Süleyman GİRGİN / 27. Dönem Muğla Milletvekili –
1985 yılında yürürlüğe giren 3213 Sayılı Maden Kanunu, kararnameler, kanun değişiklikleri ve torba kanunlarla şu ana kadar 30 kez değişikliğe uğramış ve Maden Kanunu’nun bazı maddeleri üzerinde 31. değişikliği öngören yeni bir torba kanun TBMM’ne sevk edilmiştir.
30 kanun düzenlemesinde olduğu gibi üniversitelerin, sendikaların, meslek odalarının ve sektör bileşenleri ile toplumsal muhalefetin görüş ve önerilerini almadan demokratik katılımcılıktan uzak yapılan hiçbir düzenleme sorunları çözmeyecektir.
Meslek Odaları ve Üniversitelerin de sürece dahil edilmediği, uğruna savaşların çıktığı, silahların gölgesinde uluslararası anlaşmaların yaptırıldığı bir dönemde stratejik ve kritik madenlerimizin kamu eliyle işletilmesine ilişkin bir düzenleme yok. Yasanın bütününe bakıldığında çok uluslu şirketlerin ciddi etkileri olduğu çok açık.
Büyük fotoğrafta, bu yasa ile madenlerimizin emperyalist güçlerin ve uluslararası tekellerin eline geçebileceği anlamı çıkmakta olup kabul edilemezdir.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası’nın 2003 yılında yayınlamış olduğu ve 2019 ile 2025 yıllarında güncellediği madencilik politikaları ışığında “ülkenin kalkınmasını, toplumsal refahın artmasını” hedefleyen madencilik bilim ve tekniğine uygun, çevreye, işçi sağlığı ve iş güvenliğine duyarlı, ranta ve yandaşa dayalı olmayan eşitlik ilkesine uygun yeni ve daha kapsamlı bir ‘Maden Kanunu’dur aslında gerekli olan.
Zeytin ağaçlarının taşınması ve madencilik faaliyetleri sonrası, maden sahasının tekrar ağaçlandırılarak rehabilite edilmesi, geçmiş dönemde Yatağan ve Milas’ta pratiğe dökülmemiş bir uygulama da değil aslında. Bugün Yatağan’daki en büyük zeytin üreticisi Yatağan Termik Santrali’dir.
Evet enerjiye ihtiyacımız var, evet yenilenebilir temiz enerji kaynaklarına geçilmesi enerji üretim politikamız olmalı ancak, diğer taraftan enerji üretimi konusunda da dışa bağımlılığımız azalmalı. Bugün doğalgaz cari açığımızın önemli bir kısmını oluşturmakta ve bunun % 65’i de Rusya’dan satın alınmakta. Paris iklim antlaşması çerçevesinde, linyit kömürü ile elektrik üretim santrallerini kapatma kararı alan Almanya gibi bir ülke bile, Rusya her an vanaları kapatabilir endişesi ile 2038 yılına kadar çalıştırma kararı aldı. Maalesef “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” gibi bir durum var ortada.
İşin özüne ve tarihçesine baktığımızda; geçmişten günümüze, halkımızın madenciliğe bakışında önemli değişiklikler olduğu kesin. Geçmiş dönemlerde, bizim sendika başkanlığı yaptığımız dönemde, yani madenler ve santraller kamu eliyle işletiliyor iken, devlete bir güven vardı. Devletin kestiği parmak acımaz anlayışı vardı.
Şu anda Türkiye’de yapılmakta olan ve çoğu yandaş şirketler eliyle yapılan “vahşi madencilik” var. Doğayı, ekolojiyi tahrip eden, gözünü rant hırsı bürümüş, tam anlamıyla talana dönmüş madencilik faaliyetleri yürütülmekte. Ne insanı ne doğayı önemsemeyen bu anlayışın en çarpıcı örneğini Soma faciasında yaşadık, 301 madencimizi kaybederek. Maalesef ki yandaş şirketler kazansın denerek, işçinin kanını, canını bile sermayeye feda edebilen bu anlayışın, halkımız da farkında. İnsanı önemsemeyen, ağacı, hayvanları, havayı, suyu önemser mi?
Ülkemiz madenciliğinin ihtiyacı, KAMU eliyle yürütülen, planlı-programlı, işçi sağlığını temel alan, çevreyi koruyan bir madenciliktir. Böyle bir madencilik anlayışı, hukuksuz düzenlemelere dayanarak halk ile karşı karşıya gelmez.
Maden Mühendisleri Odası’nın ısrarla dile getirdiği ve çağdaş madencilik ilkelerinden biri olan “Yöre Halkının Onayı” ilkesi göz ardı edilmemeli, yöre halkına rağmen madencilik yapılmamalı, madencilik faaliyetleri nedeniyle yerel halkın yaşam alanlarının ve yaşam standartlarının olumsuz yönde etkilenmesine izin verilmemeli, sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşamlarını sürdürebilme hakları korunmalıdır.
Sonuç olarak; enerji stratejik öneme sahiptir bir ülke için ve özel sektöre terk edilemeyecek kadar önem arz eder. Madencilik KAMU eliyle yapılmalı, doğayı ve kültürel varlıkları korumayı öncelemeli, işçi sağlını temel almalıdır!
Yöre insanı ve tüm canlıların yaşamından ekolojiye, tarımdan su kaynaklarına, zeytincilikten hayvancılığa, hava kalitesinden çevre kirliliğine, diğer sektörlerle etkileşimden ekonomikliğe kadar bütün parametreler dikkate alınmalıdır. AKP döneminde, özeleştirmeler sonucunda rant ve talana dayalı yapılan madencilik kadim bir zanaat olan madenciliğe de zarar vermektedir.
Çevreyi, doğayı önceleyen, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına geçişi hedeflenecek şekilde bir enerji politikası planlaması gerekmektedir.
Yandaşlar eliyle yapılan, kara düzen enerji politikaları ile olmaz bu işler.



