” diyerek. Oysa sen, bizim birilerine laf yetiştirmek için aklımıza gelen olumsuzlukların hiçbirisin. Üstelik tadın da harika. İnsan insana ürettiğimiz, çözemediğimiz sorunlarımızdan kaçış için adlarını kullandığımız ne çok canlı var, düşünsene … ‘Eşek’ bunların en başında desek yanlış olmaz. Sen de sıralamada bir hayli yukarılardasın … Kabahat eşekler ya da sende değil elbette, bizde. Sorumlusu biziz. ‘Mutlak Butlan’ masallarıyla yatıp kalktığımız bir süredir seninle her göz göze gelişimde aklıma üşüşenlerin bir bölümünü sana anlatmam gerekiyordu. Can sıkıntılarımı, anlamakta zorlandığımız, sinirlendiğimiz, kızdığımız neler varsa işte …
…
(Olup bitenlerin içinde sık sık adımın geçiyor olmasından duyduğum özel rahatsızlıklarımı da dahil ederek … Kolaylıkla tahmin edebileceğinizi düşündüğüm, pek çoğu “kusura bakma ama” diye başlayan cümleler işte …)
…
“Anlıyorum seni” dedi bana.
Anladı beni.
Lafı hiç uzatmama gerek kalmadı. Anlayıverdi.
…
‘Armut piş ağzıma düş!’ konusunu sordu bu arada … “Nasıl çözeceksiniz bu sorununuzu” diye de ekledi …
Başka bir yazıya erteleyelim o konuyu deyip iznini istedim … Gülümsedi ve herkese selam söyledi.




